Eray Canberk ile Feneryolu’nda Köşe başı Sohbeti

Nusret Karaca

28 Mayıs 2022 Cumartesi

Kayubaşı’ndayım.

Yayımlanmış yazılarımın çıktılarını almak için yine dost Nail Mustafa Canbesler‘in kırtasiyesindeyim.

Eray Canberk

İşimi tamamlayıp tam çıkmak üzereyken sevgili Mustafa’nın “Merhaba Eray ağabey” diye seslendiğini duydum. Yüzümü kapıya doğru çevirdim. Şapkalı, yüzü covid koruma maskeli bir kişi. Ancak arkadan vuran güneş ışığı nedeniyle yüzü karanlık. Kim olduğunu anlamaya çalışıyordum ki kapıdan içeriye doğru iki adım attı.” Nusret!” dedi…”Benim!”

“Eray Ağabey!” dedim.” Seçemedim. Kusura bakmayın. Güneş arkadan vurunca…”

“Bak Nusret, sen böyle söyleyince birden aklıma geldi. Sana bir şey anlatacağım.” dedi. “Bir gün Kadıköy’de Fazıl Hüsnü Dağlarca‘nın sıklıkla gittiği vagon restorana uğradım. Kendisi bir masada oturuyordu. İçeri girdiğimde beni tanıyamadı. Ya Eray! Ne biçim bir adamsın! Yüzünü güneşin önüne koymuşsun.” dedi.

İşte Sevgili Eray Canberk‘in bu sözleriyle Sevgili Osman Serhat Erkekli‘nin Bostancı’da bir konuşmamızda bana söylediği gibi ‘yaşayan edebiyat’ın içine girmiştik bir kere. Ben bunları not etmez miyim, yazıya dökmez miyim?

Eray Canberk o gün elindeki bazı kitap ve notların içinden fotokopiler çektirdi. Kendisi ile yapılan söyleşiler kitap haline getirilecekmiş. Yusuf Çotuksöken istemiş. Beni de arayacaklarını söyledi. Bir söyleşi de benden alacaklarmış. Önce Kadıköy Life ‘ta daha sonra İnsancıl ve Sanat Tasarım Gazetesi‘nde yayımlanan, en son ve geniş olan söyleşiyi göndereceğimi söyledim. Az sonra da kırtasiyeden ayrıldım.

31 Mayıs 2022 Salı

Feneryolu

Yolum Kadıköy

Halk Eğitim Merkezi ve sonrası Caferağa Spor Salonu…kalan zaman diliminde sanatsal bir etkinlikle kucaklaşma…Dostlarla sohbet…

Evden çıkışımın üzerinden bir iki dakika geçmiş Erdoğdu Sokağın Kuyubaş’ına dönen köşesinde beni görüp bekleyen birine takıldı gözlerim. Bu kez çok net görüyordum. Gözlerini üzerime dikmiş beni  bekliyor. Sevgili Eray Canberk

“Eray ağabey! Bu aralar sıkça karşılaşmak ne güzel!”

“Evet! Yüzümü güneşin önüne koymuşum ya Dağlarca’nın dediği gibi geldi yine aklıma.”

Tabii hemen ayak üstü sohbet…

-Nasılsın Nusret! Yusuf Çotuksöken aradı mı?

*Hayır ağabey! Arayınca hemen yollayacağım.

-Bak bir anekdot daha. Madem Fazıl Hüsnü Dağlarca dedik. Son zamanlarda sağlığı kötüydü. Belleğinde çok sayıda dörtlükler olduğunu ancak yazamadığını söyledi. Yanındaki bakıcısının yazısı kötüymüş. Benim kâğıda dökmemi istedi.

“Bir makine olsa da hafızaları kaydetse. “derdi.

Ayak üstü sohbetimizi yazıya dökeceğimi tahmin etmiş gibiydi. “Köşe başı sohbeti “dedi.

Yazı başlığını da böylece Eray Canberk koymuş oldu.

Bir süre daha sohbet ettik. Her zaman olduğu gibi ailemi sordu, selamlarını iletti. Sohbet bitimi kendisi evine doğru yol alırken ben de Kadıköy istikametine doğru yol alıyordum ki aniden dönüp kendisini yakaladım. “Ağabey az önce bir gence çektirdiğimiz fotoğraf iyi çıkmamış. İzin verir misin?” dedim. “Elbette!” dedi. Objektifimden bir Eray Canberk fotoğrafı daha! Ve ben edebiyat tarihine hem güncel yazımla hem fotoğrafla bir not daha düştüm Eray Canberk ile ilgili.

Hem de hiç vakit kaybetmeden. Bir pastanede oturup istediğim bir bardak çayımı bile bitirmeden.

Bizde böyle!

Güzel işler yapan güzel insanları buldum mu kaçırmam…

Bu kişileri tanımak onların dostluğunu kazanmak bir zenginlik benim için.

Ve ben bunlarla besleniyorum fırsat buldukça.

Bir Cevap Yazın