Değerli sanatçı Muhsin Kut vefat etti.

Ümit Gezgin

Türk resmi için büyük bir kayıp. Kendi tarzını, kendi üslubunu ve konularını yaratmış bir ressamın, pentürü kendince bir tavırla harmanlayan bir ressamın vefatı, sanat dünyası ve sanatın varlığı için gerçekten de büyük bir kayıptır.

Maalesef gerçek sanatçılarımıza yeterli oranda sahip çıkamıyoruz. Onlar öldükten sonra iki ahvahla da olayı geçiştiriyor ve unutulmaya terk ediyoruz. Sanat eserlerine de maddesel bir güçle, ederiyle bakıyoruz. Oysa gelişmiş toplum olmak, medeniyet çıtasını yükseltebilmek için, sanatçılarımıza yaşarken bütün boyutlarıyla sahip çıkmak gerekir. Özellikle gerçek sanatçılara.. Gerçek sanatçının ölçütü de karışık değildir: Kendi tarzını yaratmış, oluşturmuş kişidir gerçek sanatçı. Elbet herkes sanat yapma hakkına sahiptir, ama yine herkes gerçek sanatçı olmuş kişilerin, yani kendi tarzlarını oluşturmuş insanların gerçek sanatçı olduklarını kabul etmesi gerekmektedir.

Muhsin Kut, kendisi gibi gerçek birçok sanatçının yaşadığı mücadele alanlarından geçerek kişiliğini var etti ve o kişiliğin izinde bir yaşam sürdü.

1938 yılında İstanbul’da doğan sanatçı,  1958 yılında Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirdi. 1959’da resim yapmaya başladı. “Dolmuş”, “Tef” ve “Pardon” dergilerinde karikatür çizdi. İlk resim sergisini 1959 yılında Taksim Meydanı’nda açtı. Böylesi erken dönemde sanatın içine, çizgiyle düşünme olayı dediğimiz karikatürle görsel sanatların göbeğine yerleşmiş bulunuyordu sanatçı.

Sanatçı,  1962 yılında, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi seramik bölümünü  kazandı. Hocası çok iyi bir seramik sanatçısı olan Sadi Diren’dir. Atölye hocası ise sanatçı Sabri Berkel’dir. Sınıf arkadaşları, Yahşi Baraz, resim bölümünden Komet, Mehmet Güleryüz, Utku Varlık ve Ömer Kaleşi dönem arkadaşlarıdır.

Akademi içinde 1967 yılında Uluslararası Barış Şenliği Resim birincilik ödülü ile Ahmet Andiçen Seramik birincilik ödülünü kazandı. Akademide öğrenci iken Sabri Berker’in önerisi ile Beşiktaş Resim Heykel Müzesi Milli Koleksiyonu’na eseri kabul edilmiştir.

1987 yılı Tekel Resim yarışmasında birincilik ödülü alan sanatçının resimleri İstanbul ve Ankara Resim ve Heykel Müzeleri’nde, Avustralya’da Broken Hill Belediye Müzesi’nde, New York Üniversitesi Abby Grey Koleksiyonunda, İstanbul Modern’de, ayrıca yurtiçi ve yurt dışında birçok önemli koleksiyonda bulunmaktadır.

Her yıl başka bir yer ve konu seçmiştir sanatçı. Tarzını bunun üzerine kurmuştur.  2009 yılında 19. İstanbul Sanat Fuarı’nın ‘onur sanatçısı’ ödülüne Türk resmine önemli katkıları nedeniyle Muhsin Kut layık görülmüştür.³

Doğup büyüdüğü şehir İstanbul, gezip dolaştığı tüm ülkeler, yıllar geçtikçe Muhsin Kut’un resminin ana konusu haline gelmiştir. Eşi ile birlikte bütün Avrupa’yı gezip dolaşan sanatçı, gittiği her ülkeden resimler yapıp, sergiler açmıştır. Her ülkeden tek bir resim yapmak yerine, gittiği ülkeyi bir konu olarak çalışmaktadır. Ama bunlar arasında çalışması en zor şehrin İstanbul olduğunu söyler. Yıllardır, gözüne ne takıldı ise güzelliğine, çirkinliğine bakmadan resmetmeye çalıştığını söyler.

