Mekanların Ruhu

Ümit Gezgin

16 Eylül 2022, Cuma

Sabah erken kalkılıyor çünkü erken yatılıyor artık. Yaşlandıkça insanlar erken yatıyor ve erken kalkıyor. Geceyi dinlenerek geçiriyorlar. Gece sükunetin ve ruhsal uyumun merkezi olarak duruyor karşımızda..

Eskiden, gençliğimde, bundan otuz yıl önce sabahlara kadar otururdum. Kitap okur, yazı yazar, resim çizerdim.. Ama yaşlandıkça oturma oranım da azalmaya başladı.. Sabahlara kadar artık oturamıyorum. Gözlerim kapanıyor hemencecik. Bazen dışarda, bir kafede bile kitap okurken içim geçiveriyor..

Heınrich Böll: “Martılara bakmak için rıhtımda durup dururken, üzgün yüzüm bu semtte devriye gezen bir polisin dikkatine çarptı. Havada süzülen kuşların seyrine öylesine dalmıştım ki! Havalanıyor, sonra pike yapıp suda yiyecek arıyor, ama çabaları boşa gidiyordu. Liman ıpıssız, su yeşilimtıraktı, pis ve kalın bir yağ tabakası kaplamıştı üzerini.”

Yaşlılık elbet insanı yavaşlatıyor. Ama dimağını daha da gençleştiriyor. Algılarını kuvvetlendiriyor ve Ahmet Haşim‘in dediği gibi; zihin olgunlaşıyor ve keskinleşiyor.. Onun için elli yaşın üzerinde bulunan insanların daha derin bir görüşe sahip olduğunu, kendi sanat alanında da üslup sahibi, özgün birer sanatçıya dönüştüklerini gözlemliyorum.

Genç yaşlar toy yaşlardır ve sanat alanında da başka alanlarda da gençler tam olarak ne yaptıklarının ve yapmaları gerektiğinin farkında değil. Toyluk çağı aynı zamanda acemilik çağıdır da…

Yürü yürü.. Hayatım yürümekle geçiyor. Yine bugün, sabahtan akşama kadar yürüdüm. Gözlemledim. Dershaneler caddesinin ucunda çeşme durağı ve orada soyut heykel topluluğu var ki, insanlar ablak ablak bakıyorlar suratlarına bu taş heykellerin..

Nedir bunlar, diyorlar içlerinden.. Sonra kaça çıkmış ki bu, diye soruyorlar içlerinden. Hep para harcıyorlar, hep ceplerini doldurmak için yapıyorlar, diyor insanlar içlerinden ve dayın olacak ki köşeyi dönesin, para kazanasın, diyor içlerinden insanlar…

Kadıköy çarşı içinin kalabalığı her daim hareket halinde.. Gidenler gelenler, oturanlar, yiyip içenler.. Birbirlerine bakanlar, düşünenler, okuyan, telefonlarına bakanlar. Gökyüzündeki martıları sayanlar, tek tük ağaçların yapraklarına bakanlar ve alış veriş için dükkan dükkan dolaşanlar var… Her taraf insan dolu… Burda, meydanda, insanlar arasında olmaktan memnun, mutlu insanlar var…

Kalabalık halinde insanlar.. gözlemliyorum kilisenin önünde toplanmışlar ki kilise de en az yüz yıllık. Çarşının bildik Rum kilisesi ve hemen arkasında görkemli bir yeşil ağaç yükseliyor dalları ve yapraklarıyla.. Alabildiğine bulutsuz bir mavilik kaplıyor dört biryanı..

İnsanlar durmuşlar, dinliyorlar gibi.. Veya, nesnelerden bir nesne hissediyorlar kendilerini… Hareketsiz ve kıpırtısız alabildiğine… Gölgeleri uzamış betonun ısınmış varlığında.. Evlerin çatılarında martılar dinlenmedeler… Afişler, flamalar, bayraklar asılı dört bir yanda…

Ordan indim Otobüs duraklarının oraya. Bu sıcaklık ne böyle güneş alabildiğine yaklaşmış, yakıyor her bir yanı.. Köpeklerin dili bir karış dışarda, kediler gölgelerdeler…

Tarihi evler hareketli.. Burda her şey ticari.. Yeme içme mekanları. Alış veriş mekanları.. Ne çok mekan var ki her birinin de kendine özgü bir ruhu, karakteri var sanki.. Yaşıyorlar…

Bir Cevap Yazın