“GENCAL MİMARLIK”ın Kurucusu; Yüksek Mimar Osman Ali Gencal’la konuştuk.

Doç. Dr. Ümit Gezgin-Dr. Alp Özeren

Gencal Mimarlık, Yüksek Mimar Osman Ali Gencal tarafından 2018 yılında kuruldu. Estetik ve mimarlığı bir araya getiren ve sadece güzel, uyumlu şehirler değil bir o kadar estetik, teknolojik, yenliğe açık tasarım yaklaşımlarını da devreye sokan bir özellikle, faaliyet göstermeye başladı.

Doç. Dr. Ümit Gezgin, Gencal Mimarlık Kurucusu: Osman Ali Gencal, Dr. Alp Özeren

Kendine özgü bir yapı ve evrensel çizgiyle yol alışını sürdüren Gencal Mimarlık; mimarlığı, bilim, sanat ve estetikle birlikte harmanlayarak, yeniliğe açık bir tutumla ele alıyor ve mimarlığa konu olan bütün alanları kuşatmanın en güzel örneklerini vermeye devam ediyor…

Ümit Gezgin, Ali Gencal, Alp Özeren

Biz, SANAT TASARIM GAZETESİ olarak; çok yönlü bir kişilik olduğunu bildiğimiz değerli Osman Ali Gencal’la birlikte Mimarlık, Gencal Mimarlık ve yeni projeler, sanat, hayat ve gelecek konusunda yaratıcı, kalıcı ve önemli görüşme ve söyleşiler gerçekleştirdik. Bu söyleşilerin artarak bir kitaba da dönüşmesini arzu ediyoruz. Çünkü kitaplar; öncü olmanın yanı sıra, genç kuşak mimarlar, sanatçılar, mühendisler ve estetikçiler arasında da vizyon ve misyon yaratma, en önemlisi bu kavramları kalıcı ve paylaşımcı hale getirme özellikleri içerirler. Bu söyleşiler ve interaktif sohbetler, Osman Ali Gencal’la devam edecek.. Böylece, mimarlığın olduğu kadar, bir mimarın hayata, sanata, mimarlığa, şehre bakışını da derinlemesine ele alıp tartışacağız.

Gencal Mimarlık’ın projelerinden

Mimarlığa ilgi ne zaman başladı? Çocuklukta var mıydı? Aile ortamında, sanata, mimarlığa ilgi alaka…

Osman Ali Gencal: Sanatla ilgilenen bir aile ortamında büyüdüm diyebilirim. Resme ilgim vardı. Hatta ortaokul resim öğretmenim, resmi benim yaptığıma inanmıyor, ablan yaptı diyorlardı. Resmi çok seviyordum. Ailede de sanatsal ilgi olunca, bu gelişti. Ailem beni resim konusunda hep destekledi. O anlamda kendimi şanslı hissediyorum. Sevgiyle büyüdüm.. Annem, Babam ve iki ablam da üzerime titredi. Özellikle Zeynep ablamın hakkını ödeyemem.

Çocukluğum çok rahat geçti. Çok mutluydum. Çizime yöneldim. Resmi çok seviyordum. Tek başıma kaldığımda hep resim yapardım.

Mimarlık aslında içten gelen bir meslek. Sanıyorum, ilk önce resme olan ilgim beni zamanla mimarlığa yönlendirdi. Oturduğumuz semt Fatih’te bir yangın olmuş, ben perspektifle hem yangını, hem yapıları ve sokağı çok güzel çizmişim. Mimarlık da belki böyle, aklıma girdi..  Yapıları çizmek, perspektif, derinlik.. Hoşuma gidiyordu.. İlkokuldan önce başladı bende resme ilgi alaka.. Sonra iyice bir tutkuya, uğraşa dönüştü… Sonunda mimar oldum.. Şimdi işimi sevgiyle, tutkuyla sürdürüyorum…

Gencal Mimarlık projelerinden

Üniversite Yılları Nasıl Geçti?

