MUSTAFA ALBAYRAK’tan: “Bilinmeyen Öyküler-4/Unknown Stories-4”

Mustafa Albayrak’ın yirmi sekizinci kişisel sergisi “Bilinmeyen Öyküler-4/ Unknown Stories-4 ” 21 Nisan 2022 tarihinde  18:00 – 20:00 Saatleri arasında yapılacak olan açılış kokteyli ile  Doku Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

Albayrak, zaman kavramı ve hareket üzerinden özellikle istiklal caddesi’ni gözlemleyerek kalabalık insan gruplarını resmetmekte, günümüz insanının sosyal ve pisikolojik açıdan yaşamını sorgulayan figür kurguları oluşturmaktadır. Resimlerinde kendine özgü  desen anlayışı ile oluşturduğu figürlerin devinimden dolayı transparanlaştığı gözlemlenir. Teknik ve malzeme açısından kendisini  sınırlamadan hedeflediği sonuca ulaşmak adına birbirinden farklı tekniklerde eserler üretir.                                                                                         Son dönem çalışmalarının yer aldığı sergi “Bilinmeyen Öyküler-4 / Unknown Stories-4” 21-Nisan 26 Mayıs  2022 tarihleri arasında Avukat Süreyya Ağaoğlu sok. Köşe Ap. No:10 /10D Teşvikiye/ İstanbul  Adresi Doku Sanat Galerisi’nde görülebilir.

MEDYA İLETİŞİM: Doku Sanat Galerisi / 0 212 246 24 96 /doku@sanat.com

Titrek Ve Flu / Çoğul Çizgi Ve Aşırı Kaygan /

Düzenli Düzensizlik / Ya da

Zamansız Bir Zaman Olarak: “An”ın Anlık Hikayesi /

Ekrem Kahraman

Bazen o kadar çok şey birden aynı anda ve aynı zaman düzlemi katmanında -üstelik kadim bir zaman sarmalında- birbiriyle iç içe geçer ya da bir çok anlamda üst üste çakışır ki bu aynı zamanda tarihsel olan kritik kırılgan “zaman”la, “zaman”ı gelmekte olanın tarihsel “zaman”ının birbirine karıştırıldığı tarihsel bir “an”dır tam da.

Bazen de içinden geçiliyor olunan kültürel “zaman”ın çok çok ötesine doğru savrularak parçalanmış bir “zamansız zaman”ın kırık çıkık parçaları yepyeni bir bütünleşme formatı ortaya koyarlar ki bu aynı zamanda dönemin belirleyici temel karakteri gereği yepyeni bir “zaman” formu iddiasıdır bir bakıma.

Daha baştan adını koymamız gerekir ki bir sanatçı olarak Mustafa Albayrak resmi tam da bu zamansal bağlamlar üzerinde yarı titrek ve flu belli belirsiz bir kimlik kurmayı, böylece de kendi özgün varoluşunu denemeye girişen bir sanattır? Bana kalırsa tıpkı tarihsel “Modern Sanat” akımlarının kurucusu ve bunların alabildiğine çoklu birikimlerine sahip ve onların zihinsel kodlarıyla hareket eden “modern sanatçı”nın aslında kendisinden önceki bir çok ressam/sanatçının da bir süre sonra kolaycı bir yolu seçerek tıkanıp kalmış oldukları yerde yeni bir dil arayışını sürdüren bir sanatçı tipidir ilk bağlamda. Bu yüzden de daha baştan kendisine resimsel olarak kaygı edinmiş olduğu “dil” ve “söylem” arayışı ile bilerek ya da bilmeyerek bu büyük tarihsel tıkanıklığa karşı özgün bir yol arayışına çıkmış gibi görünüyor.

Neden mi böyle düşünüyorum? Çünkü Albayrak bir tür günümüzün “çağdaş sanatı” olarak kabul edilmiş gibi görünen güncel neoliberal sanatın sözüm ona içerik/kavram adına tarihsel form ve dil arayışından uzaklaşarak fakat kalıcı tarihsel bir yeni form ya da içerik/kavram da üretmeden çağın yeni kültürel durumunu ve sanatını da kesinlikle üretemeyeceğinin pekala da farkındadır.

Kaldı ki zaten daha baştan manipüle edilmiş olarak ortaya çıkan neoliberal “güncel sanat”, niyeti ve temel karakteri gereği hem “modern”in temel ilgi alanı olarak öne çıkan yeni bir form kurmayla uğraşmayı bir kenara itmiş hem de sözüm ona modern sanatın “öz/içerik” olarak tanımladığı olmazsa olmaz değerleri bile zamanla öteleyerek yalnızca aktarılmış birer “kavram”lar dizgesi ve “durum”a indirgemiş durumda.

