Kitaplar ve Hayat

Ümit Gezgin

2 Ağustos 2022, Cuma

Bugün dört yeni kitap aldım Antikacıdan.. Yeni dediğim ikinci el kitaplardan. Bir küçük çayın yedi liraya yükseldiği zamanımızda ve zamların dur durak bilmediği zamanlarda, yanımızdaki antikacı başından beri ikinci el kitapları beş liradan satıyor. Hayret edilecek bir durum bu benim için.. Buna rağmen pek kimsenin kitaplara itibarı yok.

Özellikle gençler telefon tutkunu oldukları için, artık kitaplardan hepten uzak düştüler. Bizim neslin işi bu.. Hala kitap okumak ve kitabı sevmek.. Kitapla yaşam arasında bağ kurmak ve yaşamın ancak kitapla daha iyi anlaşılacağını, düşünmek.. Gençlerin bu taraklarda bezi olmadığı gibi, yaşlıların da bu taraklarda bezi yok.. Onlar da gençlerle ortak tutkuyu paylaşıyorlar.. Tuhaf bir şekilde yaşlılar da telefon tutkunu…

Ne zaman bir yerde bir yaşlı görsem.. elinde telefon sürekli ekranda bir şeyler arıyor.. Ne arıyor, ne buluyor.. Herhalde ilginç bir yaşlılık oyuncağı gibi geliyor onlara bu telefon gerçeği.. Aslında gerçekten de öte bir gerçeklik telefon yaşlılar için.. Çocukluk ve gençlik yılları teknoloji dışı geçtiği için bu yaşlılar şimdilerde, yani son dönemlerinde bir tür ölümsüzlük iksiri gibi telefona sığınıyorlar.. Orda, ölüme ve mezara bir nebze uzak mı kalacaklarını düşünüyorlar acaba?…

Baktım, kalabalık ikinci el kitap tezgahı. Kitaplardan ilki Füruzan’ın 47’liler kitabı. 1947 yılı doğumlu insanların dünyasında, siyasal ve toplumsal Türkiye tarihini anlatıyor. Dönem romanları yazmak çok önemli.. O dönemin insanları, mekanları, ilişkileri ve gerçeklerini bütün bir panorama olarak anlatma.. önemli bir durum…

Kitabın giriş cümlesi: “Gürültü istemiyorum. Düşüncelerim bile süzülür gibi gelişsin. Kulak zarlarımı delen elektriğin arasız akımını anca böyle yenerim. Geçti geçti, aylar oldu geçeli. Gürültüye dayanamıyorum. Duygularım da, kıvanma da, hüzün de aynı renksizlikle gelsinler. Çocukluğumun şen çığlıklarını bile yeniden yankır diye anımsamıyorum. Yine de çıkı çıkı veriyorlar.”

Hayat akıp gidiyor.. dönemler içinde, insanların belleklerinde, zorunluluklarında geçip gidiyor hayat.. Bazıları mesleklerinin içinde takılıp kalıyorlar ve bir arpa boyu yol gidemiyorlar ve sonunda yolları mezara çıkıyor.. Aslında yolları mezara çıkmayan kim var ki.. Ama insanın yaşayıp, hayatı anlamadan dünyadan çekip gitmesi hüzün verici…

Füruzan yine kitapta; “Her şey bir süredir gerçekliğini yitirmişti.”

Gerçeklik nasıl yitir gider.. İnsanın bazısının bir durumudur ki bu.. her zaman da olabilir.. veya algılar birden değişir ve farklı bir algılama boyutuna yükselebilir kişi…

Kitapların yanındaydım. Biri daha vardı ben yaşlarda.. Kitaplara bakıyordu ben yaklaştığımda tezgaha.. Geniş kaldırımlarda gelen giden insanlar vardı.. genç, yaşlı…

Yollara, sokaklara ve caddelere bakıyorum.. Ağaçlar ağaçlar var.. Ne zaman dikilmiş bunlar.. Binalar sürekli yenileniyor.. Binalarda kimler yaşıyor, ne işle iştigal ederler.. çocukları, eşleri, arabaları.. Hobileri, korkuları, rüyaları, hastalıkları… Çevremizde gördüğümüz bütün insanların türlü takıntıları, hırsları var. Koştur koştur yaşıyorlar…

Gelelim diğer aldığım kitaplara.. şöyle baktım, inceledim.. kitap ucuz diye alınmaz. İyi olduğu için veya kişiye uygunsa alınır. Kişinin kendine uygun bir kitabı olabilmesi için kitap okuma katsayısının yüksek olması gerekir. Çünkü kitap okuma da bir yetenek ve süreçtir…

James Baldwin’in ‘Ne Zaman Gitti Tren’ kitabını aldım. Sonra sevdiğim yazarlardan; Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın; ‘Tesadüf’ romanını aldım. Kemal Bilbaşar’ın, ‘Başka Olur Ağaların Düğünü’ kitabını aldım.. Aldım bunları okula gittim. Okumaya kıyısından başladım. Önceden aldığım başladığım ve bıraktığım kitapları da bir an önce bitirmem gerektiğini, düşündüm…

Güzel bir gündü. Yürüdüm gittim. Bir yere oturdum. Çay, poğaça söyledim. Oturanlar, telefonlarına bakanlar vardı. Yürüyenler, dalgasında olanlar, ciddi ciddi koşturanlar. Esnaf takımının bazıları da dükkanlarının önüne çıkmıştı. Kafeler, lokantalar yarı yarıya doluydu. Eskiden ağzına kadar dolu olan yerler, artık hayat pahalılığından dolayı yarı yarıya doluyordu.

Bir rüzgar esiyor, bir sıcaklık artıyor ve bunaltıyordu insanı…

Bir Cevap Yazın