Mimarlık eğitimini çok sevdim. Mimarlığın, hem bağımsızlık, hem güzellik ve estetikle direkt alakası var ve çevresi ile de uyumlu olmalı, bu karmaşanın düzeni mimarlık.. Üniversite yıllarında çok mutluydum. Araştırmacıydım. Kendimi hep geliştirmeye çalıştım. Şimdi de bu devam ediyor…

Gencal Mimarlık Atölyemizde de, gelişme ve değişme hep hoşuma gitmiştir. Eşim; Gülşah Dereli Gencal’a söylerim. İkimiz de mimar olduğumuz için, birbirimizi tamamlıyor, birbirimizi besliyor ve geliştiriyoruz.. Projeler beni besliyor, projeler bana yeni ufuklar açıyor..

Gencal Mimarlık projelerinden

Mimar arkadaşlarınla iletişim ve paylaşımlar ne düzeyde?

Gerek arkadaşlarımla gerek hocalarımla zaman zaman buluşuyoruz. Biraz mesleki toplantılar oluyor bunlar. Üçüncü dördüncü cümleden sonra, iş dönüp dolaşıyor mimarlığa, mimarlığın ortak sorunlarına geliyor. Elbet projelerden de belli noktalara kadar, sınırlı da olsa bahsederiz. Mimarın imzaladığı projeler zaten mimarın kişisel mülkü oluyor, sanatçının eseri gibi. O yüzden onun gün yüzüne çıkana kadar çok iyi korunması ve saklanması gerekir, hatta paylaşılmaması lazım…

Gencal Mimarlık projelerinden

Bazıları, İç mimarlarla, Mimarlar arasındaki farkları soruyorlar..

İngilizce “İnterior Design”, Türkçeye “İç Mimarlık” olarak çevrilmiş ancak kelime anlamı “İç Mekan Tasarımı”, eğitim sürecinde daha çok iç mekan da kullanılan malzeme ve renkler üzerine yöneliyorlar. İmza yetkisi tartışması var ama, İç Mimarların bunun üzerinde daha detaylı düşünmesi belki de gerekebilir.. İç mimar, dekoratif olarak bakıyor işe.. ve biz bunun mimarlık, mühendislik ve bütün alanlarıyla ilgileniyoruz. Yani bütünsel olarak mimarlar olaya bakarken, içmimarlar daha lokal olarak yaklaşıyorlar.

Gencal Mimarlık projelerinden

Mimarlar arası rekabet de var herhalde? Mesela müzikte ciddi bir rekabet vardır. Resimde de mesela, taklit ve takip var, hatta kopye çekenler, başkasının resmini tamamen kendine maledenler var. Başkası gibi resim yapmak marifet değil. Müzikte de böyle.. Erkin Koray’ın, Gencabay’ın, Sezen Aksu’nun.. birçoklarının eserleri aslında kendilerinin değil..

Rekabet var tabi.. Güçlü, özgün mimarlar hep takip ediliyor, projelerinde kullandıkları yenilikçi çizgilerden esinlenilebiliyor.

Gencal Mimarlık projelerinden

Üniversite yıllarındaki mimarlık algılamasıyla, yaşam içindeki mimarlık arasında farklar nedir sence..?

Üniversiteden diplomayı almak için minimum 4 yıl eğitim almalıyız. Bu süreci yapı ya benzetebilirsek; 4 Yılı yapının temeli gibi düşünebiliriz. Teorik bilgilerin yoğun olduğu, öğrencinin kendi çabası kadar başarılı olacağını anladığı, keyifli bir süreç üniversite yılları.

Üniversitedeki mimarlık pratiği ile piyasadaki mimarlık pratiği arasındaki en büyük fark müşteri. Üniversitede projemizi hocalarımıza beğendirmeye çalışıyoruz. Diplomamız olduğunda bu pratik farklılaşıyor. Bu farklılaşmanın eğitimini zaman bize veriyor, tecrübeleniyoruz.

Gencal Mimarlık projelerinden

Şu anki mimarlık eğitiminde, teknoloji tüm öğrenciler tarafından kullanılabiliyor mu?

Mimarlık yapısı gereği teknolojiden, sosyolojiden, ekonomiden, psikolojiden direkt etkilenen  ve beslenen bir sanat dalı. Özellikle lisans düzeyinde mimar adayları tasarımlarını sunacakları bilgisayar programları kullanmayı iyi düzeyde öğrenmeleri gerekmekte. Yüksek lisans zamanında da okuma, araştırma, yani entellektüel bir çaba içine giriyorsun. Doktora da çok önemli aşamalar devreye girecek, araştırmalar daha da yoğunlaşacaktır.

