Türk Resminde ‘Sahte’ Üzerine…

Turan Özşekerci

Türk resmi kendi kimliğini tarihsel süreci içinde oluşturmaya çalışırken, aynı zamanda ‘sahte’ kavram ve olgularla da karşılaşmıştır.

İlk dönem Türk resmi bir kimlik arayışındaydı ve doğal olarak Batı resmine eklemlenmiş bir gelişim çizgisini kurdu ve sürdürdü. Batıya giden sanatçıların tek hedefi yücelttikleri batılı sanatçıları birebir taklit etmekti. Batılı sanatçılara ve onların eğitimlerine hayranlık, yurda döndüklerinde de sürdü gitti. Hatta kurdukları sanatçı örgütlenmelerinin de birinci amacı Batıda öğrendiklerini ve batılı sanatçıları birebir taklit ederek, yücelterek eserler ortaya koymaktı.

Bu uzun yıllar böyle sürdü gitti. Aslında Türk resminin başından beri ‘sahte’nin içinde olduğu ve birebir taklit, yani orjinal değil, benzerini üretme, yaratma da değil, üzerine kurulu bir gerçekliğin adı olarak karşımıza çıkmaktaydı.

Türk resmi hala kendi kimliğini, özgünlüğünü ve evrenselliğini bulamamış bir sanattır. Bu yüzden bir sahtenin üzerine kuruludur ve hala taklit aşamasındadır. Bizde sanatsal akımların oluşamamasının sebebi de budur. Entellektüel bir üretim, yaratıcı bir süreç ve bu sürecin eğitime yansıyan modelleri Türkiye’de bir türlü oluşmamıştır.

Geldiğimiz noktada da sanat eğitimi iflas etmiş durumdadır. Akademik eğitim özgün sanatçı yetiştiremediği gibi, özgün olmayan tarihine de sahip çıkamamakta, hala Batılı sanatçıların gölgesinde kendi fidanlarını yetiştirmeye çalışmaktadırlar.

Bu kavramsal, güncel sanat ve sanatçılar için de geçerlidir. Hepsi bir kendi olmama sahteliğini, öykünme ve taklit aşamasını yaşamakta, dahası o aşamadan bir türlü çıkamamaktadır. Ne akademik eğitimde, ne de piyasa ve güncellik içinde entellektüel derinlik bulunabilir. Kavramsal, güncel sanatın ne yazarları, ne de sanatçıları oluşmuştur bizde. Ne de bunun eğitimi verilebilmektedir. Akademi çöktüğü için, sanat üretimi ve yaratımı, ne teorik ne de pratik anlamda sürdürülememektedir.

Bu sanat piyasasının da oluşamamasını, sahteliğin giderek her yere yayılmasını doğurmuş, öyle ki, hiçbir sanatla ilgili alan kurumsal bir kimlik kazanamamıştır. Sadece üç beş sanat meraklısı, bilmedikleri bir sanat alanında uyanık yönlendiricilerin ve simsarların elinde oyuncak olarak ortada devinip durmaktadır.

Kısacası, Türk sanatında sahte olgusu zirvelerde realitesine devam edip gitmektedir…

Bir Cevap Yazın