Bir Başka Problem: Sanat Tarihi Eğitimi

Burak Dipevliler

Ülkemizde verilen sanat tarihi eğitimi sizce yeterli mi? İstanbul’da yaşayan genç bir adam Ayasofya’yı, Anthemios ve Isidoros’u, Şanlıurfa’daki bir çocuk Göbeklitepe’yi ya da Edirne’de yaşayan yaşlı bir kadın Trakya Dolmenlerini ne kadar biliyor?

Diğer bir ifadeyle ülkemizde yaşayan insanlar, onlara verilen sanat tarihi eğitiminin meyvelerini toplayabiliyor mı?

Yaklaşık on senedir bu alanın içerisinde bulunan birisi olarak sizleri ufak bir yolculuğa çıkarmak istiyorum. Gelin hep beraber sanat tarihi eğitiminin ülkemizdeki izlerini takip edelim.

Unutmadan belirtmek gerek, Osmanlı Devleti’nde sanat tarihi eğitimini 19. Yüzyıla kadar indirmemiz mümkün… Özellikle 1883 yılında açılan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde verilen dersler… Ne yazık ki bunlar da 1908 yılına kadar düzenli olmamışlar…

Cumhuriyet’in ilanından sonra ülkemizde bu alanda yetişmiş eleman bulunmadığından genel eğitimin yanı sıra Sanat Tarihi Eğitimi de Almanya, Fransa ve İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin etkisinde gelişmiştir. 

1933 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün talebi ile başlatılan üniversite reformu ile ismi değişen ve bugün İstanbul Üniversitesi olarak anılan Darülfünun içerisinde kurulan arkeoloji bölümünde ilk defa sanat tarihi dersleri verilmiştir.

İlk sanat tarihi kürsüsü ise 1943 yılında yine İstanbul Üniversitesi’nde, Ersnt Diez ve Oktay Aslanapa tarafından kuruluyor. Bunları daha sonra Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve günümüze kadar diğer üniversiteler takip ediyorlar…

Üniversitelere tekrar dönmeden önce elbette ortaöğretime bakmamız da gerekli…

Cumhuriyet’in ilanından 1949 yılına kadar sanat tarihi dersleri, tarih dersleri içerisinde verilmiştir.

1949-1991 arasında fen resim ve sosyal bilimler gibi alanlarda zorunlu olan sanat tarihi dersleri 1996 yılından sonra lise emsali okullarda seçmeli olarak belirlenmiş ve 2006’dan sonra bütün alanlarda seçmeli ders halini almıştır.

Ufak bir parantez açalım Güzel Sanatlar Liselerini şu anlık bu kapsamdan ayrı tutuyoruz. Ama onları da bir gün ele almak gerekebilir!

Bu kısa tarihçeden sonra tekrardan ana konumuza sanat tarihi eğitimine dönelim…

Sizce de bir insanın sanat tarihine özel bir ilgisi yoksa seçmeli olarak verilen bir dersten alacağı verim ona ne kadar fayda sağlayabilir? Aynı zamanda bu kişinin bir de üniversitede sanat tarihi bölümünü seçtiğini düşünürsek…

Sanat tarihine dair belirli bir altyapısı olmayan, terminolojisini bilinmeyen, faydalandığı alanlara, kuramsal tarihine, yöntemleri ve metodolojisine dair en ufak bir fikri olmayan öğrencinin sizce üniversitedeki hali ne olur? Bunu herhangi bir sanat tarihi bölümüne gittiğiniz vakit koridorda duyduğunuz serzenişlerden daha iyi anlayabilirsiniz.

Bu işin akademik kısmıydı…

Gelelim bir de alanı sanat tarihi olmayan kişilere…

Bir insan kendi tarihini kültürünü bilmeden yaşayabilir mi? Bir cami, bir kervansaray, bir kilise bir tümülüs gördüğünde boş gözlerle bakmaktansa en azından bir iki cümle dahi kurması gerekmez mi?

Ne yazık ki kurulamıyor, olmuyor…

Bunu belki de sanat tarihi eğitimini okul öncesi süreç içerisinde başlatarak düzeltebiliriz. Ülkemizin ve hatta dünya sanat tarihinin önemli kısımları çocuklarımıza beş ya da altılı yaşlarda aktarılmalı… Öte yandan ilk ve ortaöğretimde sanat tarihi dersleri mutlaka zorunlu hale getirilmeli ki süreç başladıktan sonra bitmesin!

Bitmesin ki birine Ayasofya’nın ne olduğunu sorduğunuzda o kişi sizlere boş gözlerle bakmaktan ziyade ‘’Kaçıncı Ayasofya’dan bahsedelim?’’ diye size karşı bir soru yöneltsin ya da onu ortaya koyan mimar-mühendislerin kendi topraklarından biri olduğunu kolaylıkla söyleyebilsin…

Göz ardı etmemek gerek!

Bir Cevap Yazın