Günün Belleği

Ümit Gezgin

5 Ağustos 2022, Cuma

Sabahın erken saatlerinde kalkıp, hemen yollara çıkmak durumunda kaldım. Sıcak da cayır cayır yakıyordu daha sabahın erken saatlerinde.. Saat daha dokuz bile değildi yola adımımı attığımda. Asfaltın ve kaldırım taşlarının sıcaklığını hissettim. Ağaç yapraklarının hafif uğultusu ruhumu dinlendirdi. Tek tük geçen insanlar sabahın telaşsız gününe merhaba diyorlardı adeta.

Köşeyi döndüm. İlerledim. İlerde dört yol ağzında kedi köpek heykeli vardı yanında da yıllanmış simitçi. Tezgahının başında bazen oğlu duruyordu. Üniversite ikiye gidiyordu Muharrem. Mühendis olacaktı. Hafta sonları o duruyordu, babası evde dinleniyor, çoğu kere de annesini ve iki kardeşini alarak, otomobilleriyle Caddebostan Plajı’na gelip, orada denize giriyorlardı. Bir annesi girmiyordu, o da taşlı kumsalda oturarak, insanları, kuşları, yakınlarda görünen adaları izliyor, çocuklara ve eşine domatesli peynir ekmek hazırlıyordu.

Baya denize girenler, yüzenler, açılanlar var Bostancı’ya kadar bütün sahillerde. Kumsal da taşlıklı olmasına rağmen, kalabalık oluyordu. Evden getirdikleri yiyecek ve içecekler akşama kadar yetiyordu onlara. Portatif tuvaletler de vardı belediyenin kurduğu sahilde. Böylece akşama kadar rahat rahat duruyorlardı deniz kenarında. Zaman zaman ayaklarını da sokarak annesi, rahatlıyor ve huzurlu, mutlu evlerine dönüyorlardı. Sonra Pazartesi sabahı, dinlenmiş vaziyette tezgahının başında oluyor, o da okuluna gidiyor veya yazın başka yerdeki işine gidiyordu. Hayat zordu. Trenle gidip geliyorlardı Pendik’in uzağında, oturdukları yerden. Yaşam kolay değildi. Allah’tan evleri kendilerinin de ve babası da hem emekliydi, hem de simitçilik yapıyordu işte..

FİL AMBARININ ORDAN İLERLEDİM

İlerledim, Fil Ambarı fırınını geçtim. Fırın adı altında böyle tonla pastaneler açılmaya başlamıştı Fenerbahçe semtinde. Burası da yeni açılmıştı. Müşterileri kısa sürede doluşmaya başlamıştı. Çoğu da mütahit takımındandı. Göbekli, kel kafalı.. Yanlarında da çoğu kere genç, güzel sekreter kızlar oluyordu. Onlara anlatıyorlardı da anlatıyorlar.. Şoförleri Mercedes arabalarında bekliyordu. Dev gibi binalar yükseliyordu bu semtte.. Milyon dolarlara satılıyordu binalar ve kimin aldığını düşünüyordum ben de.. Zengin olanlar, zenginliği bulanlar, paraya kolay yoldan ulaşanlar yapabilirdi bunu ancak…

İlerledim ve ilerdeki ışıklardan karşıya geçip, daha ilerdeki Elan Pastanesi’ne oturayım, bir çay poğaçayla kahvaltımı yapayım diye düşünerek ilerlemeye devam ettim. Oturdum. Her zaman açık bir pastane.. Yaz kış, gece gündüz.. Sabahın erken saatlerinden akşamın onlarına kadar açık. Ne cumartesisi ne pazarı var bu dükkanların. Bizde esnaf takımı adeta ölesiye çalışıyor. Kazanıyorlarsa bile, kazandıklarını harcayamıyorlar. Yani keyifli esnaflık yapan yok. Bayramda seyranda, karda kışta sürekli dükkanı açıyorlar. Dinlenemiyorlar. Sürekli ayaktalar, sürekli hizmet etmedeler.. Bu nasıl bir yaşantıdır, diyorum içimden. Halimize şükretmek lazım.

Resim defterimi çıkardım. Karşımda gördüğüm derinlik oluşturan yol kenarında dizilmiş o ağaçları bütün bir mekanla birlikte çizeyim mi, yoksa hayali bir şeyler mi çizeyim, diye düşünürken, aynı zamanda çayımı da içiyordum. Garson yeni.. altı aydır burada çalışıyor. Pastane de birçok kez el değiştirdi. Her gelen ismini değiştirdi yoluna devam etti. Halk Eğitim Merkezi’nin karşısında olduğu için avantajlı. Ama iyi kullanmayı, dahası işletmeciliği bilmeleri gerekiyor. Bu da sürdürebilirlikle ilgili. Yoksa dükkan açmak kolay.. Kaliteyi nasıl sürekli kılarsın. Aslolan bu…

Sonra koşturdum otobüs durağına. Bir gaste alayım, dedim ama sonra vazgeçtim. Bir iki fotoğraf çektim. Durayım çizeyim dediğim binalar, yollar oluyor ama, zaman yok, ortam da tam müsait değil.. devam ediyorum, durağa doğru.. Fazla beklemiyorum hemen otobüs geliyor. Maskemi takıp biniyorum…

Bir Cevap Yazın