17. Contemporary İstanbul İzlenimleri

Ümit Gezgin

Contemporary Istanbul, 17-18 Eylül Ön İzleme, 19-22 Eylül Genel Ziyaret tarihlerinde dünyanın dört bir yanından 66 çağdaş sanat galerisi ve inisiyatiflerin temsil ettiği sanatçıların eserlerine Akbank ana partnerliğinde ev sahipliği yapıyor.

Yaşlı kadın fuardan geliyor olsa gerek…

Haliç’te yer alan Tersane İstanbul’un tarihi mimarisinde gerçekleşecek fuar 558 sanatçının 1.476 eserini izleyicilerle buluşturuyor…

Çağdaş Sanat, çağdaş sanat başımın etini yemeye başlamıştı bazıları. Çağdaş sanat şöyle, çağdaş sanat böyle.. Mutlaka görülmeli, devam edilmeli. Türkiye’yi ancak bu çağdaş sanat kurtaracak. Ali Güreli gibi değerli biri yok, arkasında da Prof. Hasan Bülent Kahraman var.

Çok önemli biri Kahraman, kahraman bir insan.. çok entel… artık ne övgüler, ne önemli şeyler söylediler.. ben de bütün bu abartılara itibar etmememe rağmen Ümit Hanımın da (Bahariye Sanat Galerisi’nin sahibi, eşim) başında dırdır ederek, Cumartesi günü nasıl gidebileceğimizi hesaplamaya başladım…

CONTEMPORARY İÇİN ÇOK SICAK BİR GÜN

Böyle sıcak zamanlar görmemiştim. Bir de sonbahar aylarında, başında olsa bile, Eylül’de böyle terim terim terleten ve bunaltan bir sıcaklık nerelerden kaynaklanıyor ve Contemporaray acaba çağdaş sanat kavramı bağlamında buna çözüm üretebilir mi? Veya sanatçılara sipariş verilse de önümüzdeki sene için, çözüm üretecek tasarımlar ve de çağdaş sanat yaratımları gerçekleştirebilirler mi?…

Ümit Hanıma dedim, gitmeden önce Fenerbahçe Parkı’nın burnundaki belediyenin işlettiği cafede oturarak hem yazalım çizelim, hem de gelecek planlamaları yaparak, çağdaş sanat için de hazırlıklar yapalım..

Çağdaş Sanat önemliydi. Bir kere çağdaştı ve önemli kazanımları vardı.. sonra gençler artık çağdaş sanata doğru yöneliyordu. Bu yönelimi iyi değerlendirmek gerekiyordu. Zaten Ali Güreli ve Bülent Kahraman da bunu yapıyordu. Çağdaş Sanatı çok iyi değerlendiriyorlar ve çağdaş sanatı da gönülden seven Akbank ve benzeri Türkiye’nin büyük firmaları bütün desteği veriyorlar, kasalarının musluklarını sonuna kadar açıyorlardı…

Bu çok önemli bir durumdu ve biz de öğleden sonra gitmeyi düşündüğümüz bu Çağdaş Sanat, yani Contemporary buluşmasına, bunun 17. edisyonuna mutlaka gitmeliydik.. 16 yıldır bir sanat ve tasarım gazetesi çıkaran insanlar olarak bizler de üzerimize düşen görevi sonuna kadar yerine getirmeliydik, hatta zorundaydık…

ÇAY ALABİLDİĞİNE SICAK, KAHVE DE SADEYDİ

Sıcak çay içiyorum. Biraz bekletiyor ve şekersiz içiyorum ama, ılık gelen çayı geri gönderiyor, hem demini almasını hem de kaynamış su üstüne dökmesini istiyorum çaycıdan. Sonra Çağdaş Sanata gideceğimizi söylüyorum çaycıya. Çocuk aval aval bakıyor yüzüme.. Abi, diyor, sizin yaptığınız resimler mi Çağdaş Sanat.. Çağdaş demi abi sizin resimleriniz, diyor. Ben de çağdaş çağdaş”.. diyorum…

