Türkiye’nin Yüzakı Sanat Yazarları: Abdülkadir Günyaz, Hamit Kınaytürk, Kaya Özsezgin ve İsmail Tunalı

Ümit Gezgin

Rahmetli Kaya Özsezgin ve Abdülkadir Günyaz ve İsmail Tunalı, elbet Hamit Kınaytürk; sanat eleştirisi konusunda yetişmeme, ufuk kazanmama hep olumlu katkıları olan eleştirmen/sanat yazarı olarak hayatımda yerlerini aldılar.

Abdülkadir Günyaz

1983 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Endüstri Ürünleri Tasarımı Bölümü’nü yetenekle kazanarak okumaya başladığımda, genç bir sanatçı/tasarımcı adayı ve yazarı olarak karşımda Hamit Kınaytürk’ü ve sonrasında efsane bir plastik sanatlar dergisi olduğunu öğreneceğim SANAT ÇEVRESİ DERGİSİ‘ni görecektim.

Prof. Kaya Özsezgin

Hala bu derginin kıymetini anlayamamıştır plastik sanatlar dünyası.. Kısır ve bilgiden bir hayli uzak, giderek de kıymet bilmeyecek kadar egoları şişkin insanların yanlış yönlendirmelerine kurban olduğu içindir ki, gerçek değerlerin ve plastik sanatların kültürüne katkısı olmuş olan insanların ve kurumların değerini takdir edememektedir sanat dünyası…

Hamit Kınaytürk, sanatçılarla ve sanatseverlerle birlikte..

UPSD de, bu alanlarda uyumaya devam ettiği, başkanı Bedri Baykam dernek faaliyetlerin değil, kişisel sergiler peşinde koştuğu ve kendine piara çalıştığı için; kurum ve gerçek sanat dostu kişilerin değerleri bir türlü ortaya çıkamıyor… Onun içindir ki, plastik sanatlar dernek, kurum ve okulların, profesyonel yöneticiler tarafından yönetilmesi gerektiğini düşünmüşümdür hep. Sanatçı geçinen ve sanattan geçinen insanlar tarafından ele geçirilmiş kurum ve kuruluşlar, ranta kurban gitmekte ve sonuç itibariyle de bu kurumlar, kurumsal çalışmalara değil, bireysel iştahlara hizmet eder hale dönüştürülmektedirler…

Hamit Kınaytürk (soldan ikinci), Abdülkadir Günyaz (sağdan birinci)

Evet, nerden nereye geldik.. ama bunlar hep gerçek ve yaşanmış olgular… Akademi’nin yayın organı gibi faaliyetlerini sürdüren ve her dönem Rektör danışmanı olarak görev yapmış olan Hamit Kınaytürk, en hizmet ettiği insanlar ve sanatçılar tarafından sırtından bıçaklanmıştır ve onu, yaşarken yere göğe koymayanlar.. vefatından sonra yerin dibine batırmayı adeta bir görev bilmişlerdir… Ben de, Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi‘nde hocalık yaptığım dönemde, rahmetli dekan Prof. Nazan Erkmen‘e çıkarmakta olduğum Bosphorus Sanat Gazetesi’ne destek istemiş, Hamit Kınaytürk’ün Sanat Çevresi Dergisi gibi bir vizyonla, bu gazeteyi değerlendirmeyi önermiş; ama onların vizyonsuzluğundan dolayı bunu gerçekleştirememiştim… Kentteki bu köylülük ve köycülük, her yere egemen, sanat okullarına da siyaret ettiği için, kurumun içindeki atgözlüklü kişiler, adeta engellemişti bu geniş vizyonlu projeyi…

İşte.. böyle kişiliklerin de yer aldığı bir sanat dünyası içinde yüzüyoruz… Sanat eleştirisini doğru anlamayan.. kendi kişisel zaaflarına bu dünyayı kurban eden.. sanat eğitimini yozlaştıran ve kişisel heveslerine kurban eden.. birçok yeteneği harcamak için elinden geleni yapan insanların da bu dünya içinde yer aldığını unutmamak gerekmektedir…

