Sanatçılarla Karşılaşmalar

Ümit Gezgin

Kadıköy merkeze her zaman uğruyorum. Merkez, Çarşıiçi hem kalabalık genç topluluğu, hem de tarihi yapıları, hanları, dükkanları, kilise, cami, cafe, kitapçıları.. velhasıl, kültür, sanat, dinlence, sohbet ve sanatçılar için vazgeçilmez olan sanat malzemeleri dükkanları da yine Kadıköy merkezinde, çarşı içinde bizleri bekler durur ve insanlar, özellikle gençler, burada olmanın dayanılmaz mutluluğunu ve hazzını, genç olmanın hissiyatıyla yaşarlar…

Ahmet-Oya Özel’le birlikte

Ben de her zaman, özellikle Güven Sanat‘a.. orası sanat malzemelerdeki çeşitlilik ve uygun fiyat garantisiyle sanatsever, sanatçı, sanat meraklısını bekler..

Bugün, salı günü her zaman olduğu gibi uğradım. Amacım küçük resim defterlerinden almak ve belki bir iki boya sormaktı. Aa, bir de ne göreyim, değerli ressam ve akademisyen dostum Ahmet Özel ve değerli eşi Oya Özel orada.. onlar da boya, fırça, tuval… kısaca sanat malzemeleri sormaya, dolaşmaya gelmişler… Dolaşmak demek, zaten eninde sonunda bir şeyler satın almak da anlamına geliyor…

Birlikte fotoğraflar çekindik.. Bizleri, diğer sanat camiasından ayıran belki bu yönümüz.. Edebiyatçı, şair, tiyatrocu, müzikçi ve diğer sanatçı zevat, bu fotoğraf çekme, çektirme alışkanlığına, bilincine bizim, yani görsel sanatçıların olduğu kadar alışkın değiller…

Bu tabi iyi de oluyor.. Belki edebiyatçılar kadar yazılı bir kültüre sahip değiliz ama, biz de görsel kültüre ve bilince sahibiz. Ressam, heykeltraş, seramikçi vesaire.. olduğumuz kadar, aynı zamanda fotoğraf çekme ve görsel belge, bilgi, anı oluşturma, bırakma, meydana getirme konusunda da önemli alışkanlık ve tavrımız var…

Dereden tepeden bahsederken.. görsel sanatçıların dereden tepedeni bile, yine başından sonuna resimden, sanattan, yaratıcılıktan.. giderek aslında diğer sanat dallarından ve sanatçılarından da bahsetmeye, anlatmaya dayanıyor.. Ne yapıyorsuna, sergi varmıya.. karma sergi veya kişisel sergi açma durumuna.. mutlaka sanatımız üzerine kitap veya katalog çıkarmaya dayanır… Ben de Ahmet’e.. özellikle artık hakkında kitap çıkarma zamanının çoktan gelip geçtiğini, söyledim.. Bir kitap projesi geliştirmesi gerektiğini anlattım.. Kitap çıksın ki, biz de senin hakkında yazalım, dedim. Gerçekten Ahmet Özel gibi nitelikli sanatçıların birden fazla, sanatçıyı çok yönüyle anlatan kitapların çıkması gerekiyor.

Burada Oya’yı da tebrik etmek istiyorum ve elbet çocuklarını da, büyüğü Nart, Hollanda’da sanat eğitimi aldı ve başarılı adımlar atıyor yurtdışında. Şimdilerde Guggenhaim‘da çalışarak sanatsal pratiğini geliştiriyor…Keza, küçük olan Cankat da, ileriye doğru bir kültür sanat insanı olacağını şimdiden muştuluyor… Sanat ve kültür alanında önemli noktalarda olan bir ailenin çocuklarının da sanat ve kültür alanında başarılı adımlar atması, ödüller alması hepimiz için gurur kaynağı…

Birlikte fotoğraflar çektirdik. Sanat malzemelerine ayrı ayrı baktık. Sonra, görüşürüz, diyerek ayrıldık. Ayrılmadan önce çocukların başarılı olması için, özellikle de sanata yönlenmeleri için de elimizden gelen desteği vermemiz gerektiğini, söyledik. Tabi, geleceği onlar şekillendirecek ve sanat ve kültür toplumunun inşasına katkılar sağlayacaklardır.

Bu anlamda kültür ve sanatla yoğrulmuş gençlere güveniyoruz. Onların başarıları bizleri gururlandırıyor.

