BELGRAD

Selin Karaca Varinlioğlu

Bosna-Hersek’ten Sırbistan’a doğru giderken Bosna ile Sırbistan arasındaki doğal sınır olan Drina nehrini görüyoruz. Bir diğer doğal sınır ise Hırvatistan ile Sırbistan arasındaki Sava nehri. Osmanlı Devleti’nin bıraktığı en büyük köprü olan Drina köprüsü Sokullu Mehmet Paşa tarafından yaptırılmış ve İvo Andriç’in yazdığı “Drina Köprüsü” adlı roman Nobel ödülü almış.

Sırbistan’daki ziyaret noktamız başkent Belgrad. Belgrad  “Beyaz şehir” anlamına geliyor. Osmanlı Devleti çekildikten sonra Belgrad’da 115 savaş yaşanmış, 44 kez yerle bir edilmiş ve sıfırdan inşa edilmiş. Belgrad’a geç saatte vardığımız için akşam yemeğinden sonra şehre iniyoruz. Köprüden geçerek Yeni Belgrad’dan Eski Belgrad’a doğru ilerliyoruz. Nikola Pašić Meydanı’nda yer alan Sırbistan Ulusal Meclis binası,  St. Mark’s kilisesi, eski (Stari dvor) ve yeni (Novi dvor) saraylar, genelkurmay başkanlığı ile Belgrad’ın merkezindeki birçok bina gece ışıklandırılmış. 1999 yılında Kosova savaşını takiben İçişleri Bakanlığı, Genelkurmay binası ve Çin Elçiliği NATO tarafından vurulmuş.

Işıl ışıl binaların arasından geçerek Knez Mihailova caddesinde serbest zamanımızı değerlendiriyoruz. Knez Mihailova Caddesi İstanbul’un İstiklal Caddesi gibi. Cadde üzerinde mağazalar, hediyelik eşya dükkânları, kafeler, barlar ve restoranlar bulunuyor. Belgrad’da para birimi olarak Sırp dinarı (rsd) kullanılıyor. Knez Mihailova caddesindeki Restoran Via del Gusto adlı restoranda yerel bir bira markası olan Nikšićko Pivo’nun fiyatı yaklaşık 275 sırp dinarı yani yaklaşık 12.75 TL’ye denk geliyor. Bu arada Osmanlı bölgeden çekildikten sonra şehrin anahtarını caddenin ismini aldığı Knez Mihailova’ya teslim ettiğini dip not olarak belirtelim. Merkezde ayrıca balkanların en eski üniversitesi olan Belgrad Üniversitesi de bulunuyor.

Ertesi sabah Belgrad’daki gündüz turundaki ilk durağımız ise Aziz Sava kilisesiydi. Belgrad’ın en büyük kilisesi olan Aziz Sava’nın inşaatına 1936 yılında başlanmış ve hala tamamlanamamış. 1936 yılında inşaata başlandıktan sonra kısa bir süre sonra 2. Dünya savaşının başlaması ve savaş bittikten sonra Yugoslavya’da dine önem verilmediğinden yatırım yapılmaması kilisenin inşaatını etkilemiş. Kilisenin inşaatı 90’lı yıllardan sonra Rusya’dan gelen yatırımlarla devam etmiş.  

Şehir turumuz sırasında Yugoslavya döneminde inşa edilen ve hala kullanılan binaları görüyoruz. Eski Yugoslavya’nın kültür merkezi Belgrad’da günümüzde hala kültür merkezi olarak kullanılıyor. Aynı şekilde Yugoslavya döneminde eski hastane de şu anda devlet hastanesi olarak kullanılıyor. 

Tito öldükten sonra 120 başbakan ve cumhurbaşkanı cenaze törenine katılmış. Tito Sırbistan’da çalıştığı ve Yugoslavya’nın başkenti Belgrad olduğu için mezarı Belgrad’da bulunuyor. Daha sonra da müze yapılıyor.

Şehir turumuza devam ederken Belgrad’ın en büyük spor salonu ve Fenerbahçe basketbol takımının da oynadığı Stark Arena’yı görüyoruz.  Partizan ve Kızılyıldız takımlarının stadyumları arasında sadece 500m bulunuyor. Partizanlar daha çok Müslümanların oynadığı takımken, Sırplar genelde Kızılyıldız’ı tutuyormuş.

Osmanlı dönemi uzun sürdüğü için önceleri 60’a yakın cami bulunmaktaymış ancak Avusturya-Macaristan geldikten sonra camiler yıkılmış. Kanuni Sultan Süleyman’ın çadırının bulunduğu yere daha sonra cami yapılmış ve Avusturyalılar saygı duyduklarından bu camiyi kaldırmamışlar. Ezan saatinde ezan okunmayıp yerine bayrak asıldığı için “Bayraklı Camii” adını almış.

Şehrin en turistik yerlerinden olan Kale Megdan’ın girişi İstanbul dış kapısı diye geçiyor. Eskiden o kapıdan çıktıktan sonra İstanbul’a giden yol bulunuyormuş. Kalemegdan’da 1. ve 2. Dünya savaşında kullanılan silahlar da bulunuyor. İstanbul kapısından girince Damat Ali Paşa türbesi de bu bölgede bulunuyor. Damat Ali Paşa türbesini Avusturyalılar yeniden inşa etmiş. Yugoslavya döneminde bakımsız kalan türbe 2001 yılında tekrar yenilenmiş. Belgrad kalesi en iyi korunmuş kalelerden biri. Sırbistan’da Bulgaristan sınırına yakın Niş şehrindeki kaleyi Osmanlı güneyden kuzeye gelirken çok rahat ele geçirmiş. Hem Niş’teki hem Belgrad’daki kaleyi İsviçreli Nikolas yaptığı için Sırplar Belgrad’daki kalenin de kolayca ele geçirileceğini düşünerek Nikolas’ı idam etmişler. Ancak kale uzun süre dayanmış ve Osmanlı Devleti 1389 yılından 1521 yılına kadar kaleye girememiş. Kaleye 1521 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde girilmiş.

Belgrad’ın simgesi olan heykel ise balkan savaşlarında ölen Sırp askerleri için yapılmış. Heykeldeki kılıcın aşağıya doğru bakması hücum için değil savunmak için olduğu anlamına gelmekteymiş.

Tuna nehri ile Sava nehrinin birleştikleri yeri görerek şehrin manzarasına tepeden bakıyoruz. Kırmızı duba Tuna ile Sava nehrinin birleşme noktası. ise birleşme noktası. Sava, Tuna ile birleştikten sonra Tuna ismiyle devam ediyor ve Romanya üzerinden Karadeniz’e dökülüyor.

Kale Megdan’dan şehir merkezine dönerken Fransa’nın Sırbistan’a 1. Dünya savaşı sırasında verdiği destekler için yapılan “Fransa’ya teşekkür” anıtını görüyoruz. Kadın figürü Sırbistan’a destek veren “anne”yi temsil ediyor.  NATO’nun bombalamasından sonra “Annemiz bizi bombalıyor” anlamında heykel siyah bir örtüyle örtülmüş.

Şehir turumuzdan sonra tekrar Knez Mihailova caddesine gelerek şehirden ayrılmadan önce serbest zamanımızı değerlendiriyoruz. Knez Mihailova Caddesinde Choco Doo Beograd adlı kafede oturuyoruz. 1 çayın fiyatı 180 rsd (sırp dinarı) yani yaklaşık 1.52 Euro. Belgrad’da geçirdiğimiz günün ardından Nikola Tesla havaalanına giderek turumuzu tamamlıyoruz.

Bir Cevap Yazın