***

Sezer Tansuğ (ortada), Kaya Özsezgin (sağdan ikinci)

İsmail Tunalı’nın da bilgisi derin, tane tane konuşan bir İstanbul beyefendisiydi.. Plastik sanatların, genel olarak sanat felsefesinin önemli düşünür/felsefecilerinden biriydi İsmail Tunalı.. Nasıl gazetecilik/dergicilik ve popüler yazarlık konusunda Hamit Kınaytürk önemliyse.. keza popüler plastik sanatlar yazınında Abdülkadir Günyaz da eline su dökülmez yazarlardan biriydi.. Onu da yine çoğu kimse anlamadı, anlayanlar da yanlış anladı.. Hatta bazı cahiller işi uzatarak, onun sanattan anlamadığını bile ileri sürecek kadar densizleşebildiler…

Oysa onun da kendine özgü yalın ve anlaşılır bir dili vardı.. Kavramsalcı taifesinin absürd diline alışanlar elbet onu basit görecek ve aşağılayacaktı.. Ama o günlük kullanım dili içinde öylesine yalın ifade ediyordu ki plastik sanatlar dünyasının ve sanatın kavramsal ve reel dünyasını.. bu alandaki en cahilü cühela bile onu anlayabiliyor, ona göre değerlendirebiliyordu…

GERÇEK ANLAMDA SANAT ENTELLEKTÜELİYDİ BU İNSANLAR

Bu insanlar gerçek eleştirmen/entellektüel insanlardı. Kişisel çıkar hesaplarından arınmış insanlardı. Sanatı bir bütün olarak düşünüyorlar, özellikle sanatın toplumsal yönünü de önemsiyorlardı. Bunun için ellerinden geleni yapıyor ve gerek SANAT ÇEVRESİ DERGİSİ‘ni gerekse de diğer yayınlara yazılarıyla destek vererek; hatta benim çıkardığım BOSPHORUS SANAT GAZETESİ VE BAHARİYE SANAT GAZETESİ’ne makaleleriyle, plastik sanatların, görsel sanatların entellektüel ve güncel gerçekliğine, ciddi katkılar sağlıyorlardı.

Haşim Nur Gürel, Hasan Bülent Kahraman, Ali Akay, Ahu Antmen, Beral Madra... sanat konusunda temeli olmayan şeyler söyler ve yazarken, onlar ayakları yere basan realiteler söylüyor ve sanatın gelişmesi ve sanatçıların (özellikle üfürükten değil, gerçek sanatçıların) haklarını sonuna kadar savunuyorlardı.

Haşim Nur Gürel, tarafsızlığını yitirerek, sadece Levent Çalıkoğlu‘nu ve benzerleri türedileri, desteklerken, Hamit Kınaytürk, Özkan Eroğlu, Ayşegül İzer Drahşan, ben ve birçok sanat eleştirmeni, yazar ve sanat meraklısına, dergisin sayfalarını açarak, geniş bir katılım ve demokratik bir ortam ve tercih yaratıyordu.

Geniş görüşlü, herkese açık, gerçek bir kültür sanat insanı olan bu eleştirmenler, yazar ve yayıncılar, sanat kültürünün gelişmesi için ellerinden geleni yaparken; dar alanda kişisel çıkarından başka bir şey düşünmeyenler, koltuk sevdasına doğru, taktıkları maskelerle hareket ediyor, uygun bir ortam ve durum kolluyorlardı. Sonunda zaten koltuklara ulaşınca bunların heves ve istekleri kalmadı, bir balon gibi sönüp gittiler.. Sanat tarihi de onları çöplüğünde ağırlamayı bekliyor…

Sonuç itibariyle Abdülkadir Günyaz, Kaya Özsezgin, İsmail Tunalı, Hamit Kınaytürk ve elbet Sezer Tansuğ… sanat dünyasının vazgeçilmez eleştirmen, yazar ve yayıncısı olarak her zaman kalıcı bir gerçekliği olarak anılmayı hak etmektedirler…

Bir Cevap Yazın