14 Eylül-25 Ekim / Bienal Paralelinde Sergiler

İstanbul Bienali 17 Eylül-20 Kasım tarihleri arasında İstanbul’un farklı semt ve mekanlarında sanat izleyicileri ile buluşurken The Wall Art Gallery Karaköy’deki kendi binasında İstanbul Bienali’ne paralel, eş zamanlı 2 sergi ile yeni sezona merhaba diyecek…

Binada halihazırda devam eden On The Wall Summer’22 sergisi kapsamında, 10 Eylül’e kadar (Pazar günleri hariç 11.00-19.00 saatleri arasında) 50 sanatçının eserlerini görmek mümkün. 14 Eylül’de açılışı gerçekleştirilecek 2 farklı konsept ise, çağdaş minyatür sanatının hareketli oyun alemine davet edecek bir solo minyatür sergisinin rengarenk evreniyle doğal yaşama yabancılaşan insanın tükenişini vurgulayacak bir grup sergisinin soluk renkleri arasında, sanat izleyicisine hayalle gerçeğin iç içe geçtiği bir sergi deneyimi sunuyor.

Grup sergisi, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgelerimizden 8 sanatçının (Abdul Vahap Uzunbay, Erdoğan Kaplan, Eyhan Çelik, Ferhat Salman, Hesen Chalak, Mahmut Akdemir, Onur Erten ve Yakup Kuyucu) katılımıyla gerçekleşecek. Hesen Chalak küratörlüğünde düzenlenecek YERİN TAHRİBİ ARŞI DELDİ başlıklı bu sergi, yaşam alanlarımızın çeşitli katmanlarındaki doğa tahribatının kaçınılmaz yıkıcı etkilerini gözler önüne sererken, sanatçı Gülşah Pestil’in BİR BAŞKA ALEMDE MUZİPLİKLER başlıklı solo sergisi de geleneksel minyatür sanatının güncellenmiş yeni yorumlarıyla şekillenen hayali bir oyun aleminde izleyiciyi geçmişten günümüze uzanan keyifli bir yolculuğa çıkaracak. Galeride, İstanbul Bienali paralelinde düzenlenecek bu sergiler 25 Ekim’e kadar devam edecektir.

 “Yerin Tahribi Arşı Deldi”

Yerin Tahribi Arşı Deldi sergisi, yeni dünya tasarılarının ve teknoloji devrimin yarattığı çağcıl bir kavram olan Antroposen sorununa değinir. Doğa tahribatı, ekolojik kırım, tarihi ve doğal yaşam alanlarının zarar görmesi, hayvan soylarının çağa ve insana ayak uyduramaması meselelerine odaklanır. Sanat izleyicisine faniliği tekrar hatırlatmayı; soyu zarar gören hayvanların kendi doğallıklarındaki heyecanları, şehir alanına ve kendi bedenine yabancılaşmış deforme insan bedenlerinin şiddeti, şehir çöplükleri içindeki hayvanların bakışları gibi bu çağda olası zamanlarda karşılaşacağımız anların duygusunu sezdirmek ile hedeflemektedir. Var olan nihai sonu hatırlamak, insanı çağın durumu üzerine düşündürmelidir. Tahrip, bizi düşündürmelidir. Toplumsal inşayı hedeflerken ayak bastığımız dünyanın potansiyelini göz ardı ediyoruz. Birçok canlının yaşam alanını yıkıyoruz ya da onu kendi tasarılarımıza ayak uydurmaya zorluyoruz. Bu elbette ki tükenişi getirir vaziyettedir. Tükeniş, bizi gri bir auraya hapseder, doğa ile bağ kurmanın tüm renklerini flulaştırır.

“Bir Başka Alemde Muziplikler”

Minyatür sanatının form ve biçiminden esinlenerek oluşturduğum Bir Başka Alemde Muziplikler sergisi, minyatürün eğlenceli ve renkli anlatım diline odaklanıyor. Stilize edilmiş formları, ışıltılı ve parlak renklerle birleştirerek minyatür sanatının güncellenmiş yeni bir ifadesini yaratmak ve bunu izleyiciye sunmak niyetindeyim.  Bu sergiye gelen izleyicilerin, kendi oyun dünyalarına giriş yaptıkları hissini uyandırmak istiyorum. İçeri adım atan her bir kişi, somut olan dünyasına bir süreliğine veda etsin ve benim hayal alemim içerisinde kendi yolculuğunu yaşasın! Sanatın sonsuz ifade biçimleri arasından, oyunbaz bir tavır ile bambaşka bir evren yaratmanın peşindeyim. Çünkü yaratım sürecimdeki önceliğim, kendime bir oyun alanı oluşturmak ve buranın keyfini sürmek. İzleyiciyi de muzipçe bir anlatım dili oluşturarak bu oyuna katılmaya davet ediyorum.

Bir Cevap Yazın