Sonbahar

Ümit Gezgin

Sonbahar birden geldi adeta.. Aniden bastıran, saatlerce süren yağmurlar, bardaktan boşanırcasına yağan bu yağmurlar gereksiz telaşlara da sebep oluyordu zaman zaman.. Bazıları benim gibi yağmuru seviyor, onun sesini duyar duymaz kendisini dışarı atanlar oluyordu…

Sonbaharı seviyordum. Yağmurları, karları, yağışları.. Ne zaman yağmur görsem hemen dışa atıyorum kendimi. Kaldırımlarda yürüyor, sahile iniyor, yağmuru yüzümde hissetmek istiyorum. Bir kafeye oturup yazıp çiziyorum ve gelecek tasarımları yapıyorum. İnsanları gözlemliyor, onların neler düşündüklerini, nasıl davrandıklarını, hal ve tavırlarının ardında yatan gerçekleri anlamaya çalışıyorum.

Refik Halit Karay; “Ekim ayı içinde yağmurun kar parçalarına dönerek rüzgarlar önünde savrula savrula harmanlara yağdığı sert bir geceydi…”

Bir yere oturmak, gözlemlemek, düşünmek ve okumak.. benim için önemliydi.. Oturmak, yazı yazmak, çizmek, notlar almak.. kaçamak da olsa insanları dinlemek ve onları gözlemlemek.. İnsanların tedirginliğini anlıyorum. İnsanlar hep tedirgin.. başkalarını önemsiyor ve onlar da başkalarını gözetlemek üzerine bir hayat yaşıyorlar. Herkes herkesi gözlem altında tutmak istiyor.. Bütün kaçamak bakışlar bundan..

Feneryolu’nda Potlaç kafede oturdum. Yaşlılar genelde tercih ediyor burayı. Akşamüstü güneş bütün görkemiyle çöküyor çünkü kafeye ve yaşlılar da güneşe dönüyorlar yüzlerini ve gevşeyerek, oturdukları yerde uyukluyorlar. Rahatlıyorlar.. kalkıp evlerine gittiklerinde rahat bir uyku çekebiliyorlar böylece.. Bu kafeyi tercih etmelerinin bir sebebi güneşse diğeri de kafede kadınların evlerde yapıp getirdikleri ev poğaça ve keklerin damak tatlarına uygun olması..

Oturuyorum. Kalkıp aşağıya doğru insanların arasından, sekerek ve hoplayarak karşıdan karşıya, araba yoğun trafiğinin içinden geçerek adım atıyorum.. Karşıda da Sarıyer Börekçisi var. Orası da dolu.. Çay, kahve poğaça, börek fiyatları ciddi oranda arttığı halde, buraların iğne atsan yere düşmez kalabalıklara ulaşması bana ilginç geliyor…

Yaşlılar anılarından bahsediyor oturdukları yerde. Gökyüzü, çevreden geçen insanlar, onların, özellikle genç kadınların kıyafetleri de zaman zaman yaşlı kadınların gözünden kaçmıyor. Bazen, beğenmedikleri genç kızların kıyafetlerini kendi aralarında şakalaşarak eleştiriyor veya takdir ediyorlar..

Daha öncesinde Kurbağalıdere’ye doğru yürümüş ve oradaki insanları, hep bildik doğa parçasını izlemeyi sürdürmüş, zaman zaman da aynı manzaraya bakmaktan bıkmıştım. Ama sonra her günle birlikte manzaranın da, hiç değilse algısının değiştiğini gözlemlemiş, anlamıştım. Khalkedon kafe vardı Kalamış sahilinin biraz içinde, sahilde Deniz Kafe vardı, oraya da çay içip resim çizmek için oturuyor, Fenerbahçe kısmındaki Kalamış-Fenerbahçe Marina’sının resimlerini yapıyordum.. Yüzlerce yelkenlinin direkleri estetik bir görünüm kazanıyordu mavi gökyüzünün altında. Özellikle güneşin bol olduğu zamanlarda, oradaki yelkenliler pırıl pırıl parlıyor ve zaman zaman da insanların gözünü alıyordu. Oralara bakmak, düşünmek ve resimlerini çizmek hoştu…

Döndüm dolaştım.. Bazen birkaç kere aynı yerleri dolaşıyor, oturuyor, resimler çekiyor, çiziyor ve kısa zaman dilimlerinde kitaplar okuyordum. Kendimi geliştirmek için sürekli kitaplar okuyordum. Sanat ve edebiyat kitapları başucu kitaplarımdandı. Onlardan vazgeçmiyor, bazen üç beş kitabı aynı anda okuyordum.

Güneş vardı, ama daha çok yağmur vardı. Sonbahar kendini iyisinden göstermişti. Kurbağalıdere’nin suyu çamur rengine dönmeye başlamış, motorlar, scooterler, bisikletler yollara çıkmış, kızlar hızlı adımlarla arkadaşlarıyla buluşmaya gitmişti…

Güneş vardı ama yağmur da vardı ve benim yağmurda yürümek hoşuma gidiyordu…

Bir Cevap Yazın