Fotoğraf ve Gerçeklik

Ümit Gezgin

Fotoğraf gerçekliği ne kadar ifade eder? Yakalayabilir mi gerçekliği bir fotoğraf makinesi ve o makineye anlam yüklemeye çalışan fotoğraf çeken… Fotoğraf çekenle, fotoğrafçı da başka başka şeyler..

En başta fotoğrafçı bir sanatçı olarak karşımıza çıkar ki, o kendince anlam yükler doğaya, insana, mekana.. Ağaca çıkmış kedinin fotoğrafını çekme konusunda birbiriyle yarışan bu iki fotoğrafçı, ellerindeki pahalı fotoğraf makineleriyle gerçekte ne yapmak istemektedirler. Ben, onları sahilde ağaçtaki kediyi pis pis’lerken görünce ilk önce gülmekten katıldım kendi içimde. Ya, ilerde, kasketiyle kıs kıs ve meraklı gözlerle gülen adama ne diyecektik. Şaşkın merakının altında komik bir durum vardı…

Bu aynı zamanda bu iki kişinin fotoğraf sanatçısı da olamayacaklarını gösteriyordu bize.. O kadar durum ve hatta sanata konu olacak şey varken, bir köpekten kaçarak ağaca çıkmış masum bir kediyi, sanki aşağıda bekleyen köpekler gibi kıstırmış fotoğrafını çeken insan olmak.. her şeyin üstünde kara mizah olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dakikalarca orda, kedinin nesini çekiyorlarsa, dönüp dönüp, bekleyip, dinlenip çektiler.. kilometrelerce uzaklığı netleştirebilen o pahalı makinelerle?…Kedi de şaşkın, bu ablak tiplere baktı dakikalarca… Ben oradan uzaklaştığımda da, gerek uzakta heykel gibi dikilmiş, anlamsız bir olaya bakar gibi bakan adam da hala bakıyordu.. bu acemi fotoğrafçılar da bıkıp usanmadan kedinin fotoğraflarını çekiyordu…

Kargaların masalını dinlemek için oturmamıştım bu sahil kafesine. Ama baktım, iki karga, su birikintisine katı ekmek parçalarını yumuşasın, diye atıyorlar, sonra çıkarıp çıkarıp gagalıyorlardı. ‘Ne de akıllı bu mahluklar!’ diye geçti içimden. Çevredeki insanlardan bazıları da videoya alıyorlardı bu görüntüyü…

Hayatın güzel ayrıntılarından biriydi bu sahne.. Yaşadığımız çevredeki güzellikleri her zaman fark etmiyorduk. Ağaçtaki kedinin fotoğrafını çekenler.. Kargaların marifetini kameraya alanlar.. Artık insanlar değil, bizi hayvanlar mutlu ediyor, onların marifetleri bize çok daha ilginç ve zekice geliyordu..

Ya küçük çocuğun bütün herkes lak lak ederken, kitap raflarında elinden bir türlü bırakmadığı kitapla oyun oynamasına ne demeli?.. Annesinin de akrabalarının da umurunda değildi çocuğun kitaplarla dansı. Çocuk da aslında şaşkındı, ilk defa belki de kitaplı bir kafeyle karşılaşıyor ve kitapları oyunca olarak seçiyordu kendisine..

Kitapları oyuncak olarak seçse bile, ilerde bu oyun onu belki de gerçek bir entelektüele, kitap sever bir insana dönüştürecekti. O kitaplarla oynayadursun.. herkes dedikoduların ve yiyip içmenin derinliklerinde, kendinden geçip gitmiş vaziyetteydi…

Bir Cevap Yazın