İSTANBUL HAKKINDA KISACA

Nusret Karaca

….

İSTANBUL LOGOSU

İstanbul Logosu neyi ifade ediyor?

Bu kentte yaşayanların gün içinde çeşitli ortamlarda karşılarına çıkan logosu’ndaki semboller şunları ifade ediyor.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin logosunda ilk önce cami minareleri göze çarpar. Bu minareler; İstanbul silüetinin vazgeçilmez imzaları olan camileri simgeler. Bu camiler; şehrin tarihini ve tarihsel dokusunu ve İstanbul’un İslamiyet açısından konumunu anlatır. Camilerle bütünleşmiş şehri; minarelerle anlatır.

Logonun ortasındaki yedi beyaz üçgen ise; şehrin üzerine kurulduğu yedi tepeyi simgeler. Tarihte “Yedi Tepeli Şehir” diye anılan, üzerine “İstanbul Yedi Tepe” diye şarkılar yapılan şehir, ilk kurulduğu dönemlerde yedi tepe üstünde konumlanmış bir şehirdi. Yedi beyaz üçgen işte bu yedi tepeyi simgeler.

İSTANBUL’UN YEDİ TEPESİ

İstanbul’un üstüne kurulduğu yedi tepe şunlardır:

1. Topkapı Sarayı, Ayasofya ve Sultanahmet Camii’nin bulunduğu tepe

2. Çemberlitaş ve Nuruosmaniye Camilerinin bulunduğu tepe

3. Beyazıt Camii, İstanbul Üniversitesi ve Süleymaniye Camii’nin bulunduğu tepe

4. Fatih Camii’nin bulunduğu tepe

5. Yavuz Selim Camii’nin bulunduğu tepe

6. Mihrimah Sultan Camii’nin bulunduğu tepe (Edirnekapı semti)

7. Kocamustafapaşa semtinin bulunduğu tepe

Logonun alt tarafında ise; iki sur görülür. Bu surlar, şehrin tarih boyunca fethedilmesinin zor olduğunu hatırlatır. Tarih boyunca İstanbul; güçlü surlarıyla kendini fethetmeye çalışan her devleti püskürtmüştür. Ta ki; İkinci Mehmed’e kadar. Zaten İkinci Mehmed; İstanbul’u fethedince Fatih Sultan Mehmed olmuştur.

Bu iki sur; işte İstanbul’un tarih boyunca bu güçlü konumunu temsil eder. Bu surların iki tane olmasının sebebi ise; şehrin iki yaka halinde iki kıta üzerinde kurulduğunu temsil eder. Asya ve Avrupa kıtalarında kurulu bulunan şehir; Avrupa Yakası ve Anadolu Yakası adı verilen iki yaka üzerinde yer alır. İki surun arasındaki boşluk ise; iki yakayı ayıran ve güzelliği dillere destan olan ünlü Boğaz’ı simgelemektedir. İstanbul Boğazı; tarih boyunca tüm devletleri ve tüm halkları güzelliği ile büyülemiş bir su yoludur. Bu güzel ve önemli su yolu da; İBB logosunda temsil edilmiştir

İSTANBUL’UN DEĞİŞİK DÖNEMLERDE ADLARI

Çeşitli dil ve medeniyetlerde farklı şekillerde adlandırılan İstanbul, Grekçe’de ”Vizantion”, Latince’de ”Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma”, Rumca’da ”Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis”, Slavca’da ”Çargrad, Konstantingrad”, Vikingce’de ”Miklagord”, Ermenice’de ”Vizant, Stimbol, …

İSTANBUL’UN SURLARI

İstanbul’un Fethinin sembolleri arasında yer alan İstanbul’un tarihi surları, dünyanın en uzun tarihi eserleri arasındadır. Kara tarafından 6 bin 600, Marmara tarafından 8 bin 500, Haliç tarafından 5 bin 420 metre olmak üzere yaklaşık 20 kilometre 520 metre uzunluğundadır. Bu surlar, kara surları, hendek, dış sur ve iç sur olmak üzere 3 bölümden oluşur.

