Sanat Hocalarıyla “Sanat” Üzerine…

Ümit Gezgin

Hocalarla birlikte sanat üzerine derin sohbetlere daldık Ağustos ayının onunda.. Gerek Tayfun Hoca, gerek Alp hoca, gerekse de Kader ve Ayşe hocayla birlikte sanatın ülkemizdeki konumu, sanatla ilgilenen insanların samimiyeti üzerine ciddi olarak durduk.

Ayşe hocanın selfisiyle.. Ümit, Tayfun, Kader ve Alp hoca…

Söz her zaman olduğu gibi elbet güncel sanat meselelerine de geldi. Bu Şahmeran Heykellerini de elbet masaya yatırdık. Ben, bu heykel görünümlü korku salan ‘şeylerin’, özellikle çocuklar üzerinde olumsuz etkileri olduğunu, birçok çocuğun bu, orda burda, yani kamusal alanda arzı endam eden heykellerin çocukları ağlattığını, rüyalarına karabasan olarak girdiğini, hatta anlam veremedikleri için bu heykellere ve hiç bir sevimliliği de olmadıkları için, ürkünç bulduklarını, söyledim.

Hak verdiler hocalar genel olarak. Bu yılan kadın heykellerine, bunların 34 tane olarak planlandığını ve şehrin değişik yerlerine, yine neye göre seçildiği belli olmayan 34 sanatçı seçilerek, kalıbı alınarak seri olarak, standart üretilmiş şahmeran heykellerin sadece sanatçılar tarafından boyandığını.. bu yönüyle hiçbir yaratıcılığı olmadığını, sadece gerek küratör Marcus Craft‘a, gerekse de sanatçılara para kazandırma operasyonu olarak kaldığını belirttim. Ayrıca, kız çocuklarının okuması için katkı amaçlı yapıldığı söylenen bu heykel projesinin, bilakis çocukları korkuttuğunu, bu yönüyle çocuklara ve eğitime de olumsuz katkısı olduğunu, söyledim…

Bunun, yani 7 milyon bütçe ayrılan bu projenin ve bu güne kadar ciddi bütçeler ayrılmış olan projelerin eleştirilmesi ve tartışılması gerektiğini, söyledim. Hakverdiler elbette. Gerçekten de nice milyon dolarlık projeler üretildiğini, bunun gerçekte ne sanata ve ne de sanat eğitimine, giderek topluma, nesillere bir katkısı olmadığını, söyledim. Doğal olarak hocalar da bu konuda katkı sağlayacak görüşler beyan ettiler.

Ayrıca sanat eğitiminin de toplumumuz için ne kadar önemli olduğunu belirttik karşılıklı olarak.. Gerçekten de sanat eğitimi iyi şekilde gerçekleştirilirse, sanat konusunda da iyinin ve kötünün ne olduğunu toplum daha iyi anlayacak ve eleştirel olarak bakacaktır. Sanat kültürü güdük kaldığı, bu konularda insanlar cahil bırakıldığı için; sanat adına ortaya konan her şeye büyülü nesnelermiş gibi imrenerek, en azı hayret ederek, boş boş, ama mesafeli, bön bön baktıklarını biliyoruz… Bu da sanat üzerinden rantların ve çıkar çatışmalarının artarak devam etmesini doğruyor. Çünkü toplum eleştiremiyor, değerlendiremiyor, eleştirmen kalmadığı için de meydan kolay ‘at oynatılır’ pozisyona sahip.. Bu yüzden ‘gemisini yürüten kaptan’, kabilinde herkes kendi kafasına, daha doğrusu çıkar algısına göre davranabiliyor…

Sonuç olarak sanatın doğru tanımının yapılarak yaygınlaşması için elbirliğiyle hareket edilmesi gerektiği noktasında anlaştık ki, bu önemli ve kalıcı bir realite olarak karşımızda durmaktadır…

Bir Cevap Yazın