Fotoğraflarda Kalan; Zaman ve Bellek…

Ümit Gezgin

Anılar birikiyor.. Fotoğraflar anıları biriktiriyor. Bir fotoğraf neyi gösterir, neyi anlatır bütün boyutlarıyla.. Sadece bir şeyin dile gelmesi değildir elbet fotoğraf. Neyi amaçladığı da belki an’lık, zamana çentik atmayla ilgilidir. Ve, fotoğrafı çektirenler de bunun tam bilincinde değildir..

Anne dedem; Çerkez Abdullah ve ananem. 1970’lerin başı. Teyzem Seyde; kucağında kıza Eda, arkasında oğlu; Celalettin, yanında ben, benim yanımda ortanca kardeşim Turgut. Hey gidi yıllar hey…

İster bilincinde olsunlar, ister olmasından; Yunus Emre’nin; ‘Seni sigaya çeken bir Molla Kasım gelir..’ demesi gibi.. her fotoğraf bir zaman sonra bir bilincin katmanlarında yaratıcı bir gezintiye çıkar..

1970 yılı; Annem, Turgut, Tuncay ve ben

Hiç tanımadığımız insanların dünyalarına da girmeye çalışırız bazı fotoğraflarda.. Ben zaman zaman sahaflarda eski fotoğrafları da karıştırır. Hatta mekanla birlikte kurgulanan fotoğraflar içinde, zamanın belleğini, hayatın sırlarını, kişilerin, kendilerinin bile bilmediği dünyalarının gizli kapılarını aralamaya çalışır.. bunun büyük bir sanat çabası olduğunu düşünürüm…

Annemde, kahvaltıdayız; Yeşim, Gizem, Annem Nurhayat, Tuncay, Turgut…

Fotoğraflar.. özellikle bizimle, ailemizle, akrabalarımızla.. yani tanıdığımız, bildiğimiz insanlarla.. ki, bazılarını kaybetmiş, bazılarının hiç değilse fotoğraflarda gençliklerine şahit olduğumuz yakından tanıdığımız insanlar…

Seyde Teyzem, Ayşe Teyzem ve Annem Nurhayat Hanım Yıl: 1960, Biga

Buradaki bütün fotoğraflar benim ailemin, akrabalarımın fotoğrafları.. Kimi rahmetli oldu, dedem, ananem, babam, amcam, anneme terziliği öğreten hocası… Yıllar yılları peşi sıra sürükledi.. Sadece insanlar değişmedi, yaşlanmadı ve vefat etmedi.. aynı zamanda biz, bir zamanlar çocuk olan insanlar altmışlı yaşlara geldik dayandık…

Rahmetli Dayım; Yusuf Girgin, Biga’da dedemin fırınının önünde. 1950’lı yıllar…

Hayatın içinde bizden genç ve bizden yaşlı insanlarla birlikte, yine hayatı anlamaya, zorlukların üstesinden gelmeye, her hal ve şart üzerinde, huzur, dinginlik ve umutla.. birlikte, sevgi dolu yaşamaya çalışıyor.. dostlara, arkadaşlara ve akrabalara, dayanışmanın, mutlu ve huzurlu olmanın anlamına, değerini göstermeye ve gençlere, en önemlisi o.. kılavuzluk etmeye, doğru ve hak noktasında örnek olmaya çalışıyoruz.. Çünkü bizler de büyüklerimizden; babamızdan, dedemizden, ananemizden.. hep güzellik, iyilik ve dürüstlük, çalışkanlık örneği gördük…

Biga’da terzilik kursunda, hocaları Makbule Hanım’la (ortada) birlikteler. Annem, Nurhayat Hanım, ikinci sırada sağ başta.

FOTOĞRAFLARDAKİ ZAMAN ALGISI

Fotoğraflardaki zaman algısı bizi değiştiriyor, farklılaştırıyor.. Geçmişe götürdüğü kadar, kendi çocukluk anılarımıza, yaşantılarımıza geri dönüyor.. belleğimizde kalmış anı kırıntıları içinde, yeniden duygulanıyor, hüzünleniyoruz da biraz…

Tuncay, Ümit, Berat

Ama zamanın engel olunamayan ve durdurulamayan bir realite olduğunu da bilmek lazım. Her an bir anı olmaya aday. Zaten her an, yaşanıp, anılar deryasına kulaç atmıyor mu.. Belki bu hüznün de kaynağı aynı zamanda.. Çoğu kere iyi ki geçiyor zaman, ve iyi ki yaşlanıyor ve tarihi oluşturuyoruz ve her şey akıyor, gidiyor, diyoruz içimizden…