Günümüzde birçoğu yıkılmış, çatlamış durumda, çoğunluğu kare planlı ve 25 metre yüksekliğinde 96 burç var. Marmara ve Haliç surlarının önünde hendek ve dış sur bulunmaz. Bu surların kalınlığı 5 metre, yüksekliği de 15 metredir. Marmara tarafında 103, Haliç tarafında ise 94 burç yer alır.

Şehrin en eski surları, İstanbul’un ilk kurulduğu yer olan bugünkü Topkapı Sarayı’nın bulunduğu tepeyi, (Topkapı Sarayı’nı çevreleyen “Sur-i Sultaniye” diye adlandırılan kara surları dışındaki sınırları) çevreliyordu.

İSTANBUL KUŞATMALARI

Tarihte kenti fetih amacıyla gerçekleştirilen ve dikkat çeken kuşatmalardan bazıları şöyle:

”M.Ö 340 Makedonya Kralı Phillippe, M.Ö 194 Roma İmparatoru Septim Severus, M.S 616 İran Hükümdarı Keyhüsrev, M.S 626 İranlılar ve Avar Türkleri ortak, M.S 665 Emevi Halifesi Muaviye, M.S 667 Emevi Halifesi Muaviye, M.S 672 Emevi Halifesi Muaviye, M.S 712 Emevi Halifesi I. Velid, M.S 722 Emevi Halifesi I. Velid, M.S 782 Abbasiler, M.S 854 Abbasi Halifesi Mütevekkil, M.S 864 Ruslar, M.S 869 Abbasi Halifesi Mütevekkil, M.S 936 Ruslar, M.S 959 Macarlar, M.S 970 Abbasiler, M.S 1203 Latinler, M.S 1302 Venedikliler, M.S 1348 Cenovalılar, M.S 1391-1396 Osmanlı Padişahı I. Bayazid, M.S 1412 Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi, M.S 1422 Osmanlı Padişahı 2. Murad, M.S 1437 Cenovalılar, M.S 1453 Osmanlı Padişahı 2. Mehmed.”

Bunun yanında Atilla’nın, Vikinglerin, Bulgarların ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda yer alıyor.

İSTANBUL’un FETHİ

İstanbul, Asya ile Avrupa kıtaları arasında yer alan ve doğal güzellikleriyle ünlü bir kenttir. Tarihi M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanır. Şehir, M.Ö. 657 yılında Megaralılar tarafından kurulmuştur. Devletin Byzas adlı komutanın adından dolayı şehre Byzantion adı verilmişti. M.Ö. 6. yüzyılda Perslerin eline geçen Byzantion için, Atinalılar ve Ispartalılar da savaşmış.

M.Ö. 4. yüzyılda İskender tarafından fethedilen şehir, M.Ö. 3. yüzyılda Roma İmparatorluğu tarafından alınmış. M.Ö. 330 yılında İmparatorluğun başkenti olan Byzantion’a bu kez de Konstantinapolis adı verilir. M.Ö. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrılınca Konstantinapolis, Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti olur. Stratejik önemi ve tabi güzellikleriyle herkesin dikkatini çeken şehir; Gotlar, Ostrogotlar ve Bulgarlar tarafından defalarca kuşatıldı, fakat alınamadı. Bu yoğun saldırılar üzerine İmparator Anastasiyanus, Silivri’den başlayarak Karadeniz’e kadar uzayan surları yaptırdı. Buna karşın saldırılar devam etti.

