Ferruh Başağa Resminde Artılar ve Eksiler…

Ümit Gezgin

İstanbul Teknik Üniversitesi, Görsel ve Çevresel Sanatlar Dalı‘nda ‘Master’ yaparken, danışmanım Prof. Şadan Bezeyiş‘ti.. Şadan hoca titiz, çok çalışkan ve Adnan Çoker ve Turan Erol‘la birlikte 1951 yılında Akademi’den mezun olmuş kuşak içinde yer alan iddialı ressamlardan biriydi.

Ferruh Başağa

Aynı zamanda da yeteneğinden ve Türk resmi içinde ‘soyut sanat’ı başlatan bir insan olarak, Adnan Çoker’in de kıskançlığıyla İTÜ’ye sürüldüğünü iddia ederdi..

Adnan Çoker

Buna, ne diyebilirdim ki.. Akademi her zaman için çekişme alanı olmuştu. Figürcüler, Soyutçular.. Sonra hızını alamamış, seramikçiler ve sosyologlar.. Ali Akay başta olmak üzere, Kavramsal Sanat’a yönelmişler, Ali Akay, o dönemde boşluk olduğu için, kavramsal’ın fikir babası olmaya çalışmış, gide gide de ancak Derrida ve benzerlerinin Türkiye’deki distrübütörü olabilmişti…

Turan Erol

Neyse ne.. zaten bizim gibi fikir fukarası, geleneği oturmamış, geçmişi inkar ede ede, kör topal yürüyen toplumlarda; ciddi entellektüelleri, yazarları, çizerleri, aydınları olmayan; aydın dediğin zaman popüler gazetecilerin akla geldiği ülkelerde.. bunların olması.. yani sosyolog ve seramikçilerin entel dantel, kavramsalcı şu bu kabul edilmesi çok normal..

Grace Crowley

Şadan Bezeyiş uzun sohbetlerimizde, Adnan Çoker’e soyutu kendisinin öğrettiğini, Fransa’ya gitmesine de yine kendisi önayak olduğunu, söylerdi. Soyutu, bir anlamda Adnan Çoker bundan çalmış ve kendisine mal etmişti.. Kendi yaratıcılığı, özgünlüğü hem Adnan Çoker ve hem de Turan Erol tarafından hep kıskanılmıştı..

Ferruh Başağa gibi kimseleri de zaten ciddiye almaz, onlara ancak vitraycı gözüyle bakardı.. Gerçekten de.. şimdilerde de unutulmaya yüz tutmuş Ferruh Başağa.. bir ara, yaşarken, son dönem biraz popüler olmaya başlamış, bazı onun resmini satın alan uyanıkların etkisi ve itelemesiyle hakkında sergiler açılmış, sipariş yazılar yazdırılmış ve parlatılmıştı.. Sonra olan oldu, resimleri el değiştirdi ve tükendi.. Unutulmaya da yüz tuttu..

Şadan Bezeyiş

Öyle ki, Ferruh Başağa parlatılmaya çalışıldığı zamanda Kaya Özsezgin de tumturaklı bir yazı yazmış, onu göklere çıkarmıştı, oturaklı bir dil kullanarak.. Vitraydan, mozaikten besleniyordu, ama onları aşarak özgün, geometrik bir soyut dil ve derinlik oluşturmuştu.. falan filen…

Oysa Ferruh Başağa, emekçi olmasına emekçi, yani taklit düzeyde, vitrayı taklit ederek, dahası alışkanlıkla tuvale uygulayan bir çalışandı.. Yani kopye düzeyinde işçi… Taklit ediyor, çalışıyor, tesisat ve tamiratla uğraşıyor.. bir anlamda plastik sanatların zanaatkarı olarak karşımıza çıkıyordu.. Ama oyuna getirilenler, onu bir dönem büyük sanatçı sandılar…

Şadan hoca, Adnan Çoker için de böyle düşünüyordu.. O bir zanaatçıydı ve taklit aşamasında kalmış, yenilikten ve buluştan uzak bir kimliğin insanıydı.. Popülerlik ve show dünyasına yönelik ilgi ve sempatisi.. onu vitrine yönelik adımlara yönlendiriyor.. soyutu da bu yönde kullanıyordu…

Şadan hocanın bütün söylediklerine katılmasam da.. Ferruh Başağa ve birçoklarının şişirildiğini ben de düşünüyorum…

Bir Cevap Yazın