Koşturdum Ümit Hanıma kahve, (o genelde kahve içiyor, sade kahve içiyor.. ) ben de kendime çay aldım.. çocukla sohbet ettim.. Olmaz böyle, dedim. Biraz haşladım.. Ve böyle olmaz, düzgün olması, parasız satmıyorsunuz bu çayları. Bir bardak çayı altı liraya satıyorsunuz.. Kahveyi de on beş liraya alıyoruz. Bak, diyorum. 650 lira da Contemporary biletleri, ona göre kendine çeki düzen ver.. Adam ol, para kazan, zengin ol.. Ondan sonra sen de gidebilirsin Contemporarye.. Çağdaş Sanat demek bu.. Bil bunu, diyorum. Çağdaş Sanat!…

FENERYOLU’NDAKİ EVCEM KAFEYE GİTTİK

Çağdaş Sanat Fuarı, Contemporary için hareketlenmeye devam ediyor, hazırlıklarımızı en ince ayrıntılara kadar yapıyor ve ben de bir yandan resim çiziyor ve yazılar yazıp, notlarımı tutuyordum..

Öğleyi biraz sollamıştı zaman, Ümit Hanımla birlikte Feneryolu’nun otantik ev yemekleri ve güzel poğaçalar yapan Evcem Kafesine doğru yollanalım, orada oturarak sipariş üzeri bazı kalemlere yazı yazdırdıkları, Okyanus Gazetesi‘ni de okuyalım.. bakalım kimler neler savurmuş, nasıl abartmalar ve çağdaş sanata yönelik, fuara yönelik, 17. edisyona yönelik hangi övgüleri ne derecelerde yapmışlar, derken…

Birkaç arkadaşımız telefonda, özel açılış gününde sanatçıları içeri bile almadıklarını, sürtüşme ve hatta yer yer kavgaya varan diklenmelerin yaşandığını, hatta Bedri Baykam’ın bile bu duruma itiraz ettiği, sanatçıların yanında UPSD Başkanı olarak haklı bir şekilde ve bravolarla yer aldığı yorumunu yaptı…

Doğru mu yanlış mı anlamamıştım, ama o ara, çağdaş sanatı da düşünerek, çaylarımızla birlikte dolma, yoğurt ve bir içli köfte yiyorduk.. Ha, yanında su da vardı.. Hava çok sıcaktı.. Hatta bir ara gitmeyelim, deniz kenarına gidip orada kahve mi içelim, dedik ama.. Contemporary de deniz, hiç değilse Haliç kenarındaydı.. güzel bir manzarası vardı. Platin görünümlü plastik büyük bir top da dalgalanıyordu Haliç’in içinde.. Güzeldi güzeldi.. Giriş çok pahalı, çaylar kahveler el yakıyor pozisyonda olsa bile, Çağdaş Sanat adına bunlara katlanılırdı…

SONUNDA TRENE BİNDİK

Dikkatli bir şekilde, yüzümüzde kovit maskeleriyle trene bindik. Söğütlüçeşme’ye giderken, daha çok gençlerin doldurduğu tren vagonlarında bir durak seyahat ettik. Yanıma kitap da almıştım okuyayım diye.. Kaya Özsezgin‘in ‘Yorum ve Anlam’ kitabı ile, Fenerbahçe burunda seyyar kitap satıcısı çocuktan aldığım Refik Halit Karay‘ın ‘Memleket Hikayeleri’ kitabı. Refik Halit büyük bir yazar.. İyi bir anlatıcı, yorumcu ve eleştirmen… Gerçekten Türk edebiyatının böyle dehaları yetiştirmesi.. bunlardan biri yine Ahmet Rasim ve Hüseyin Rahmi’dir ve bunlara Ahmet Mithat Efendi’yi de ilave etmek, dahası onu baştacı etmemiz gerekir…

Tren kalabalık. Sıcak ve bunaltıcı. Kimsede de maske filen yok. Korku ve endişe duyuyorduk.. Çünkü kovit bitmemişti, ama herkes bitmiş muamelesi yapıyordu. Özellikle genç kızlar ve erkekler birbirlerine hava atma bahanesiyle maske falan artık kullanmıyorlardı.