M.S. 7. ve 8. yüzyıllarda Araplar tarafından da kuşatıldı. Fakat bu kuşatmalar da sonuçsuz kaldı. 1203 yılında Haçlı orduları tarafından zapt edilerek, 1261 yılına kadar Haçlıların elinde kaldı. Bu tarihten sonra tekrar Bizanslıların eline geçti. 1299 yılında kurulan Osmanlı Devleti, yavaş yavaş büyüyerek gelişti. Anadolu ve Rumeli’de genişlemeye devam etti. Anadolu ve Rumeli’deki topraklarımızın arasında kalan Bizans, mutlaka alınmalıydı. Bu amaçla şehir, Osmanlılar tarafından birkaç defa kuşatıldı, ama alınamadı. 1453 yılında Padişah II. Mehmet, hocası Akşemsettin’in de teşvikiyle İstanbul’a yeni bir saldırı düzenlemeye karar verdi. Önce, Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan Anadolu Hisarı’nın karşısına Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Edirne’de döktürdüğü balyemez adı verilen büyük toplarla savaşa hazırlandı.

6 Nisan 1453 günü Osmanlı ordusu, Bizans surları önüne geldi. Bizans İmparatoru Konstantin, Haliç’i zincirle kapatarak Osmanlı Ordusu’nun şehre denizden girmesini önledi. 11 Nisan günü kuşatma tamamlandı ve top ateşi başladı. 20 gün süren top ateşinden kesin bir sonuç alınamadı. Şehrin denizden de kuşatılması gerektiğini düşünen II. Mehmet, bir gece 70 parça gemiyi karadan yürüterek Haliç’e indirdi. Bizanslılar, sabahleyin Osmanlı Donanması’nı Haliç’te görünce büyük bir korkuya ve paniğe kapıldılar. Haliç’ten ve karadan yapılan top atışlarıyla surlarda gedikler açıldı. Bunun üzerine 29 Mayıs günü, bir genel saldırı düzenlenmesine karar verildi.

Hocası Akşemsettin, II. Mehmet’e cesaret veriyor; Hz. Peygamber’in “Konstantin elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan, ne iyi komutan ve onun askerleri ne güzel askerlerdir” sözüyle müjdelenen komutanın kendisi olduğunu söylüyordu. Bu inançla 29 Mayıs günü son taarruz başladı. Çok kanlı ve zorlu bir savaştan sonra birçok şehit verildi. Bu şehitler arasında Bizans surlarına Türk Bayrağı’nı diken Ulubatlı Hasan da vardı. Nihayet, Mayıs 1453 Salı günü İstanbul fethedildi. İstanbul’un fethi, hem Türk tarihi için hem de dünya tarihi için önemli bir olaydır.

Türk tarihi için önemi, İstanbul’un fethiyle Osmanlıların Balkanlar’daki ilerlemelerine engel olacak hiçbir gücün kalmamasıdır. Avrupa’da ilerleyişini sürdüren Osmanlı Devleti, büyük bir imparatorluk haline gelmiştir. Dünya tarihi bakımından ise İstanbul’un fethi ile Orta Çağ ‘in kapanışı, Yeni Çağ’ın başlangıcıdır. İstanbul, 29 Mayıs 1453 tarihinden sonra ise Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur. Bu nedenle Türk ve Dünya tarihini etkileyen bu önemli fetih, her yılın 29 Mayıs günü kutlanmaktadır.

29 Mayıs 1453 tarihinde II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed)

İSTANBUL’UN DÜŞMAN İŞGALİ’NDEN KURTULUŞU

Sultan II. Mehmed (Fatih)tarafından fethedilen ve Osmanlı Devletine Başkent olan bu dünya güzeli, boğazın incisi savaş sonrası en acı günlerini yaşadı.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’nı delil göstererek İtilaf Devletleri’nin bazıları (Fransa, Britanya İmparatorluğu ve İtalya) 13 Kasım 1918 tarihinde Haydarpaşa civarlarında demirleyip İstanbul’a giriş yaptılar. İtilaf Devletleri arasında kafayı en çok İstanbul’a takmış olan ise Britanya İmparatorluğu’ydu. Bu giriş barışçıl olmamasına karşın ilk anda fiili işgal gerçekleştirmemişlerdi. Aynı zamanda işgalden çok boğazı da kendi kontrollerinde tutmak istiyorlardı.