Sanırım sanatta “modern” kavramı kadar çok tartışılmış -fakat yine de içinden geçiyor olduğumuz sürecin “postmodern/modern sonrası” olarak adlandırılmasına rağmen- yine de üzerinde henüz yeterince konuşulmuş ya da anlaşma sağlanamamış görünen herhalde pek çok “modern” kavramdan yalnızca biri olmalı?

Kaldı ki zaten benzer bir tartışma modernizm / postmodernizm kavramları üzerinde de aşırı muğlak ve manipüle edilmiş bir takım görüşlerle pörsütülmüş bir biçimde günümüzde de halen alttan alta sürüp gitmektedir bütün dünyada olduğu gibi bizde de.

Bazı sanat tarihçilerin ve düşünce ya da sosyal bilimcilerin tanımlamalarında olduğu gibi “modern” kavramı “o dönemde moda olan” anlamından çok çok ötede bir yerde neredeyse bir tür yalnızca

toplumsal bir devrim tanımlaması olmasının yanı sıra diğer bir yandan da sanatta/kültürde yeni bir dil ve söylem arayışından ibarettir yalnızca?

Bana kalırsa ne tarihsel ne de güncel olarak “modern” ideolojide de siyasette de toplumsal ütopyalar ya da dilsel söylemsel kültürel arayışlar bağlamında da tamamlanmadı henüz. Çünkü “tıkanma” denilen şey “modern”in kuramsal bir iddia olarak bizzat kendisi olmaktan çok doğrudan “modern”in o dönemdeki  kurucucusu öncü burjuva sınıfının ta kendisi.

Aslında sanat tarihinde basma kalıp bir bakış açısıyla “sanat akımları” olarak tanımlanan farklı modern arayış temrinleri olarak anılması gereken gerçekten de farklı farklı “izm”ler aslında modern dönemin temelinde duran bütün bu dilsel söylemsel “zaman” arayışlarının ve kurgularının birer “özgürlük alanı” olarak görülmesi gerektiğinin altını yalnızca bizde değil “modern”in doğmuş olduğu batı kültürlerinde de ısrarla çizmeyi günümüzde de halen sürdürüyor.

Empresyonistler “modern”le birlikte kimlik kulmaya girişen “zaman” kavramını ışığın sürekli değiştiği “an”lara indirgemişler ve bunu sağlamak için de resmi yapanın fırça dokunuşlarını keskin tutmamaya ve sanki doğayı ürkütmemek üzere ve onun yalnızca izleyerek sessizce resmetmeye özen göstermişlerdi. Ekspresyonistler ise bu tarihsel yeni “zaman”ı ressamın ya da sanatçının bir tür “an”lık içsel fırlak fırça vuruşuna doğru evrimleştireceklerdir. Puantilist (noktacı) ressamlar ise yalnızca alışılmış yapım tekniklerinin dışına çıkmakla kalmayıp geleneksel olarak boyayı palette karıştırıp renk bulma geleneği yerine doğada gördükleri renkleri görsel olarak zihinde oluşturma yönünde yeni bir yol icat ederek karıştırılacak boyaları küçük noktalar halinde yan yana dizerek yeni bir dil kurmayı denemeye girişmişlerdi.

Kübistler ise doğrudan “form” üzerine yoğunlaşmışlardı. İcat ettikleri Kübizm ise her ne kadar gösterirken “kübik” bir parçalamaya başvurma ve yeniden kurma olarak tanımlansa da doğrudan bir yapıbozum / sökümdü aslında. Yani aslında “zaman dışı bir zaman”da bir tür zamansal bir sarmal ya da yepyeni bir form düşüncesi ya da iddiası…

Fütürizm ise bu “zaman” dışı form kurma/oluşturma düşüncesinin öteki yüzüne odaklanır esas olarak: formun biçiminden çok onun kanlı canlı değişken hareketliliğine…

20. yüzyıl başlarında, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde İtalya’da ortaya çıkan, hem geçmişe, hem şimdiki zamana ve geleceğe ait duyum ve zamansal devinimleri aynı anda birlikte göstermeye çalışan ve edebiyat ve şiirde İtalyan şair ve tiyatro yazarı Filippo Tommaso Marinetti, Ezra Pound, D. H. Lawrence ve Giovanni Papini vd. fütürist şair ve edebiyatçılar yazmış oldukları şiir ve metinlerle önceki dönem geleneği içerisinde oluşmuş olan akıllı üslü duyarlı sözler kurma tutumunun reddederek Sözcüklere Özgürlük tutumunu benimsemişlerdi. Umberto Boccioni, Giacomo Balla, Carlo Carra vd. fütürist ressamlar çizgi ve formun aşırı enerji yüklü dinamizmine ve figüre dayalı formun yapıbozumu / sökümüne başvurarak yepyeni bir resimsel dil kurmaya girişmekten kaçınmadılar.