Tren tepeleme doluydu ki Allah’tan kitabın daha kapağını açmadan, Feneryolu’ndan Söğütlüçeşme’ye hemen ulaşmıştık…

METROBÜSE BİN, HALİÇİN TERSANE AYAĞINDA İN

Kalabalık, sıkışıklık, havanın bunaltıcı sıcaklığı ve denizle çevrili İstanbul’un ekstra nemi.. mahvediyor insanı.. bunaltıyor, hayattan bıktırıyor.. Allah’tan Çağdaş Sanat Fuarı’na gidiyoruz da biraz rahatlayacağız, bu sıcaklardan, bunaltıdan kurtulacağız…

Trene bilet, metrobüse bilet, in ordan dolmuşa para.. Nerdeyse fuara verilecek olan 650 lira giriş bileti kadar bir para harcıyorsun… Vazgeçtik, metrobüsten indikten sonra Halıcıoğlu durağında, yine çirkin, derme çatma ve düzensiz yol, koridor, geçit, karşıya geçiş gibi yerlerden.. Haliç kıyısına indik.. Ordan da minibüse binelim, dedik ama, minibüsler de pek geçmiyor.. Yürüyelim, dedik böyle.. yürüyelim… Yürürken, Rahmi Koç Sanayi Müzesi‘ne girelim, çay kahve içer, eski arabalara, yemek takımlarına, üfürükten de olsa uçak, gemi gibi şeylere bakarız, dedik… Koç’u gerçekten tebrik etmek gerekmekteydi. Nereden toplamıştı bunları böyle? Sonra bunlar Çağdaş Sanat eseri de değildi.. yani itibar da getirmiyordu insana.. Belki para kazanmak için yapıyordu o da.. Bilet fiyatları çok yüksekti. Dört kişilik bir aile 450 lira vermişti içeri girebilmek için. Biz basın olduğumuz için ücretsiz giriyorduk…

SONUNDA CONTEMPORARY BİR ŞEKİLDE KAPIYA GELDİK DAYANDIK

Çıktık, yürüdük.. Halk yeşilliklere oturmuş, çaktırmadan mangal yapanlar bile vardı Haliç’e karşı.. Haliç’te de yelkenliler vardı, büyük kayıklar ve Sanayi Müzesinde gördüğümüz mavnalar türünden deniz araçları vardı…

Kaldırımdan yürümeye başladık.. karşıdan büyük ağaçlar göründü.. bunlar selvi mi, kayın mı, köknar mı.. ağaçlardan da pek anlamıyordum.. Ağaçların resimlerini çizmeyi sevdiğim halde yol kenarlarında veya arsa, tarla içlerindeki gölgelik veya sebzelik ağaçların türlerini ve ne işe yaradıklarını kestiremezdim. Kestirdiğimde de hep yanlış bir kestirme olurdu bu…

Yaşlı bir kadın bastonuna yüklenmiş karşıdan, kaldırımın ortasında ağır aksak yürüyüp geliyordu. Biz de karşıda Contamporary’ye doğru yürü babam yürüyorduk.. Trafik görülmemiş ölçüdeydi sıcaklar gibi.. bunaltıcıydı.. Yaşlı kadın gayet sakindi.. üstünde iki katlı eski binalar ve eğilmiş elektrik direği vardı. Araçlar bütün yolu kaplamıştı.. Ümit Hanıma bu trafik sıkışıklığında arabasıyla yola çıkmış olanlar rezil olacak, iyisinden bunalacak ve Çağdaş Sanat’tan da nefret edecekler.. Kimsenin bunu yapmaya hakkı yok dedim…