TUĞRUL ÇUTSAY VE ALP ÖZEREN’LE BULUŞTUK

Özel ailesini Güven Sanat’ta bırakarak, çarşı kalabalığına dalıp, bozuk zeminde seke seke hızlıca yürüyerek, önceden sözleştiğimiz çarşı içindeki Kovan Fırın’a yöneldim. Sağda solda kafe ayakçıları vardı. Yolu kesmiş “Gel vatandaş! Gel!..” diye bas bas bağırarak, kafelerine müşteri ayartmaya çalışıyor, içeri girecek müşteri bile, bu bozuk, yarı alaycı, hatta argolu içi boş, teneke gürültüsü çağrılardan ürküp bilakis kaçıyorlardı…

Tuğrul Çutsay ve Alp Özeren’le

Kovan Fırın‘a ulaştığımda, Tuğrul ilk çayını içiyordu. Merabalaştık, Alp’in de yolda olduğunu söyledi. Alp de hemen geldi zaten. Dışarının bütün gürültüsü, kokoreççilerin canhıraş bağrışları mekanın içine doluyor, kulakları tırmalamakla kalmıyor, bütün konuşmaları da boğuyordu..

Yukarı kata çıkalım arkadaşlar, daha iyi konuşuruz, dedik, yukarı kata çıktık. Sakin ve havadar. Oturduk büyük masaya pencere kenarında. Yaşlı bir adam ve orta yaşta bir kadın dedikodulara dalmış, yüksek perdeden konuşuyorlardı. Herhalde yaşlı adam zor duyduğu için, bağıra bağıra konuşuyordu kadın.

Yeni çaylar ve büyük masa, dereden tepeden sohbetlerle başladık konuşmaya… Haklı olarak Tuğrul bazı şarlatan ressamların, çıkarlarını geliştirmek için, resimlerini geliştireceklerine, çevrelerini sömürmeye çalıştıklarını ve sanatlarını bir iş, tüccar mantığıyla yaptıkları bir fabrika üretimi olarak algıladıklarını, ve bunların da artık deşifre edilmesi gerektiğini, söylüyor.

Gerçekten de doğru.. Sanatı emme basma tulumba cinsi algılayan ve tutunduğu daldan başka dal tanımayan, kırk yıldır aynı şeyleri, hiç değiştirmeden ve de geliştirmeden kopyasını çıkarıp, hatta kendisi değil, başkalarına yaptırarak, büyük ressamlık cakası satan insanların olduğunu ve bunların büyük sanatçı(!) olarak arzı endam ettiklerini görüyor, gözlemliyoruz ve toplumda da bunların popüler(!) olduklarını görerek vah vah! sanat adına, diyoruz.

Buna Alp de müzik dünyasının aktörleri noktasında katılıyor. Bakın arkadaşlar, diyor.. Müzik dünyasında da ne kepazelikler oluyor, atı alan Üsküdar’ı geçiyor ve şarlatanlar büyük müzisyen(!) olarak karşılanıyor. Popüler kültüre yaslanan ünlü ve kazançlı çıkıyor.

Alp haklı olarak Zeki Müren için “Sanat güneşi” denmesinin kabul edilemeyeceğini, bütün sanatları kapsayan bir güneş olarak nitelenmesinin aslında komik de olduğunu, belirtiyor. Bütün sanatları kapsayan bir güneş, veya herhangi bir sanatın güneşi olarak bir sanatkarın nitelenmesi doğru olmasa gerek.

Ortak nokta sanatın gelişmesi ve külüstürlerin de alanda belirlenmesi ve nesnel eleştirinin sanatta özellikle geliştirilmesi gerektiği noktasında birleşti. Gerçekten de sanat alanında ‘nesnel eleştiri’ dediğimiz, doğru olanın belirlenmesi ve savunulması noktasının pek gelişmediği üzerineydi. Bakıyoruz, gemisini yürüten kaptan! mantığına göre hareket ediliyor. Bir şey bilmeyen ve sanattan da anlamayan insanlar, kör girişkenlikleriyle ön planda yer alabiliyor ve gemilerini de yürütüyorlar. Bu da hem sanatı ve hem de toplumu çürütüyor. Ne sanat gelişiyor, ne de sanatçı gelişiyor…

Sanat konusunda, sanat eğitimi konusunda ve sanatın toplumda yaygınlaşması ve aslında bilimsel bir özellik de kazanması noktasında daha çok yapılacak işler vardı. Zamanı da bu yolda kullanmak gerekiyordu…

Bir Cevap Yazın