Kitaplar Arasında…

Ümit Gezgin

Kitaplar bizi besler, geliştirir. Hayatım boyunca, küçük yaşlardan itibaren hep kitap okudum. Bir dönem, (ki üniversite yıllarıydı..) ciddi ciddi kitap kurdu oldum. Ne bulsam okuyordum.. Resim Öğretmenliğinde okurken, resimden ziyade daha çok okumayla uğraşıyor, kitapların dünyasından ayrılmıyordum adeta…

Çok kitap okumam, kitapları sevmem, yazarlığımı besledi, geliştirdi. Sadece plastik sanatlar alanında değil, aynı zamanda edebiyat alanında da ciddi bir okur oldum hep. Kısa öyküler, denemeler, eleştiriler, roman taslakları, araştırmalar yaptım.. hala da yapıyorum.. Resim ve plastik sanatlar alanında on beşe yakın kitap yazdım.. hala kitap boyutunda yazarlık maceram devam edip gidiyor…

Ama hiçbir zaman kitap okumaktan uzaklaşmadım, kitap okuma tempomu düşürmedim.. Durmadan okudum, durmadan okuyorum.. Üstat Ahmet Rasim de durmadan okuma ve yazmadan bahsetmez mi.. Kitabı hayatının merkezine koyan her insan kendi alanında olduğu gibi, diğer birçok alanda da başarılı olur.. Kitabı sevmek, kitapla birlikte bir hayat kurmak, kitapları dost edinmek gerekiyor.. Ama maalesef bizim toplumumuz kitaplı bir toplum boyutuna pek geçemedi.. Hala sözlü kültürden öteye gidemedi.. Kitap bir türlü, genç kuşak da dahil, insanların dünyasına girmedi…

KİTAPLAR HAYATI VE SANATI AYDINLATIYOR

Bugün çok güzel kitaplar aldım yine.. Üstad yazarlardan, benim de çok sevdiğim, kitaplarını döne döne okuduğum yazarlardan; Salah Birsel’in; “Fransız Resminde İzlenimcilik” kitabı. Kadıköy’deki İmge Sahaf‘ta buldum bugün. Yine onun yanında Oktay Akbal‘ın, “Şair Dostlarım” kitabı.. Daha öncesinden aldığım ve daha öncesinden okumaya başladığım; Nurullah Berk ve Kaya Özsezgin‘in birlikte kaleme aldığı; “Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi” kitabı..

Salah Birsel’in kitabının arka kapağı: Renoir’in tabloları

Her bir kitap değerli araştırmalar ve yorumlar üzerine kurulu.. Özellikle Fransız Resminde İzlenimcilik kitabı kapağına Degas‘ın bir resmini taşımış. Elbet kitap görsel tasarımının rahmetli, ressam ve yazar Adnan Turani olduğunu, söylemek lazım… Arka kapakta da Renoir‘in iki tablosunun resmi var. Kitap Ekim 1967’de Ankara’da basılmış. O yıl ben üç yaşındayım ve doğduğum kasaba Biga’dayız…

Kitap giriş yazısında Salah Birsel şunları yazmış; “19. yüzyıl Fransa’sının yaşayış ve düşünce düzeni geçen yüzyıla göre bir hayli değişiklik gösterir.

Fransız ihtilali olsun, sanayi ve teknik alanındaki devrimler olsun, yeni bir toplum yaratmıştır. Bu yeni toplum, esinini, kişiliğin özgürlüğü düşüncesinden alır. Sanatçı ne dine, ne de krala bağlıdır artık. Toplum içinde bir başına kalmıştır. Bir başına kalınca da çevresine bakmaktan başka çıkar yol bulamaz. Bu çevre sanatçıya, Rilke’nin deyişiyle, görmeyi öğretecektir. Bu bakımdan Boudin’in Monet’ye söylediği ‘Kendi gördüğüne önem ver’ sözü yeni bir sanatın ilk ilkesi ise, ‘Doğrudan doğruya doğa karşısında boyanan tuvaller canlı fırça sürüşlerine yol açar ki bunlar atelyede elde edilemez.’ sözü de ikinci ilkesidir. “

Oktay Akbal’ın kitabı; “Şair Dostlarım: İzlenimler, Anılar” kitabı da Elif Yayınları’ndan çıkmış. Kitap, 1964 yılında, İstanbul’da Çeltüt Matbaacılık’ta basılmış. Oktay Akbal, tanıdığı, bildiği edebiyatçı, sanatçı arkadaşları hakkındaki görüş, düşünce ve anılarını yazmış.

Önsözde Akbal; “…Hani Gide, ‘Ben miyim bunları yazan?’ demiş ya. Ben de ‘Ben miydim bu serüvenleri yaşayan?’ diye düşündüm.” diyor. İlk makalesi yazarın, Sait Faik’le ilgili: “…Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Sait’le tanıştım. Önceleri arkadaşlığımız kolay olmadı. Kimseye güveni yoktu. İçine, kendi dünyasına kapalı bir insandı. Çevresindekilerle çok samimi görünmesine, onlarla içli dışlı konuşmasına rağmen, hepsinden uzaktaydı. O kırıcı, ağır sözleri, küfürleri sanki çevresinin kabalığına, sertliğine, zalimliğine karşı bir çeşit kabuktu. (…) Sait’le konuşma da zordu. Hele kendisinden daha genç olanlar için.. (…) Çok zordu Sait’le dostluk etmek. Hele dostu olmak, imkansızdı. Sait’in elli yıl bile sürmeyen hayatında gerçekten dostu olduğunu söyleyebilen bir tek kişi çıkabilir mi? sanmıyorum. Yaratılışı bakımından o çevresinde, hep aynı insanlar bulunsun istemezdi. Hatta bazan sokak ortasında doğru-dürüst konuşurken sizi bırakır, giderdi.”

Üçüncü kitap da yine, özellikle plastik sanatlar konusunda önemli açılımları barındırıyor. Nurullah Berk ve Kaya Özsezgin kaleme almışlar. “Cumhuriyet Dönemi Türk Resmi” İş Bankası Yayınları’ndan çıkmış kitap. 1923’ten 1983’e kadar olan dönemi ele alıyor ve değerlendiriyor kitap. 1973’e kadar olan dönemi Nurullah Berk, ondan sonraki dönemi de Kaya Özsezgin kaleme almış.

Önsözde Berk şunları yazıyor: “Modern resim hareketlerimizin kısacık geçmişi düşünülürse, böyle bir çalışmanın ‘tarih’ niteliğine bürünemeyeceği kendiliğinden meydana çıkar. Tarihsel kesinlik, zaman aşımına uğramamış, ama yeterince gerilerde kalmış olaylar ve kişiler üstünde işleyebilir. Hele, fikir ve sanat planında verilecek yargıların, ‘aktüalite’ kavramının çok dışında olmaları gerekir.”

Bir Cevap Yazın