Ön kapıda güzel kızlar cep telefonlarıyla konuşuyorlardı. Kapı girişi o kadar dar ve derme çatma, mezbelelik gibi.. sanki araba, veya beton, demir, çürümüş eşya, demir doğruma çöplüğüydü ki.. bir de koku da vardı çünkü.. girerken insan şaşırıyordu. Bu nasıl Çağdaş Sanat Fuarı? diye…

Son model arabaların park ettiği alan, aslında bir tarla görünümündeydi ve atık malzemeler deposu gibi duruyordu. Bir ara, acaba fuar buradan mı başlıyor.?.. Bunlar da Çağdaş Sanat’ın parçası mı diye geçirdim içimden… Sonra kendi kendime güldüm.. Bu kadar da ahmaklık olmaz.. bizimkiler gerçek Çağdaş Sanatçıdırlar böyle üfürükten şeylere kanmazlar ve bu saçmalıkları da Çağdaş Sanat diye yapmazlar ve 650 lira bilete de bunları görmek için kakalamazlar, dedim içimden gönül rahatlığıyla…

Şevval Başalan, Mustafa Karyağdı ile
Piramid Standında; Bedri Baykam ve Şevval Başalan’la

Beton fabrikasının devasa tüpleri de ordaydı. Demek dedim içimden aynı zamanda Çağdaş bir inşaat faaliyeti de aynı zamanda devam ediyor. Bu da Çağdaş Sanat Fuarı’na Contemporary bir şekilde yakışıyordu doğrusu.. Gerçekten de sosyetik güzeller, pahalı arabalar, göbekli erkekler ve zarif, şık, seksapel bayanların arasında Çağdaş Sanat Fuarı’nın tüm cazibesi, başlangıçta biraz ümidimi kırsa bile, bizleri aydınlatmaya, bu sıcakta, nemle birlikte ısıtmaya, hatta yakmaya devam ediyordu…

Nebahat Karyağdı ve Leyla Alaton’la

Milyonluk arabalar, iki yüz yıllık binaların önüne park ederek Çağdaş Sanat’ın ne olduğu ve ne olması gerektiği konusunda izleyicileri ikna etmekle memurdu adeta.. Çok güzel bir uyum, yani zıtlık içinde Çağdaş Sanat oluşturmuştu bu görüntüler… Zaten fuara doğru gelen, (bir yaşlı teyze gidiyordu..) insanları da tüm bu görüntüler, çöplük, derme çatmalık, geçen seneden kalma yer halıları, yıkıldı yıkılacak dere köprüsü ikna ediyor.. Çağdaş Sanat’ın hayatla ne kadar uyumlu olduğu konusunda hayret ve dehşet içinde bizleri bırakıyor.. ve içimizden tüm bunları alkışlıyorduk…

ALABİLDİĞİNE UZUN BİLET KUYRUKLARI

Alabildiğine uzun bilet kuyrukları uzadıkça uzuyor. Çoğu kişi 650 liranın bile böylesi büyük ve evrensel, Çağdaş Sanat Fuarı için ucuz olduğunu söylüyordu.

İçeri girince geniş bir tarihi alan, yerlere dökülmüş yeni beton kaplamalar ve tarihi binaların ön yüzlerine asılmış büyük flamalarla bizleri karşılıyor ve şoka sokuyordu.

