Yazar Elbruz Aksoy’un, ‘Beyaz Köleler’ Kitabının Söyleşisindeydik…

Ümit Gezgin

Marmara Üniversitesi Kafkas Kulübü Markaf’ın organize ettiği; Edebiyatçı, yazar, tarih araştırmacısı, en önemlisi sözlü kültür ve tarihin izini süren, giderek Kafkas göçmenleri üzerine değerli araştırmaları olan değerli bir yazar; Elbruz Aksoy’un söyleşisine iştirak ettik.

Markaf’ın organize ettiği yazar, Elbruz Aksoy’un söyleşisine, değerli hocam Prof. Dr. Berat Bir ve Dr. Alp Özeren’le birlikte katıldık.

Yazarın İstanbul Kafkas Kültür Derneği’ndeki son kitabı “Beyaz Köleler” üzerine yaptığı söyleşisine, değerli hocam, Prof. Dr. Berat Bir ve değerli müzisyen, müzik yazarı ve halkla ilişkiler uzmanı Dr. Alp Özeren’le birlikte katıldık.

Değerli Yazar; Elbruz Aksoy, katılımcılar ve Markaf üyeleri söyleşi sonrasında..

Çok güzel paylaşımlar oldu. Fikir alışverişlerinde bulunduk. Elbruz Aksoy, gerek “Beyaz Köleler” gerekse de, “Benim Adım 1864” kitabını yazarken yaşadığı zorlukları, sözlü tarih ve kültürün problemlerini, kişisel anı ve izlenimlerini de içeren doğrultuda anlamlı bir şekilde anlattı.

Karşılıklı diyaloglarla beslenen söyleşi, gerçekten gerek kitap, gerekse de tarihi gerçekler ve anlatılar dairesinde şekillendi ve Markaf’ın organize edip, katıldığı ve gençlerin açıklamalarıyla beslenen bu anlamlı söyleşi hepimize büyük katkılar sağladı.

Bilmediğimiz birçok şey öğrendik. Kafamızda birçok soru işareti uyandı ve bizleri araştırmalara sevk etti. Böyle söyleşi ve panellerin, kitap okuma ve imza günlerinin organize edilmesi hem MARKAF’ın başarısı hem de katılım gösteren gençlerin ve insanların değeri olarak algılanmalıdır.

Değerli hocamız Prof. Dr. Berat Bir’in de birlikte kurucu danışması olduğumuz Markaf’ın başarılı adımlarını takdir ettiğini, söylemesi ve bundan sonra da etkinlerin artarak devam edeceğini, dile getirmesi, hepimizi yüreklendirdi.

Gerçekten de kültür paylaşıldıkça gelişiyor ve güçleniyor. Özellikle bu kendi kültürümüz, tarihimiz ve birlikteliğimiz söz konusu olduğunda daha bir anlam kazanıyor…

Elbruz Aksoy

Samsun Koleji’nden mezun olduktan sonra 1996’da Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde okumak için İstanbul’a yerleşti. 1996’dan bugüne Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde çeşitli seyahatler gerçekleştirip ötekiler, hafıza, mekân, hatırlama ve yüzleşme ekseninde sözlü tarih çalışmaları yürüttü. Resmî tarih söylemine bir alternatif olarak, coğrafyamızın mahrem, anlatılmayan ve unutulmak istenen insan hikâyelerini gün yüzüne çıkartmaya çalıştı. Topladığı bu verileri edebi metinler haline getirip sosyal medya üzerinden yayın yapan farklı sitelerde yayımlayarak yazı hayatına başladı.

2018’de Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde Beyaz Köleler üzerine yüksek lisans tezini yazdı. 19. yüzyıl Osmanlı toplumu, kölelik ve cariyelik, Osmanlı kadını, azınlıklar, erken Cumhuriyet dönemi politikaları ve Kafkasya üzerine çalışmalarına devam etti.

İletişim Yayınları’ndan daha önce Benim Adım 1864 adlı kitabı yayımlandı (2018).

http://www.elbruzaksoy.com

BEYAZ KÖLELER KİTABI

Elbruz Aksoy’un kitabı, her şeyden önce büyük bir yüzleşme çalışması: Türkiye’deki kölelik “geleneği” ile, kitaba adını veren Beyaz Köleler olgusu ile yüzleşme… Genellikle unutulan, unutulmak istenen veya “bir tür hizmetçilikti” diye yumuşatılan kölelik, nasıl bir sınıfsal-toplumsal ilişki ağı içinde ortaya çıkmış, kurumlaşmıştı? Nasıl bir anlatıyla meşrulaştırılıyordu? Başta “cariyeler,” köleler nasıl bir toplumsal cinsiyet rejimine ve cinsel sömürüye tâbi idiler?

“Beyaz Köleler Osmanlı coğrafyasının farklı birçok şehir ve kasabasının çok dilli, çok kültürlü kalabalık aileleri içinde onlara verilen çiçek isimlerine alışamadan, takılıp düştükleri süslü kıyafetleri içinde, sahiplerini güldüren kırık Türkçeleriyle ve namaz kılarken mırıldandıkları bozuk Arapçalarıyla her geçen gün Osmanlılaşırken, ellerinde büyüttükleri bir nesli de sessizce kendilerine benzetiyorlardı.”

Elbruz Aksoy’un kitabı, her şeyden önce büyük bir yüzleşme çalışması: Türkiye’deki kölelik “geleneği” ile, kitaba adını veren Beyaz Köleler olgusu ile yüzleşme… Genellikle unutulan, unutulmak istenen veya “bir tür hizmetçilikti” diye yumuşatılan kölelik, nasıl bir sınıfsal-toplumsal ilişki ağı içinde ortaya çıkmış, kurumlaşmıştı? Nasıl bir anlatıyla meşrulaştırılıyordu? Başta “cariyeler,” köleler nasıl bir toplumsal cinsiyet rejimine ve cinsel sömürüye tâbi idiler?

Çarlık Rusya’sının, Osmanlı’nın son devirlerinde ve 1864 Çerkes Sürgünü sonrasında kölelik nasıl evrildi? İttihat Terakki, Çerkes Ethem ve yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devleti, kölelerle “ne yaptılar”? Ve sonunda, kölelik nasıl sona erdi, nasıl izler bıraktı, nasıl hatırlandı ve unutuldu?

Beyaz Köleler, Türkiye’nin toplumsal tarihinin gizli saklı olgusu hakkında kapsamlı bir araştırma.

Bir Cevap Yazın