IMOGA’da SÜLEYMAN SAİM TEKCAN’la…

Süleyman Güner

Bu gazetede daha önce de konu olmuş çok yönlü sanatçımız Süleyman Saim Tekcan’ın kurucusu olduğu Çamlıca’daki IMOGA (Istanbul Modern Graphic Arts) grafik sanatları müzesindeyiz.

Kendisiyle Gülay Güner youtube kanalımız için röportaj yapmak üzere sözleştik. Müzenin adını geç duymakla birlikte duyduğum andan itibaren görme heyecanını taşıyorum. Aynı zamanda MSG Akademi yıllarından hocası olduğu için bizi tanışmaya getiren Çağla Göksu hocamız bize kısa bilgiler veriyor. Müzeye kendi aracımızla 1. Köprü yolundan saptığımız Ünalan ayrımından beş dakika sonra varıyoruz.

Süleyman Güner, Gülay Güner

İlk gördüğümüz andan itibaren “çölde bir vaha” hissi yaratıyor. Giriş kapısına varmadan hocamızla özdeşleşmiş ikonik at heykelleri biz karşılıyor. “Dünyanın en güzel iki yaratığından biri” diye bahsettiği atlar, öylesine stilize ve estetik ki… Deniz atlarıyla, mitolojik Unicornların birleşimi gibi. “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim.” der gibi başlarını uzatmışlar bize. Az sonra kendisi ile röportajda davudi sesiyle bu dizeyi ondan duymak da günün bir diğer sürprizi oluyor.

Bizden önce bir şirketin sanatsever çalışanları grup olarak gelmişler, içeriden mırıltıları geliyor. Öğreniyoruz ki en az 5 en çok 20’şerli gruplar müzeyi geziyor ve gravür atölyesinde bir eserin çizimi ve boyanmasından başlayarak baskıya kadarki süreci yakından izleme şansına sahip oluyorlar. Biz de onlarla bu deneyimi yaşayacağımız için mutlu oluyorum.

Hocamız en üst kattaki atölyesinde bizi karşılıyor. Alttaki katlarda kendisinin ve çoğu yakından tanıdığı dostlarının eserleri ile dolu. Sıkı durun müzede 25.000 eser olduğunu duyunca dudağım uçukluyor. Son derece nazik üslubu ile bizi yakından tanımak istiyor ve sıcak bir sohbete girişiyoruz. Ardından röportaja geçiyoruz.

Aslında Ses Dergisinin 60’lı yıllarda seçilmiş jönlerinden biri. Üstelik Berlin Altın Ayı ödüllü kült film Sevmek Zamanı’nın baş rol oyuncularından. Kendisi akademik yolda devam etme kararı alsa da etkileyici bakışından ve duruşundan bir şey kaybetmemiş. Kendisi sadece akademisyen değil, aynı zamanda ressam, sinema oyuncusu, heykeltıraş, baskı, grafik, gravür sanatçısı.

Müzede taş baskıdan dijital baskıya kadar her tür grafik eserin yanı sıra çeşitli materyallerden heykeller de mevcut. Kaç kere giderseniz atladığınız bir eser kalır diye düşünüyorum. Bu nedenle bence birden fazla kez gidilmeli.

Müzenin özelliği sadece sergileme alanı oluşu değil, Tekcan hocanın arkadaşları, hocaları ve çok değerli sanatçıların da buluşma mekanı olması imiş.

Tekcan sadece kendi gravür ve serigrafi çoğaltmalarını yapmayı amaçlamış ve atölyenin gravür presi, serigrafi makinesi ve kurutma rafları gibi tüm makine donanımını, Almanya’dan getirdiği örnek projeleri uygulayarak kendisi yapmış. Tekcan’ın kurduğu bu atölye baskı resim alanında teknolojik donanıma sahip Türkiye’deki tek özel atölye olduğundan böylelikle Tekcan’ın kafasında atölyesini diğer sanatçılarla paylaşma fikri doğmuş. Atölyenin ilk baskı resim yapan sanatçısı Nurullah Berk iken daha sonra sırasıyla Gündüz Gölönü, Ferruh Başağa, Neşet Günal baskılarını gerçekleştiren sanatçılar olmuş. Ali Teoman Germaner de bu mekanda heykel çalışmalarını sürdürmüş.

Tekcan, sanat hakkında konuşulup tartışılan ve aynı zamanda da üretim yapılan bir mekan oluşturmak istemiş ve 70’lerin sonlarına doğru bu atölye kısa zamanda sadece bir atölye olmaktan çıkıp sıcak atmosferiyle sanatçıların uğrak yeri olan, sanat sohbetleriyle dolu ortak bir buluşma noktası haline gelmiş. Bu tarihten itibaren sırasıyla Cihat Burak, Avni Arbaş, Emin Barın, Nedim Günsür, Elif Naci, Zühtü Müridoğlu, Semih Balcıoğlu, Ali Teoman Germaner, Erol Akyavaş, Ferruh Başağa, Burhan Uygur, Devrim Erbil, Mehmet Güleryüz, Özer Kabaş, Eren Eyüboğlu, Veysel Erüstün gibi Türk sanatının önde gelen sanatçıları bu atölyede iş üretirlerken bir yandan da sanatsal sohbet toplantıları yaparak bu özel mekanın oluşmasında katkıda bulunmuşlar.

IMOGA içinde konumlanan Baskı Resim Atölyesi’nde Türk ve yabancı sanatçılara gravür, ipek baskı, linolyum, litografi gibi çeşitli özgün baskı tekniklerinde eserler üretebilecekleri her türlü üretim imkanları sunulurken, sanatçılar bizzat yürüttükleri kendi üretimleri esnasında, atölyenin uluslararası boyuttaki bilgi ve sanat tecrübesinden de faydalanma imkanı buluyorlar.

Ülkemizin tek grafik sanatlar müzesi, barındırdığı eserlerle Avrupa’daki benzerlerinin çok ötesinde.  Bu müze kesinlikle gezilmeyi hak ediyor. Süleyman Saim Tekcan’ı yakından tanımak, gravür baskı çalışmasını izlemek hatta bir gravür sanatçısı olma yolunda bir adım atmak için yolunuzu buradan geçirmelisiniz.

Meraklısına: Süleyman Saim Tekcan röportajını izlemek isteyenler için linki şuraya bırakıyorum. ( https://youtu.be/Wrc3iQh8hQw

.

Bir Cevap Yazın