Ben, Bedri Baykam ve Ümit Hanım
Ben ve Bedri

Tarkan’dan sonra dünyanın starı Hüsseyinn Çhalallayan’ın MILKY Çağdaş Sanat Çalışmasını görmek için insanlar kuyruğa girmiş, aralarından bazıları kavga eder olmuştu. Kuyruk kavgasını bazen özel güvenlik görevlileri ayırmak zorunda kalıyor.. buna rağmen bazı densizler ikinci, hatta üçüncü kez Husseyinnin işini görmek için birbirlerini paralamaya devam ediyordu…

İÇERİ GİREN ŞOKA GİRİYORDU

İçeri giren şoka giriyordu. Çok çağdaş bir görünüm vardı. Herkes son model, çağdaş bir şekilde giyinmişti bir kere. Kızlar güzel, erkekler yakışıklıydı. Herkes birbirine bakıyor, kolluyor, çağdaş eserlerin resimlerini çekeceklerine, birbirlerinin resimlerini çekiyorlar ve hemen instegramına koyuyor, altlarına da övücü şeyler yazıyorlardı…

Ama nasıl insanlar şoka girmesinler ki.. bir kere çok çağdaş bir görünüm oluşturulmuştu bu klasik mimari yapı içinde.. hemen herkes ingilizce konuşuyordu. Türkçe ikinci dil olmuştu.. Yerler yarı bozuk olsa.. beton yeni dökülmüş gibi dursa da.. yine onu görmüyor.. duvarlardaki çağdaş eserlere ve o eserlere bakan güzel çağdaş kızlara bakmaktan, yakışıklı erkekleri gözleriniz parlayarak incelemekten kendinizi alamıyordunuz…

BUNLAR NE BÖYLE DEDİĞİNİZ ESERLER

Bunlar ne böyle? Dediğiniz çağdaş eserler de yok değildi. Ama söz çağdaşlıktan açıldıktan ve bu fuar da çağdaş ve aynı zamanda Contemporary olduktan sonra bunları kimse önemsemiyor.. her şeyde, anlayamadıkları bir hikmet olabileceğini, haklı olarak düşünüyorlardı…

Böyle bürümcükler yapılmış, masalara konulmuş gibi şeyler vardı.. yeni evli bir çift bunların fotoğraflarını çekmek için birbiriyle yarışıyordu. Bu yarışa sonra başkaları da dahil oluyordu.. Birlikte, sağı solu, her yeri.. yeri göğü başlıyorlardı çekmeye…

ESERLERE ÇOK DİKKATLİ BAKIYORLAR

Çağdaş Sanat eserleri insanları derinden etkiliyordu. Benim gözlemlediğim bu. Ümit Hanıma da söyledim. Ümit Hanım, dedim. Toplumumuz çağdaş sanat eserlerine çok dikkatli bakıyorlar, iyi ki bu fuara gelmişiz, her sene gelelim, dedim.. O da onayladı.

Bol bol fotoğraf çekenleri görüyordum. Selfi çekenler, yan yana gelip başkalarından fotoğraf için ricada bulunanlar, eserlere bakıp saçını başını düzeltenler, kısaca her türlü eser denemesini, fotoğraf çekimini, saç düzeltimini ve ruj tazelemesini yapan güzel, manken gibi, çağdaş sanata da uygun insanlar vardı.

Birbirlerine hava atmak ve hava almak için Çağdaş Sanat ortamını platform gibi kullanan ve vitrin mankeni gibi ortalarda seğirterek dolaşanlar, doğrusu Çağdaş Sanat kavramına olduğu kadar, bu fuara da bir boyut ve derinlik katıyor.. sanıyorum bunu Ali Güreli veya Bülent Kahraman bilinçli olarak ayarladıkları için, yeni bir atraksiyon olarak, fuarı bir üst levela çıkardıkları gözlemleniyordu..

-Bunlar çok kurnaz canım…

Robot mudur nedir, cüce bir parlak metal bir heykelin önünde durup, karşıdaki kızın bir esere, Van Gogh tablosuna bakar gibi baktığına baktım bir süre.. Yerler çok kirli, çok pisti ama, eserler ve duvarların pürüssüzlüğü bunu bastırıyordu..