İşgalin ilk tohumları atılırken padişah bu baskıya dayanamadı ve 21 Aralık 1918 günü meclisi dağıtma kararı aldı. Tevfik Paşa, Damat Ferit Paşa ve Ali Rıza Paşa art arda Osmanlı Hükümeti’ni kurdular. Ankara’da ise İtilaf Devletleri’ne karşı savaş zaten başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı’nı çoktan başlatmış ve sonrasında da Tevfik paşa, Damat Ferit Paşa ve Ali Rıza Paşa’nın kurmuş olduğu Osmanlı Hükümeti’ni de tanımadığını beyan etti. Bu durum İstanbul’un kurtuluşu ile ilgili Ankara’nın tavrını net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Ali Rıza Paşa, Anadolu’daki çalkantıyı fark etti ve Mustafa Kemal Paşa’yı kızdırmamak için Ankara Temsil Heyeti fikrini buyurdu. Mustafa Kemal Paşa bu isteğini bir şartla kabul edeceğini söyledi. O şart da Meclis-i Mebusan’ın derhal toplanması ve Sivas Kongresi’nde alınan kararları hemen tanıyacak ve bunu duyuracaktı. Derhal seçimler yapıldı ve seçilen insanlar İstanbul’a gelerek yeniden Meclis-i Mebusan’ı oluşturarak Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde alınan kararları ve Misak-ı Milli’yi tanıdılar ve akabinde bu kabul bütün dünyaya duyuruldu.

Bu sefer İtilaf Devletleri korkarak 16 Mart 1920’de İstanbul’a fiili işgali başlattı. Akabinde Mustafa Kemal Paşa da Anadolu’da çalışmalarını sürdürüyordu. Daha sonrasında İstanbul’a gelen ve düşman gemilerini gören Gazi Mustafa Kemal Paşa “Geldikleri gibi giderler. ”demişti. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da olduğu süreç sırasında kanlı olaylar baş göstermeye başladı ve bunlar Paşa’ya rapor edildi. Meclis-i Mebusan bir kez daha dağıtıldı ve halkın bizzat seçmiş olduğu milletvekili de İtilaf Devletleri tarafından Malta’ya sürgün edildi.

Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının ardından Refet (Bele) Bey komutasında görevli bir Türk Askeri Birliği İstanbul’a girmiş olsa da işgali resmi olarak sona erdiremedi. Batı Anadolu ancak 18 Eylül 1923’te düşmanlardan temizlendi ve hemen ardından Mudanya Ateşkes Antlaşması ile İstanbul, Boğazlar Bölgesi ve Doğu Trakya güvence altına alındı. Ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması yüzünden düşman askerlerinin önlerinde ki bir buçuk aylık süreçte İstanbul’dan ayrılmaları gerekiyordu, ki Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra 23 Ağustos 1923 itibariyle İstanbul’dan ayrılmaya başladılar. Bu durum İstanbul’un kurtuluşu sürecini resmi olarak başlatmıştır.

Son düşman birliği de Türk Alay Sancağı’nı 2 Ekim 1923 tarihinde Dolmabahçe Sarayı önünde yer alan bir törenle neredeyse 5 yıl kadar sürmüş olan işgalin ardından İstanbul’dan ayrıldılar. Türk Ordusu 6 Ekim 1923 tarihinde sevinç gözyaşları, çiçekler, övgülerle dolu bir kutlama eşliğinde İstanbul’da ağırlandı. İstanbul’un kurtuluşu gerçekleşmişti. O zamandan beri her yıl 6 Ekim, İstanbul’un kurtuluşu olarak ülkemizde kutlanıyor ve alınmış bir zafer daha günümüzde yaşatılıyor.(*)

(×)Eğitim Enstitüsü notlarım. İstanbul Ansiklopedisi. İB.B. Kültür A.Ş. Yayınları. Tarih sohbet ve toplantıları. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Etkinlikleri. Tüyap Kitap Günleri Söyleşileri. Tanıtım broşürleri ve İstanbul’un Fethinin 550.yıl etkinlikleri eserleri.

Bir Cevap Yazın