Gencal Mimarlık projelerinden

Pratik dünyada bulunan mimarların, aynı zamanda eğitimin içinde de olması lazım.

Haklısın hocam. Öğrenci okul bitince suya düşmüş gibi kendini hissediyor. Bu nedenle eğitim içinde pratiklik olması lazım. Bu süreci destekleyen uygulamalar var; piyasada iş yapan mimarların üniversitelerde ders vermeleri öğrenciye farkındalık yaratıyor. Belki de mimarlık eğitimi hukuk ve tıp eğitiminde olduğu gibi diploma öncesi piyasada çalışma ile desteklenebilir.

Bizim Mesleğimiz bir ekip işi; İnşaat müh. , Makina müh. , Elektrik müh., İç Mimar, Peyzaj mimarı, uygulamacılar vs. bir ekibiz ve ekip ruhuyla zaten çalışıyoruz. Bu da bizi git gide markalaştırıyor, özgünleştiriyor..

Mevlana boşuna söylememiş, Müzik ruhun gidasıdır, diye.. Japonlarda da müzik çok önemli. Küçücük çocuklara ilk önce müzik eğitimi verirler ve onu hayata hazırlarlar.

İnsan ilişkileri temelinde gelişen bir şey tabi mimarlık. Herkes mimarlık yapamaz elbet ve insanı da sevmesi, sanata yönelmesi gerekir.. çünkü mekanlar, binalar oluşturuyorsunuz.. Onun için sevmek de gerekiyor. Bir de müşteri kavramı var. İstediği tip, ev, konut, işyeri, ve diğer özellikler var.. onun için hem sanatsal, hem de hayat yönünü birlikte değerlendirmek gerekiyor.. Çocukları, ebeveynleri, anneleri, babaları ayrı ayrı dinliyor ve onların isteklerine göre de konuta, yön vermeye gayret gösteriyoruz..

Sanat ve mimarlık iç içe geçen bir yapı mı, yoksa ayrı ayrı fonksiyonları olan bir olgu mu ?

Sanat ve mimarlık iç içe bir yapı bence. Estetik olmadan mimarlık da olmaz. Bir de zamana göre değişiyor her şey.. Zamanlar gelişen teknoloji, değişen sosyaloji, insan yoğunluğu, plansız kentleşme vb. etkenler mimariye yön veriyor. Bir zamanlar köşkler vardı, sonra üç-dört katlı binalar yapıldı, şimdi daha yüksek yapılar yapılıyor..  

İstanbul güzel bir şehir. Bu şehirde mimarların sorumluluğu da var herhalde. Koruma, geliştirme noktalarında..

İstanbul hepimizin. Mimarlar olarak bizler de bu şehre imreniyoruz doğrusu. Ben bu sorumluluğu duyuyorum. Tarihsel kimliği, estetiği.. Mimar Sinan’ın düzeyi nasıl evrensel bir kimlikle ortaya konmuş bir düzeyse.. Hem estetik var, hem mühendislik var. Günümüz mimarisi de buna, yani şehrin tarihsel kimliğine, estetiğine, büyük mimarlara dikkat etmek, onları örnek almak ve ona göre kendisine çeki düzen vermesi gerekmektedir. Daha doğrusu bu büyük mimarların; mühendislik, mimarlık ve estetik anlayışlarına sahip olarak günümüzü ve geleceğimizi oluşturmak gerekiyor. Sonunda biliyoruz ki mimarlık da görsel sanatların bir alanı.. Mühendisliğiyle, bilimle, sanatla birlikte iç içeliği var…

Mimarlık günümüzde daha depreme dayanıklı yapılar kuruyor herhalde.. Teknoloji eskiye oranla daha da gelişti..

Elbet, günümüz teknolojisi ve düzeyi artık daha sağlam ve dayanıklı mimari yapıları ortaya koyuyor. Bu da depreme dayanıklı binaları ortaya çıkarıyor. Ayrıca belediyeler tarafından da yapılar ciddi bir denetime sahip. Sağlam yapılar oluşuyor bu dönüşümlerle birlikte. Eski yapıların yıkılarak, yeni ve modern yapıların yapılması insanlara da büyük kazanımlar ortaya koyuyor. Parklar, bahçeler, otoparklar, kullanışlı ve insana uygun yapılar.. Estetikle mimarlığın, sağlamlıkla, düzen ve uyumun birarada gittiğini söyleyebilirim..