Bir kız, kırmızı çizgili kız, diyeceğim buna. Gerçek bir çağdaş sanat eseri önünde bravo işareti yapıyor ve erkek arkadaşı da onun fotoğrafını çekiyor, videosunu kaydediyordu.

Tavanlar çok yüksek ve tarihiydi ve bina da tarihiydi eserler çağdaş olduğu için kaybolmuyor, bir kontras yaratarak çağdaş bir bileşene ulaştırıyordu hadiseyi. Burada da yine, bu sefer Bülent Kahraman’ı kutlamak geçti içimden.. Çok yetenekli ve başarılıydı ve hem edebiyat alanında, hem sosyoloji, psikoloji, antropoloji, sanat, çağdaş sanat, şiir, akademik başarılar, hatta hatta çağdaş, kavramsal üretim ve tüketim alanlarında büyük başarıları ve iddiaları olan bir insandı.. Buna ancak on parmağında on marifet barındıran Bedri Baykam yetişebilirdi… O da bir koltuğunda birden fazla karpuz taşıyabilme kabiliyeti olan bir insandı…

SEVGİLİLER KOPUP GELMİŞLER

Bir de genç sevgililerin hafta sonunu geçirmek için Çağdaş Sanat Fuarına gelmiş olmaları beni çok memnun etti. Fuarı gezdikçe ve çağdaş sanat eserlerini gördükçe birbirlerine daha bir fazla yanaşıyorlardı. Mutluydular ve huzurluydular. Çünkü çağdaş bir ortamda bulunmanın huzuru ve realitesi bütün damarlarını kaplamıştı.

Işık, kostüm, eser, duvar, zemin, yükseklik, kolanlar, kirişler, kapılar.. velhasıl herkes ve her şey uyum ve dengenin çağdaş versiyonu içinde devinip duruyor ve mutluluk insanların hal, tavır ve gözlerinden okunuyor.. bol bol da fotoğraflar çekiliyordu…

Ben ve Ümit Hanım şaşkındık ve küçük dilimizi yutacak noktaya gelmiştik. Yüzlerce binlerce on binlerce çağdaş sanat eseri ve tüm dünyanın çağdaş sanatçıları bu fuarın güvenli çatısının altında buluşmuştu…

Afrika’dan, Ortadoğu, Latinamerica ve Atlantikten.. Çinden maçinden, Japonyadan.. her yerden insanlar çağdaş sanat uğruna koşup gelmiş ve Haliç kıyısına kurulu Tersanede eserlerini sergileme ve insanlara gösterme imkanını elde etmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı…

HER TÜRDEN ÇAĞDAŞ ESER VARDI

Her türden çağdaş eserin kamusal bir alanda mutluluk getirerek var olması ve insanlara tebessüm ettirmesi bile bir olaydı bana göre. İnsanlar, çoğu zengin de olsa.. (650 lira fakir verip bu fuara giremezdi.. çağdaş bile olsa…) bu fuara eşlik etmesi, zengin tabakamızın çağdaşlık yolunda ilerlemesi noktasında ayrıcalıklı ve önemli bir aşamayı teşkil ediyordu.

Zaten bir ülkenin zenginleri ilk önce Çağdaş Sanatla buluşması ve çağdaşlaşması gerekiyordu. Çağdaş bir toplumu ancak ilk önce zenginler, para babaları ve yüksek tabaka arasında oluşturmak zorundayız. Benim de gözlemlediğim zengin, varlıklı insanlarımızın çağdaş sanata yönelmesi çok önemlidir. Hemen hemen ben fuarda zenginlerimizin, sosyetiklerimizin çoğunu görerek mutluluk duydum.. Bir toplumun bu kadar zengininin çağdaş sanatla bu kadar yakından ilgilenmesi ve selfi dahil fotoğraf üzerine fotoğraf çekmesi çok önemlidir…

GİYİM KUŞAM ÇOK ÇAĞDAŞTI

Bir kere bu kadar özgün kıyafetleri kamusal hayatın günlük telaşı içinde göremiyoruz. İnsanlar Çağdaş Sanat Fuarına geldiklerinin bilincinde olarak postmodern giyim kuşam alanına el atmışlar ve kendilerini de ona göre değerlendirmişler.

