Dr. Alp Özeren’le ALEYNA TİLKİ ve diğerlerini konuştuk…

Ümit Gezgin

Beşiktaş’da Boğaz’a bakarak hayallere dalmıştım. Dalgalar kıvrım kıvrım yağmur sonrası iyisinden yeşillenmiş.. büyük tankerler, sayıları git gide artan yatlar.. bir sürü deniz motorları.. bir de Üsküdar’dan durmadan Beşiktaş arasında işleyen zeplin balonlarına benzeyen ne vapur, ne deniz motoru.. tuhaf deniz araçları…

Ümit Gezgin, Alp Özeren

Telefon geldi. Arayan müzik, iletişim ve eğitim dünyasının önemli isimlerinden dostum Alp Özeren. Ümit Hocam, dedi Alp, Kadıköy’deysen bir araya gelelim de sanat üzerine her zaman yaptığımız gibi bir sohbet gerçekleştirelim. Çok güzel bir fikirdi. Zaman zaman kadim dostum Alp ve diğer benzer arkadaşlarımla oturur, sanat, edebiyat, müzik, şiir üzerine derin, kapsamlı sohbetler gerçekleştiririz.

Alpçiğim, dedim. Beşiktaş’ta sekiz on beş vapurunu bekliyorum, Kovan Fırın’da buluşuruz, konuşuruz.

Sonunda Kovan Fırın’dayım, Alp de o her zamanki pozitif enerjisi, güler yüzeyle içeriye girdi.. Herkesle dost, arkadaş.. İlkönce garsonlarla merabalaştı.. Herkes sever sayar Alp’i.. içtendir, can yoldaşıdır hiç tanımadığı insanlarla bile.. seveni çoktur.. Ee, kıskananlar da vardır tabi.. Özellikle bizim memleketimizde…

-Alpçiğim hoşgeldin.. nasılsın?

-Hoşbulduk Ümit hocam.. Sen nasılsın.. Çay, yiyecek bir şey..

-Yok sağol.. Bir şey yiyemem. Kapattım yemeği, akşam yediden sonra yemiyorum bir şey.. Ama bir çay içelim..

-Tabi hocam.. yeseydin ama.. ben bi kek alacağım çayın yanında..

-Sen ye Alpçiğim.. o kadar koşturuyorsun ki.. az bile.. yaş altmışa dayandı.. ben artık her şeyi yiyemiyorum.. sonra kiloma, sağlığıma dikkat ediyorum…

-Ümit hocam, Sema hanım aradı, yarın gelecekmiş, sen de gelirsin, birlikte sanatı hakkında konuşuruz..

-Tabi tabi.. konuşuruz.. Sanat bizim meselemiz biliyorsun.. Edebiyatta Nusret Karaca hoca, Müzikte sen, Ee, plastik sanatlarda da ben.. alanımıza giren sanatı, onun düşünsel, kültürel ve güncel sorunlarını konuşmak, tartışmak ve dile getirmek zorundayız.. Vapurda gelirken telefonda Nusret hocayla konuştuk.. Alp de kısa kısa söyleşiler, yazılar yazsın müzikle ilgili.. insanlar bekler yani.. dedi.. Önemli tabi.. gerçekten de Nusret hoca çok güzel kısa söyleşiler, değiniler yazıyor.. böylece edebiyat ve sanat cephesinde birikimi oluşturuyor, tarihe çentik atıyor…

-Tamamen haklısın Ümit hocam.. sanat, dediğiniz gibi bir ana mesele ve bu meseleyi hem kendi bağlamında hem de bileşik olarak ele almak gerekiyor. Zaten ben de gerek Youtube kanalımda, gerekse de Facebook’ta buna benzer düşünceler anlatıyor ve açıklıyorum. Youtube kanalımı da yakın zamanda devreye sokmayı düşünüyorum. derinmagazin.com adresini de zaten aldım. Magazin çok önemli.. magazin kavramının basit olduğunu, düşünmemek lazım.. Bugün Aleyna Tilki olayı nasıl sadece yüzeysel olarak okunmamalıysa, derin magazin kavramı da önemli..

-Nedir bu Aleyna Tilki olayı?

-Bir kere hocam, değerli bir müzisyen olduğunu düşündüğüm Selda Bağcan, Aleyna Tilki’yi sahneye davet ediyor.. bir anlamda onu yüceltiyor, kutsuyor ve kamusal alana çok önemli bir sanat, müzik figürü olarak sunuyor, onaylıyor.. Bu kabul edilebilecek bir şey değil..

-Niye Aleyna Tilki isimli kişi de müzisyen değil mi? Hem de genç kuşağa hitap eden, genç kuşağın takip ettiği…

-Bu Aleyna Tilki ki.. Belli değerleri temsil eden bütün genç kuşakları aşağılamak için: ‘Kezban’ Türk kızlarından kurtulmak gerekiyor, diyor. Yani, efendi, çalışkan, dürüst, başarılı ve belli ahlaki değerleri temsil eden; bunu davranış, giyim-kuşam ve meslek seçimi ve mesleki başarılarda da gösteren bütün Türk kızlarına.. kısacası, kendisi gibi olmayan bütün Türk kızlarına; ‘Kezban’ diyor.. hakaret ediyor.. Böyle birini Selda Bağcan, sahnesine çağırıp alnından öpüyor, kutsuyor, önemsiyor ve kamu oyuna, örnek bir genç Türk kadın sanatçı olarak takdim ediyor…

-Yani ‘Sanat Güneşi’ mi?..

-Sanat Güneşi, biliyorsun hocam, Zeki Müren (!).. Bu, ‘Dünya Starı’.. kendine taktığı ünvan bu.. Zeki Müren de, ‘Sanat Güneşi’ tabirini kendi kendine takmış, kamuoyuna da bu şekilde lanse edip, kabul ettirmişti.. Kendin pişir kendin ye.. ve giderek herkese yedir.. Aleyna Tilki hikayesi de böyle.. Ben onu daha çok Hülya Avşar‘ın halefi olarak görüyorum.. Onu örnek aldığını düşünüyorum.. Ses var, görüntü var.. Giderek Hülya Avşar’laşacak… Bu Zeki Müren meselesinde de.. Prof. Selahattin İçli söylemiştir, Zeki Müren’in kendini ‘Sanat Güneşi’ ilan ettirmesini.. Bilir kişidir Selahattin İçli.. Malesef, egoları yüksek sanatçılar, kendi kendine gelin güvey oluyorlar…

-Aleyna Tilki sanatçı mı veya ne derece sanatçı?

-Valla bunlar popüler kültür aktörleri veya müzisyenleri.. Ses yok mu var.. Ama bununla kalmıyor, bütün Türk kızlarını aşağılamak için, onlara, ‘Kezban’ benzetmesi yapıyor.. kimseden de ‘gık’ çıkmıyor… Tavır, hal ve hareketleri müziğini bastırıyor elbet.. sesin, ses yeteneğinin ötesine geçiyor.. Popüler reklam yıldızı olarak sahnede yerini alıyor… İşin komik tarafı yılların protest sanatçısı Selda Bağcan’ın böyle birini bağrına basması… Trajikomik bir durum yani…

Bir Cevap Yazın