Laz Eniştem, Hüseyin Başar, Halam Necmiye, Annem Nurhayat, kardeşim Turgut; arkada ayakta; Halamın oğlu Recep, büyük oğlu Erol ve ben. Yıl: 1970. İstanbul

Ya zaman olmasaydı ve her şey büyük bir durgunluk içinde donsaydı, daha mı iyi olurdu?…

Fotoğraf belleği harekete geçiriyor.. Bugün sabah kalktıktan ve alel acele hazırlandıktan sonra Şirinevler’e doğru, anneme kahvaltıya doğru yönlendiğimde, aynı zamanda Biga’daki çocukluk zamanlarıma da gittim. Rahmetli Abdullah dedemin evine, o Biga’nın dört yol ağzında, Çan yolundaki iki katlı, altı dükkan evinde sabah kahvaltılarına oturduğumuz, çorbanın yanında çay da istediğimiz zamanları.. düşündüm… Ya İstanbul’dan Biga’ya yazların birinde gezmeye gitmişizdir, ya da altı yaşına kadar Biga’da yaşadığımız zamanlarda, belki babanem omzuna alıp beni, anne dedemlere, Abdullah Ağa’ya, bu Biga’nın çalışkan, ticaret erbabı Çerkez’ine götürür ve kahvaltıya hep birlikte otururduk. Dedem genelde evde olmaz, sabah namazında başladığı ticaret çalışmaları, iş güç koşturmaları, akşam namazına ve yatsıya kadar sürerdi. Dedem, çalışmalarını namaz vakitlerine göre ayarlardı. Sabah namazından önce evden çıkar, akşam namazından sonra eve dönerdi.. Ben onun kadar çalışkan, disiplinli, ketum ve sözünün eri bir insan görmedim…

Annemlerin yakın akrabaları; İlhan Bilge ve kız kardeşi, (sol başta ve onun arkasında..) Dayım, Yusuf Girgin, arkasında annem Nurhayat Hanım ve kız kardeşleri, Seyde Teyzem ve Ayşe Teyzem. Yıl; 1957

Ah yıllar.. Ne de çabuk geçip gittin ve ben altmışlara merdiven dayadım. Annem seksenine yaklaştı, dedem, ananem, amcam, babam.. ne zaman vefat etti bu değerli insanlar… Teyzelerim yaşlandı… Ben yaşlılığa adım attım.. Hayat böyle bir şey.. Ölümlü varlıklarız.. Önemli olan hayatı dolu dolu yaşamak değil, anlamını bilerek, doğru yoldan ayrılmadan yaşamak.. İnsanın kendisiyle yüzleşmesi bu anlamda önemli.. Fotoğrafların böylesi bir yüzleşmeye dönüşebilme potansiyeli yüksek. Bir ayna olarak görüyorum ben fotoğrafları..

Annem, Nurhayat Hanım, terzilikten arkadaşı; Nurten’le. Biga: 1963

Anneme kahvaltıya gittiğim ve orda, kardeşlerimle, annemle, yeğenlerim ve yengemle, aynı masaya oturduktan, geçmişte kalmış çocukluğumuza fotoğrafların yol göstericiliğiyle ulaştığımızda hatıralarımıza gelen gerçekliklerle hüzünlendiğimiz zamanda.. hayatın anlamını da sorguladığımız durumlar ortaya çıkmıştı..

Annem, Nurhayat Hanım (sağ başta) ve arkadaşı Makbule. Biga: 1963

Evet, hüzünlenmiştim doğrusu.. zamanı durdurmak mümkün değil. Ama zamanı fotoğraflar üzerinden de anlamak olası.. Bir ders çıkarmak.. doğruluk ve dürüstlükten sapmamak ve şaşmamak için gerekli bu…

Rahmetli Babam; Mehmet Zeki Gezgin. Biga: 1960

Çocukluğumuz.. anılarımızı, belleğimizi oluşturan gerçeklik.. Sadece benle de ilgili değil.. teyzelerimin, annemin, kuzenlerimin, yeğenlerimin, kardeşlerimin çocukluğu.. bunların bazılarına tanıklık ettim.. etmediklerimi de işte.. geçmişe mal olmuş, anılarını anlatan insanların tanıklıklarına ve anlatımlarına şahit olarak kulak verdim…

Yaşam bir var bir yok gerçekliği üzerinde devam edilip gidiyor.. Önemli olan ders çıkarmak değil mi anlardan, yaşantılardan, gerçekliklerden.. bir araya gelmelerden…

Bir Cevap Yazın