Barbara Kingsolver – Boşluk Troçki ve Frida’nın İzinde…

Selin Karaca Varinlioğlu

Boşluk, Meksika’nın sıcak kalbi ve 1950’lerin soğuk McCarthy Amerikası arasında kalan bir adamın güvenlik arayışının, insanın içine işleyen hikâyesi. Amerika’da dünyaya gelip Meksika’ya giden Harrison Shepherd, sosyetenin basamaklarını tırmanmaya çalışan annesi Salome için bir yüktür. Meksikalı ressamlar Diego Rivera ile Frida Kahlo’nun ve Frida’yla aşk yaşayan, sürgündeki Bolşevik lider Lev Troçki’in evlerinde çalışmaya başlayan genç Shepherd, kendini istemeden de olsa sanat ve başkaldırının içinde bulur. Şiddetli bir ayaklanma onu II. Dünya Savaşı’na yeni kapılmış Amerika’ya sürükler. Ancak siyasi rüzgârlarla gerçek ve yalan, kuzey ve güney arasına savrulmaya devam edecektir.

II. Dünya Savaşı öncesi Amerika ve Meksika’daki sanat ve siyaset anlayışına değinilen kitapta yer alan makaleler ve alıntılar New York Times arşivinden seçilmiş ve özgün metinleriyle kullanılmış. Tarihi kişilerin betimlemeleri ve onlardan yapılan alıntılar ise tarihsel kaynaklara dayanıyor.

Roman birkaç bölümden oluşuyor. Harrison Shepherd’ın çocukken yazdığı günlük, Diego Rivera’nın evindeyken tuttuğu notlar, Frida Kahlo’ya yazdığı mektuplar, okuyuculardan ona gelen mektuplar, gazete arşivleri… Benim kitapta en çok ilgiyle okuduğum kısım Harrison Shepherd’ın Diego Rivera ve Frida Kahlo’nun yanında çalışırken yazdıklarıydı. İki büyük ressamın evine misafir olmak gibiydi…

Frida Kahlo… Hayatı mücadeleyle geçmiş güçlü bir kadın. 1907 yılında doğmuş olmasına rağmen, kendisi doğum tarihini, Meksika Devrimi’nin gerçekleştiği 7 Temmuz 1910 günü olarak ilan etmiş, yaşamının modern Meksika’nın doğuşuyla başlamış olmasını istemiş. 6 yaşındayken geçirdiği çocuk felci sonrası sakatlık, 19 yaşındayken geçirdiği bir trafik kazası ve sonrasında korseler, hastaneler, doktorlar, dinmeyen ağrılarla geçen bir ömür…  Aşık olduğu eşi; komünist, ressam Diego Rivera.  Eşinin sadakatsizliğiyle yıpranan Frida’nın şu sözleri duygularını anlatmaya yetiyor ’’Hayatımda iki büyük kaza geçirdim, birincisi otobüs, ikincisi Diego. İkincisi daha kötüydü.’’

Onlarınki sadece aşk değildi; dostluk, annelik, babalık, çocukluk ve meslektaşlıktı da. Birbirlerini “ülkenin en iyi ressamı” olarak nitelediler. Frida Kahlo, sanat yaşamında, eşi Diego Rivera’nın gerisinde kalmış gibi görünse de, gerçek bunun tam aksi. Diego’dan resim alanında bir şeyler öğrenmekten çok öğrettiği Diego dahil herkesçe kabul ediliyor.

Diego; “Frida, benden daha iyi bir ressam ve resim aramızda rekabetin olmadığı bir alan”.

Rivera’nın Meksika Cumhurbaşkanından aldığı özel izin ile 1937’de Meksika’ya gelmiş ve Frida’nın evine yerleşen Troçki ise romanda yer bulan en önemli tarihi karakter. Romanda Frida ile olan ilişkisinin yanı sıra devrim sonrası yaşananlara, Troçki’nin sürgün hayatına ve suikastine de yer verilmiş. Troçki’nin ölümünün Harrison Shepherd’ın üzerinde yarattığı etkiyi hissetmemek mümkün değil.

‘’Bayım, Stalin’e yönelttiğiniz ısrarlı suçlama, uygulamalardaki demokrasi eksikliği. Doğru mu?’’

Lev cevapladı: ‘’Doğru. Kişisel görüşlerinden vazgeçen ve bunun karşılığında hükümette görev verilen parti üyelerinin oluşturduğu bir sınıf yaratıldı. Ya da en azından kişisel görüşlerini dile getirmekten vazgeçen. Bu görevlilerin masalarında bulunan her sayfa üst kademelerden geliyor. Tüm parti üyelerinin düşünceleri ve kararları hiyerarşi tarafından önceden belirlenmiş gibi davranıyorlar. Bu hiyerarşide, ülkeyi etkileyecek her karar bir buyruk zinciriyle alınıyor.’’

‘’İnsanlar adil devlet isterler. Bunu devamlı söylüyorsunuz.’’

‘’Aynı zamanda kahramanlara inanmak da isterler. Ve canilere. Özellikle de korku içinde oldukları zaman. Bunlara inanmak, gerçeğin yükünü sırtlanmaktan daha kolaydır.’’

‘’Tarih diye adlandırdığımız şey bir tür bıçak, zamanın içinden dilimler kesiyor. Yalnızca birkaç kişi o bıçağın ucunu eğriltebilecek kadar dayanıklı. Ama çoğumuz bıçağın kesici tarafında yaklaşmaktan bile kaçınıyoruz. ‘’

Harrison Shepherd’ın yazdıklarında yaşadığı zorluklara, içinde bulunduğu yalnızlığa ve mücadele ettiği suçlamalara tanık oluyoruz.

‘’İşte ne kadar kalın kafalı olduğum belli; ben hiçbir zaman herkesin istediği şeyi nasıl isteyeceğimi bilemedim. Ben sadece bir yuva aramayı düşündüm, beni içine alıp sarmalayacak bir yer. Avucunda tuttuğun kırık dökük bir kalbi sunmak ve her seferinde çöp sepetine fırlatıldığını görmek…’’

Sanatın, siyasetin, kimlik arayışının, sadakatin ve yalnızlığın buram buram hissedildiği ‘’Boşluk’’ 2010 Orange Roman Ödülü’ne de sahip.

‘’İnsanlar cevabını bilmek istemedikleri sorular soruyorlar.’’

‘’Yalan söyleme dürtüsü, hayatlarımızdaki çelişkilerin sonucunda ortaya çıkar.’’

‘Ben hayatımda üç şeyden vazgeçemem. Birincisi aşkım Diego, ikincisi sanatım, üçüncüsü ise Komünist Partisi‘ –Frida Kahlo

Bir Cevap Yazın