Her yere her türlü yapı yapmak mümkün mü?

Tabi ki değil.. Herkes kendi isteğine göre yapılar tasarlayamaz. Şehirlerin İmar planları bu yüzden hazırlanıyor. Nereye ne yapılacağı hesaplananıp imar projesi çiziliyor ve bu bağlamda işler ilerliyor. Örneğin; Boğaz ön görünümde, tarihsel yapılara komşu parsellerde veya tarihi yarımada da yine istenilen şekilde mimari yapılar tasarlanamaz. Zaten denetim ve mekansal özellik ler, sonuç itibariyle her türlü yapının her yere yapılmasının önüne geçer. Bütün dünyada böyledir. Modern mimari yapılar tarihsel yapıların bulunduğu merkezin dışında, uzak alanlardadır. Biz de de tarihsel yapıların bulunduğu yere modern, yüksek binalar, keyfinize göre yapamazsınız. Koruma Kurulları;  benzeri tarihsel, sanatsal yapılar ve alanlarla ilgili ciddi korumalar ortaya koyuyor.  Ve.. bütün dünyada da böyledir bu. Zaten, bu tarihsel yapıların iyi restore edilmesi, korunması ve kollanması gerekmektedir.

Mimarlık git gide uzmanlaşıyor mu?

Yapı çeşitlerine göre uzmanlaşma var. Yapılar; Eğitim, Konut, Ofis, Kültür, Konaklama, Kamu yapıları vb. gibi çeşitleniyor. Gelen işlere göre bir ofis bu konulardan birinde veya bir kaçında uzmanlaşabiliyor, yazılı bir kağıdı yok, tamamen süreçle alakalı bir durum.

Yani, mimar belli alanlarda kendini uzmanlaştırabilir veya genel alanlarla ilgili estetiği ve yapıyı da düşünerek kendisini geliştirebilir. Biz, Gencal Mimarlık olarak eğitimden, konuta, işyerine kadar uzanan çizgi içinde; estetik, mühendislik ve mimarlığı bütünsel olarak düşünüyoruz ve tasarımlarımızı da ona göre yapıyoruz.

Mimar da birlikte, kolektif mi çalışıyor diğer alanlarla birlikte?

Mimariyi estetikle birlikte gözetmek ve olabildiğince birlikte düşünmek gerekiyor. Mimarlar iç mekanı, yapının cephesini ve çevre tasarımını bir arada düşünüyor. Daha sonra diğer disiplinler (Mühendisler, İç Mimar, Peyzaj mimarı ve uygulamacılar.) ile birlikte çalışarak yapının uygulama projesi süreci başlıyor.

Mimar bu sürecin başında olan tüm disiplinleri organize eden bir yönetici.

Mimarın, genel bir bakış açısına sahip olması, kendini de kültür, sanat dahil, bilimin bütün alanlarında yetiştirmesi gerekmektedir.

Yapıların insan vücudu gibi olduğunu düşünüyorum. Organizma nasıl yaşıyorsa, binaların da yaşaması lazım ve bunu da birlikte düşünmek gerekiyor.

Sanat yapılarının mimarlığı ile diğer yapıların mimarlığı farklı mıdır?

Yapılar kullanım amaçlarına göre farklılaşıyor, tasarımları da değişiyor. Konuta yaklaşım mantığıyla, kütüphaneye yaklaşım mantığı ve fonksiyonel özelliği farklı olduğu için, mimarın da bunlara yaklaşımı farklı farklıdır.

Mimar durmadan kendisini geliştirmek zorunda. Sanatı seven ve kendisini bu alanda geliştiren bir mimarın daha yaratıcı, yenilikçi olduğunu, düşünüyorum. Bizler sadece mekan yaratmıyoruz, aynı zamanda mekanlara estetik de katıyoruz. Estetikle, güzellikle, kültürle alakası pek olmayan bir mimarın ortaya koyacağı tasarımların sanatsal olabilmesine imkan var mı?

Bu söyleşi-sohbet; uzun soluklu ve kitaba dönüşecek bir söyleşinin ve yazının ilk halkası olsun, daha çok konuşacağımız ve düşüneceğimiz şeyler olacaktır. Çok teşekkür ediyoruz.

Ben teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın