Kitap Okuma Kılavuzu

Dr. Tuncay Gezgin

Sanat Tarihçi/Akademisyen

Kitap okumanın önemi üzerinde herkes hemfikir. Ama ne okunacağı nasıl okunacağı hakkında farklı görüşler var. Pek kasmamalı kanımca. Su yolunu nasıl bulursa okuyan da ne okuyacağını nasıl okuyacağını zamanla keşfeder. En baştan şu söylenebilir; sağlam bir kitap okuru çok çeşitli konularda okuyan kişidir. Sanat, edebiyat, felsefe, tarih, coğrafya…Bununla beraber ben yeni çıkanların hemen okunmasını pek doğru bulmam. O çok reklamı yapılanların hele. Okumanın pohpohlanması her zaman hoşuma gitmez. Özellikle günümüzde bir şeyden çok bahsediliyorsa büyük bir endüstri vardır ardında. Endüstrinin, paranın olduğu yerde abartı, şaklabanlık, kandırma.

Ahmet Haşim

İnsan ne için kitap okur? Maurois’ya göre iki şey için okurmuş. Ya zevk için ya iş için. İş için okunacaksa daha bir ciddiyet ister Maurois. Okunan bir konuya tekrar tekrar dönülmesini zaman kaybı olarak niteler. İnsan boşuna okumamalıdır. Bu yüzden nasıl kitap okunacağıyla ilgili kesin kuralları vardır; Kitapla baş başa olunmalıdır. Saygılı ve sessiz bir havaya bürünmelidir. Bir kitap okurken başka kitaba göz kırpmamalıdır. Benzer kurallardan başkaları da bahsetmiştir. Ceketi giyip kravatı takacaksın, masa başında ve kaykılmadan dik oturacaksın diyen de var, dik oturmayı yeterli bulmayıp ayakta okumağı tavsiye eden de. Doğrusu insanı sıkan şeyler bunlar. İster zevk, ister iş için okusun insanlar. İster amuda kalkarak okusun. İster suya dalarak. Okumada sebat göstermek önemlidir bence. 

Nurullah Ataç

Yalnız Maurois’nın, kişi kendi gıdasını bilmelidir, kendi yazarlarının kimler olduğunu öğrenmelidir düşüncesine itiraz edilemez sanırım. Gerçekten okura iyi gelen onu mutlu eden bazı yazarlar vardır ve okur dönüp dönüp onları okumaktan zevk alır. Onlar şifa verici bir gıda gibidir.

Rasim Özdenören

Aslında insan ne için kitap okur sorusunun cevabı oldukça basittir; ihtiyaç duyduğu için okur. İnsanın bir sürü değişik ihtiyacı olabilir. Gide,(Fransız yazar) mesela, ilerlemiş yaşında, kendini unutmak için okuduğunu söylemiştir. Bütün hayatı boyunca unutulmamak adına kitaplar yazmış olan yazar, gün gelmiş kendini unutmak istemiş, yine kitaplarla.  

Hilmi Yavuz

Genellikle iyi bir okuma yapmak için elde kalem olması önemlidir. Notlar almak, bazı yerlerin altını çizmek gerekebilir. Ben, okurken, elimde bir kalem olmasına dikkat ederim. Kalemim yoksa okuyamam hatta. Bazen okurum fakat sonra elime kalem geçirir geçirmez aynı yeri bir kez daha okurum. Ama bazen kalemle neredeyse her satırını çizdiğim kitapları dahi sonradan okuduğumu hatırlamadım. Kitaplığımda ilk defa görmüşüm gibi elime aldığım kitaplarda çizgilerimi notlarımı görünce çok şaşırdım. Şu kötü duygu aklıma geldi. Eğer unutuyorsam okumak boşuna mı?

Andre Gide

Sonra unutmadığımı düşündüm. Bütün bu bilgiler beyinde depolanıyorlardı ve zaman zaman aralarında elektriksel bir bağ kurarak insanın kendisine özgü bir karakter geliştiriyorlardı. Titizlikle altını çizdiklerimi oldukları gibi hatırlamıyordum ama aslında onları kendi dünyamın içine almış, bir nevi tercüme etmiştim. Bana ait duygular, düşünceler, hayaller şeklini almışlardı.

Renoir’in ‘Kitap Okuyan Kadın’ tablosu

Bununla beraber bazı konularda bize bu konuda bir şeyler söyle dense söyleyeceğim bir paragrafı geçmeyecektir. Öte yandan ben bir kitabı sadece konusunu öğrenmek için okumuyordum ki. Ben onun içinden kendimce bir şeyler damıtıyordum. Ve böylece aynı kitabı okuyan başkalarından, yazarının da ummadığı, başka şeyler keşfetmiş olmaktan mutlu oluyordum esas.

Goethe

Kalemi elimden bırakmamamın nedeni kitap okurken kitabın bize vermek istediği bilgileri çizmekten, not etmekten çok bu keşifler içindir. Okuduğu kitabın satırlarının altını çizmekten, kenarına notlar almaktan hoşlanmayanlar da var. Nurullah Ataç böyle biridir. O, kitabı çiziktirmek yerine ciddiyetle , dikkatle okumak kafidir inancındadır. Ataç niçin çizmezdi kenarlara not almazdı bilmiyorum. Yazısının başlığındaki gibi “kitaba hürmet” için mi? Hem kitaba hürmet hem yazarına hürmet Ataç için önemli. Bu kadar çalışmış çabalamış yazarlar sizin için. O yüzden ne bulursanız okuyun, diyor.  Fena buldunsa bırakırsın bir kenara. Hop bir başkasına. İyi de bir eserin fena olduğunu nerden anlayacağız. Bazen öyle bir reklamının etkisinde kalır ki insan okuduğu kitabın fenalığının farkında olmaz. Bayıla bayıla okur.

Ahmet Haşim, bir kitabın fenalığını çok mantıki oluşunda bulur. Birçok insana saçma gelebilir ama benim için pek doğrudur bu laf. Hele şu açıklaması pek hoşuma gider. “Adi felsefe, adi tiyatro ve sinema ne derse desin, hakiki hayatın mantık dediğimiz şeyle hiçbir alışverişi yoktur. Hayat, makul bir insandan çok fütürist bir şaire veya kübist bir ressama daha çok benziyor. En akla gelmez şeylerden saadet ve felaketi, iyiliği ve fenalığı yapıyor.”

Bu arada Ataç az okumayı da kabul etmez. Az okumak ona göre hiç okumamakla birdir. Ama o da ne kadar okursa okusun benim gibi unutmaktan muzdarip;  “Ömrümde kaç kitap okudum bilmiyorum. Fakat bütün bunlardan belki kırk, elli nihayet yüz tanesi içimde yaşar. Öbürleri elbet onlar da izini bıraktı.”  

Pek doğru bazı kitaplar içimizde yaşar bazıları izini bırakır. Hiç olmazsa akıl sağlığımızı ve hafızamızı korur okumak. İnsanı güzelleştirir, tatlılaştırır,  bu son sözleri Renoir’ın kitap okuyan kadın resimlerine bakarak söylüyorum.

Kitap okuru okuduklarına eleştirel bakmalıdır. Yorumlamalıdır. Rasim Özdenören, okumak anlam vermektir, diyor. Tam olarak bu. Bazıları metne karşı bir teslimiyet gerektiğinden bahseder. Ama işin gerçeği asıl kahraman ne metin, ne yazardır, okurun kendisidir. Okur, kitap karşısında pasif  olmamalıdır.

Yemek, içmek gibi kolaylıkla söylediğimiz okumak aslında hiç de kolay değildir. Kitap okumak öğrenilmesi gereken bir şeydir. Hatta Hilmi Yavuz’a göre okumak resim yapmak gibi bir yetenek işidir.  Bu yeteneğe sahip olmayan birine ne yaparsanız yapın faydası yoktur. Goethe de benzer bir şey söylüyor. Ona göre de okumayı öğrenmek sanatların en zorudur.

Kitap okumak bir yetenek işi ise o yeteneğin ortaya çıkması için de fırsatların oluşması gerekir. Hiç kitapla karşılaşmamış ya da pek az fırsat bulmuş biri bu yeteneğinin nasıl farkına varacak. Ben çocuk yaşlardayken çevremde kitap okuyan, daha ötesinde düşünen yazan çizen bir grup abim vardı. Onlardan gördüm. Onların teşvikiyle kitap okumaya merak saldım. İnsanların çoğunun hayatları boyunca böyle bir olanağı olmuyor. İstanbul’da yüzbinlerce insanın yaşadığı semtlerde doğru düzgün bir kitapçı yok, sahaf yok.  Kütüphaneler? Bu manada büyük hizmet görüyor şüphesiz. Ama ben kendi adıma kütüphanelerde doğru düzgün  kitap okuyamadım.  Kitap elimin altındaydı ama onunla aramda sanki büyük bir mesafe vardı.

Kitap okumak için en başta kitaba ulaşım kolay olmalı. Sürekli sokakta çarpışmalı mesela. Hüseyin Rahmi’nin Tesadüf’te yazdığına göre eskiden  kitap  seyyar da satılırmış. Bir seyyar kitapçı sokakta şöyle bağırarak dolaşıyor: “Yeni çıkma romanlar, hikayeler, destanlar, tiyatrolar, şarkı mecmuaları…Düştü gönlüm aman Allah belalısına  da var on paraya. Kışlık mangallarını satıp Kağıthaneye giden kokorozlu hanımların hikayesi de var on paraya…”

Bazen kitap okumanın çok acayip fenalıkları da olur. Gerçek bir okur iseniz, toplum nazarında saf ve salak görünebilirsiniz. İstisnası,  o saatler moda olan birinin moda kitabını gezdiriyorsanız yanınızda, yani koftirikten bir kültürlülük imajı içinde iseniz, akıllı ve cazibelisinizdir.

Öyle olur ki bazı durumlarda kitap hayata bağlar insanı. Bazı durumlarda kışkırtır. Diriltir. Kitap okuma, Rasim Özdenören’in  pek veciz sözüyle, meselesi olmanın ifadesidir. Her zaman, kitap okuyan birini gördüğümde bende bu düşünce uyanır.

Bir Cevap Yazın