Bayramda

Ümit Gezgin

Hava kapalı, yağmur yağdı yağacak gibi duruyor ama, sanki yağmayacak, sanki yağacak.. Değişken bir hava durumu var ve erken kalkıp hazırlanmam gerekiyor. Cep telefonun saatini kurdum, akşam kitap okurken uyuyakaldım ve sonra yatak lambasını söndürüp, uykuya daldım.

Rüzgar uğulduyordu uykuya daldığımda ve karşı ışıklar yanıyordu sabaha kadar. Ağaçlar, yeni yapılan apartmanların bahçelerinde veya önlerinde yükselen ağaçların üstündeki kargalar gece gündüz gaklıyor, insanı tedirgin ettiği kadar aynı zamanda tuhaf bir mutluluk, yaşama dair ayakta kalma hissi ve geleceğe umutla bakma iştahı aşılıyordu.

Kargalar, karada kediler gibi uyanık canlılardı. Sayı saymayı bildiklerini ve yiyeceklerini gömdüklerini, bazı karga türlerinin iki yüz elli yıl yaşadıklarını bir yerlerden öğrenmiştim.

Bugün soğuk olacak, diye düşündüm. Sonra bayramların mutluluk kaynağı olduğunu, düşündüm. Yola çıkmak, gitmek, tamam ama, trafiğin nasıl olacağını, düşündüm. Dışarda kargalara ve martılara yiyecek bir şeyler almam gerekir, diye düşündüm. Kuşlar alışmışlardı sabah saatlerinde onlara bir şeyler vermeme, bekliyorlardı. Ben öyle sanıyordum. Sanki seslerini duyuyordum. Yemeğimiz nerede, diye soruyorlardı adeta ben dışarıya, sokağa, ağaçların ve kaldırımların oraya, apartmanın önüne ulaştığımda ve gökyüzünün maviliğine ve topak haldeki değişken bulutlara baktığımda. Bulutlara bakmak bana mutluluk veriyordu, maviye, sonsuz maviliğe bakmak ve o mavilik içinde sessiz ve sakin uçuşan martılara bakmak. Bulutların içine girince kayboluyordu martılar ve martıların özgürlüğün, mutluluğun ve dünyada yaşadığımızın habercisi olduklarını, düşünüyordum.

Git gide yaşlanıyoruz. Ağaçlar, kuşlar da yaşlanıyorlar mı?.. Git gide zaman eriyor, yok oluyor, değdiği yeri eğreltiyor, değiştiriyor ve farklılaştırıyor.. Yola çıkmak istiyorum ama bir pişmanlık da belki, trafikten kaynaklanan, gidilecek yere bir türlü ulaşamama durumu yaşatacak kalabalıkla kuşatılarak, hep yolda olmak, hep geçen gidene, değişen ve hareket halindeki binalara, yollara, denize, gemilere bakmak.. Daha çok kuşları, en çok da gökyüzünün maviliklerinde martıları görmek..

Denizlerin kenarında bir bayram günü martıları gördüm. Kargalar kenarlarda dolaşıyor, her bir ağaçtan diğerine zıplıyorlar, oyun yapıyorlardı birbirlerine ve neşeli kahkahalar atıyorlardı adeta gökyüzüne doğru..

Sait Faik’i düşündüm bir ara.. Ada’daki küçük hayatları ve sıradan insanların hayatlarını anlatmaya çalışırken, aslında kendi hayatını da anlatmaya çalışan, kendini anlamaya ve tanımlamaya çalışan biri. Sait Faik, büyük bir yazar.. Kısa, etkili anlatımlara sahip.. Bu etkiye de zorlamayla değil.. Doğallıkla ulaşmaya çalışmış ve bunu başarmış biri..

Bayram güzel zamanların toplamı olarak karşımıza çıkıyor. Martılar bayramda daha güzel uçuyor, kargalar seslerini ona göre ayarlıyor, küçük çocuklar parklara yollanıyorlar ebeveynleriyle birlikte veya bakıcılarıyla.. Bakıyorum parklar bahçeler de dolu.. yeşillikler parklardan taşmış, denize, denizin içlerine doğru ilerlemiş. Buradan, durduğum yerden denizin taa uzaklarına bakıyorum. Buğulu görünüyor adalar buralardan. Oralarda da nice türlü kaygılar içinde nefes alan insanlar yaşıyor. Kaygı olmadan hayat da olmuyor.. Kaygılar ortadan kalkınca hayat da kalkıyor ortadan. İnsan bir damla kan, bin bir endişe boşuna demiyorlar..

Bayramlar güzel, insanlar mutlu bayramlarda.. Denize doğru ilerliyorum ve yola çıkıp, trafik çekilmez bile olsa, büyüklerimin ellerini öpmek için yollara çıkmaktan vazgeçmiyorum.. İçimde denize, denizlerin en dalgalı yerlerine doğru ilerleme içgüdüsüyle ilerliyorum…

Bir Cevap Yazın