CUNDA EVLERİ VE SANAT

Süleyman Güner

Eski Akdeniz evlerinin bir ruhu, kendine özgü bir tarzı ve sanatsal bir duruşu vardır ve bu ruhu o sokaklarda gezerken hissettiğiniz için sebebini bilmediğiniz bir mutluluk yaşasınız. Hele ki gezdiğiniz yer bir adaysa bu mutluluk katmerlenir.

Çünkü tüm sokaklar eninde sonunda denizle kavuşur. Kulak arkasına yerleştirdiği hatmigüller, sardunyalar, yaseminler, begonviller, akasyalar, erguvanlar, mor salkımlar, güller, hanımelileri, deniz menekşeleri, anemonlar, zakkumlar mutlaka maviye karışır.

Onları birbirine sımsıkı bağlayan da genelde sarmallarıyla evlere tutunan, salkım salkım üzüm veren asmalardır. Başka deyişle, asmalar renklerin tutkalıdır. Çiçeklerin değil, yaşanmışlıkların kokusudur sizi böyle yerlerde baştan çıkaran.

İster Burano, ister Telaviv, ister Bozcaada, ister Malta, ister Midilli, ister Sirakuza ve ister Cunda olsun aslında bütün evler size yaşattıklarından dolayı birbirine benzer. Belki de her şey insanın eşyaya verdiği anlamdan kaynaklanır. O halde size bu evler “insan olduğunuzu hatırlattığı için” güzel ve anlamlıdır. Sokaklarında dolaşan kedi ve köpekler, kertenkeleler bunun farkında olmadan gezinirler ama onlar da mutludur ve bu mutluluğun bir parçasıdırlar.

“Sanat, insanın duygu, düşünce ve hayallerini, somut ve soyut malzemelerle yaratıcı gücünü kullanarak kişiyi etkileyecek biçimde anlatmasıdır.” Dolayısıyla bu etkileyici yapıları yapan ustalar sadece zanaatkar değil, çiçekleri ve detaylarıyla  ona can veren sahipleri sıradan insanlar değil aslında estetik zevkleri gelişmiş gizli birer sanatçıdır. Bu da demektir ki sanat aslında her yerdedir. Toplumları ileri götüren şey sanattır.

Eğer benim gibi renklere aşıksanız, beyaz badanalı evlerin boncuk mavisi, nar kırmızısı, yumurta sarısı ya da turkuaz kapı ve pencereleri sizi kendine daha da çeker.

Sanki insanoğlu o evleri inşa edip, çiçeklerle renklendirmekle kalmayıp bu tabloyu mühürlemek istercesine sevdiği renklerle boyamıştır. Üstelik kapı tokmakları, çanlar, posta kutuları, pencere pervazları, ferforje pencere parmaklıkları, duvar saksıları, merdivenler, sundurmalar gibi detaylarla bezenmiştir.

İşte Cunda’ya yaptığım yolculukta da dilimde Sezen Aksu’nun “Kalbim Ege’de kaldı” şarkısı sokaklarda dolaşırken, bunları düşünüyordum. Bir yandan da bu anları ölümsüzleştirme çabasıyla sokak sokak her sokağı, her evi, her kapıyı, her detayı çekme telaşındaydım.

Çünkü ne yazık ki turizm adına Cunda’nın da değişmeye ve ruhunu kaybetmeye başladığını gördüm. Çünkü plastik doğrama çerçeveler, uydu antenleri ve klimalar bu güzelliği baltalamaya başlamıştı bile. Bir Bozcaadalı olarak bu sinsi düşmanı iyi bilirim.

Oysa özünü bozmadan bu yapıları korumak pekala mümkün. Örnek isteyenler Hollanda’nın Markem ve Volendam balıkçı köylerine gitsin. Keşke Bozcaada ve Cunda turizmcileri göreneklerini geliştirmek için sezon dışında doğru örnekleri görüp uygulasa.

Roger Caillois’ya. göre : “İki güzellik vardır: İnsanın doğada bulduğu güzellikle, kendi yarattığı güzellik.” Doğadaki görünümler ilgi çekmekten uzak, can sıkıcı olabilir. Kendi başlarına, çirkin değildirler.

Ama insan, dinlendirici, büyüleyici, hayranlık verici bahçeler meydana getirmesini biliyorsa, en güzel yerlere reklâm panoları, fabrikalar, garlar, biçimsiz yapılar sokarak onları çirkinleştirmesini de bilir. Doğanın yanılmazlığıyla desteklenmeyen her ekleme tehlikelidir. Sanat başlayınca, hesaplar, yanılma, yanılmama şansları da başlar.

Cunda seyahatimde kapısının önünü süpürenler, kapısının eşiğinde çayını içenler, sek sek oynayanlarla konuşup şakalaştım. O ruhu hissetmeye çalıştım. Çok şanslıydım ki kaldığım butik otel de altı odalı, şirin ve özenli bir Rum eviydi. Kendimi evimde gibi hissettim.

Sanırım sözü daha fazla uzatmak yerine sizi bu güzel görüntülerle başbaşa bırakayım. Üçüncü gözünüz hep açık olsun gezerken. Detaylara dikkat edin, insanlarıyla konuşun, bozmadan, tahrif etmeden orayı yaşayın. Bir yeri hissetmek için orayla bütünleşmek lazım. Turla bir yere gittiğimde rotadan şaşıp ara sokaklara dalmak bile beni hep tatlı sürprizlerle karşılaştırmıştır.

Bir Cevap Yazın