Muhsin Kut, gezgin ressamlar geleneğinin ülkemizdeki en önemli çağdaş temsilcisidir. Çarpıcı imgenin peşinde ülkesini ve tüm dünyayı gezmektedir. Resimlerinde peyzaj imajından hareketle, kendine özgü yapılmaya değer görüntüler yakalamaya ve çevre gözleminden yarı soyut biçimler yaratmıştır.  Konuyu ise, resimsel değeri ortaya çıkarmakta bir araç olarak kullanmaktadır.

Muhsin Kut’un resimlerinde gördüklerimiz bir yandan manzaraların ve nesnelerin kendileri, bir yandan da yeniden üretilmiş görüntüleridir. Henüz Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girmeden, Bakırköy’de doğduğu evde başlayan resim yapma tutkusu, sonrasında aldığı eğitim ve dünyayı sığdırdığı kendi evreni, onu her defasında yeni ve farklı konulara sürükler. Onun resminde, oraya hiç gitmemiş olsanız da tanıdık bir adres ve samimi bir kadraj bulursunuz.

Muhsin Kut’un resim çalışmaları en başından günümüze dek incelendiğinde, dikkati çeken bir nokta da insan figürü yerine insan yapısı kentlere, binalara, eşyalara veya nesnelere resminde daha fazla yer vermesidir. Her ne kadar zaman zaman figür öncelikli yapıtlar dikkatimizi çekse de büyük çoğunluğu 1980 yılları öncesinde yapılan bu resimlerden sonra 1980 – 2009 döneminde sanatçının daha çok doğa ve kent, özellikle de deniz ve kıyı manzaraları üzerine yoğunlaşan bir ressam kimliği gösterdiği söylenebilir. Son dönem gezgin kimliğinin öne çıkmasında, her sergisinde müdavimi olan koleksiyonerleri sevindirecek, şaşırtacak yeni imgeleri yakalayabilme isteğinin de etken olduğu söylenebilir.

Farklı bakış açısı ve yalın renkleriyle, sadece gördüklerini değil, görünenin ardındakini de tuvaline aktarmış, her şehri, onlarca farklı bakış açısından, onlarca kez resmederek bir konu haline getirmiştir. İnsan figürü yerine resimlerinde şehirlere, nesnelere yer vermesinin asıl sebebini ise kendisi şu sözleriyle açıklamaktadır; “ Resimdeki insan, resmime bakan gözdür.”  Muhsin Kut, hiçbir zaman soyut resimler yapmamış olsa da, onun, resimlerini tamamen realistik çizgilerden arındırmaya çalıştığı görülmektedir. Onun sanatı, kendi deneyimlerini, izlenimlerini ve kendi görme biçimini resimleriyle aktarmasından meydana gelmektedir.

Bugüne kadar gezmiş olduğu onlarca ülkeden izlenimlerini yansıttığı peyzaj çalışmalarıyla, ülkemizde ve Dünya’da birçok kez eserlerini sergilemiştir. Daha küçük yaşlarından ailesinden aldığı eğitimle başlayan resim aşkı hiç bitmemiş, hiçbir zaman çizmeyi bırakmamıştır.  Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayan eğitim hayatı, hocaları ve yol göstericileri olarak adlandırdığı Kemal Künmat, Güner Ener ve Sabri Berkel’in de etkileriyle kendi tarzını bulmuş ve bu çizgiden hiç ayrılmamıştır.

Değerli sanatçı Muhsin Kut 3 Mayıs 2022’de vefat etti.

Bir Cevap Yazın