Zamanla radikal bir karşı çıkıştan bir tür “geleceğin yeniden tasarlanması” çabasına dönüşen Fütürizm, dışarıdaki hayatta bile “teknik dönüşüm ile hız” kavramları üzerinden ilerleyerek plastik plastik durgunluktan (statik teknik) bir başka duruma geçişi (dinamik teknik) sembolleştirecektir. Fütürist sanatçılar, gelecekte, fotoğraf kamerasının kaydedebileceği enstantaneyi hareket halindeki nesne ve figürlerde hareketin yinelenmesiyle ya da enerji yüklü çizgileriyle çözümlemeye çalışmışlardır.

Kişisel kanım o ki Mustafa Albayrak’ın da önce fotoğraf ve çoğu zaman statik durgun fotoğrafik görüntüden hareket halindeki titrek ve ilerleyen görüntüye geçmesi aynı tutumun bir benzeri olarak

öne çıkmaktadır. Sanatı a o yüzden kesinlikle yukarıda sözünü etmiş olduğum entelektüel kültürel tarihsel tartışma aralığı ile empresyonizm, ekspresyonizm, puantilizm, kübizm ve en çok da “hız”a methiyeler düzen fütürizm vb. birlikte ele alınması gerekmektedir.

Çünkü o da tıpkı “zaman” kavramıyla görsel dilde de benzer bir çağrışım iması “kurgu” oluşturma kaygısı içerisindedir sürekli olarak. Albayrak kendine ait yeni bir gösterme diliyle bu tarihsel dilsel “aydınlanma” deneylerini yeniden gündeme taşımaktan kaçınmayıp böylece kendisine yeni bir yol arayışı dizgesi kurma mecrası yaratmış olarak bambaşka bir aşamaya taşımaya girişiyor hem resimleri hem fotoğrafları hem de üç boyutlu buluntu nesnelerle oluşturulmuş enstalasyonlarıyla.

Ne var ki Albayrak bir yandan da fütüristlerin methiye düzüp övgüler yağdırdıkları “hız”ın yaşamı yok etmeye başladığı “zamansız zaman”ın “an”sal huzurlu devingenliğini öne çıkarmayı çok daha fazla ister görünmektedir.

Bir sanatçı olarak Albayrak bu modernleşmeci fütürist yolu mu sürdürüyor derseniz hayır hayır!

Fütüristler yalnızca çağın temel imgesi “hız”ı görünür kılmayı amaçlamışlardı. Fakat o “hız”dan

çok onun hemen öncesi geçmişteki ya da sonrası ya da çok çok yakınında duran fiziksel görünüş 

“hareket”i amaçlıyor. Çünkü onun için “hareket” zamanın ta kendisi olmasının yanı sıra aynı

zamanda resimsel bir öge olarak “çizgisel ritm” demek. Bu nedenle de sanatçı çalışmalarında

“zaman”ın mutlak oynaklığı ve neredeyse elden kaçıp gidecekmiş gibi duran çizgisel çoklu

zamansal kayganlığı ya da ele geçirilemezliği üzerine bir yandan hayıflanan öte yandan da haklı

olarak sürekli itiraz eden bir tür “düzenli düzensizlik” kurgusuyla görsel bir destan kurmaya çalışır

gibidir sanki?

Modernleşme sürecinin ilk başlarında esas olarak döneme damgasını vuran ve onun temel kimliğini isimlendiren bilim ve teknolojinin şaşırtıcı bir biçimde öne taşıdığı “hız” imgesi abartılarak öne çıkarılırken günümüzde ise bu tutum güncel yaşamın özünü oluşturan “hareket ve sallantılı hal” Mustafa’da övgüden ve yüceltici kutsayıcı bir methiyeden çok bir tür felsefi bir saptama yalnızca.

Bu da zaten aynı zamanda tarihsel “modern” ile güncel çağdaş “modern” arasındaki tipik ve zorunlu bir yol ayrılığıdır aslında.

Bir Cevap Yazın