Kadını erkeği herkes çağdaş sanat fuarının biçimsel ve içeriksel özelliğine göre giyinmiş. Bu da toplumumuzdaki elit kesimlerin zevk ve beğenilerinin ve çağdaşlık düzeylerinin ne kadar yüksek olduğunu göstermesi bakımından çok önemlidir…

Adım adım, karış karış gezdim fuarı. Bütün duvarları, eserleri, üç boyutlu eserleri.. seramik ve heykelleri, duvarlara asılan iki boyutlu, neonlu, ışıldaklı çalışmaları.. onları izleyen, fotoğraf çeken insanları bir bir izledim, gözlemledim, ben de fotoğraflarını çektim..

Güzel bir fuardı.. kutlamak gerekmektedir.. ve böyle fuarların hemen hemen her ay düzenlenmesi gerekmektedir.. toplumumuzun git gide daha fazla aydınlanması, bu sıkıntılı günleri üzerimizden atabilmek için bu ve benzeri fuarların daha sıklıkla tekrarlanması faydalı olacaktır…

KOYU SOHBETLER EŞLİĞİNDE

Tabi.. koyu sohbetleri doğurması anlamında da Çağdaş Sanat Fuarlarının ve özellikle Contemporarynin ve 17. edisyonun çok faydalı olduğunu.. bir de böyle tarihsel mekan ve Haliç gibi önemli bir su yolu üzerinde düzenlenmesi de buna eklenince herkese bir fayda sağladığını ve paylaşımı arttırdığını da buradan özellikle belirtmek gerekmektedir…

Koyu sohbetler.. arkadaşlıklar.. kaynaşmalar gırlaydı.. Herkes birbirlerine gülücükler dağıtıyor, kolay tanışlıklar gerçekleştiriliyor ve hemen hayattan sanata uzanan süreç içinde insanlar sanki kırk yıl bu anı bekler gibi birbirleriyle konuşmaya, şakalaşmaya başlıyorlardı… Aynı sosyal sınıftan olmak ne kadar önemliydi.. Kırk yıllık dostlarını sayılı günler içinde yılda ancak bir kere görmüş olmanın hasretiyle birbirlerine durmaksızın sarılıyorlardı adeta…

Yoksa fuarın bu kadar kalabalık.. iğne atsan yere düşmez durumda olmasını başka nasıl açıklayacağız…

Devasa boyutlu çalışmalar, minimal çalışmalar, grafik, tekstürel çalışmalar.. aynalar, çini vazolar, tepeden sarkıtmalar.. demirden, taştan, tahtadan, camdan elyaftan.. kısaca her malzeme kullanılarak gerçekleştirilen Çağdaş Sanat çalışmaları insanların üzerinden bir yılın yorgunluğunu alıyordu…

Bahçedeki çağdaş heykeller de çok sıcak, insani bir boyutu vardı adeta.. Sürekli giden gelen önlerinde fotoğraf çektiriyordu. Bu milyon dolarlık eserler, heykeller, çalışmalar.. hakkediyor.. gerçekten az bile bunlara bu paralar, dedirtiyordu insanlara…

Eserlerin kırmızı noktalarını görmüş olmak da içime su serpti.. Bu kalabalık.. kuru kalabalık değildi.. Geziyorlar, konuşuyorlar, selfi çekiyorlar.. Olmadı başkalarına veriyorlar, onlara çektiriyorlar.. Ama satın da alıyorlardı.. Paraya kıyıp 650 lira giriş parası veren bu değerli insanlar.. yüzbinlerce doları niye vermesinler Çağdaş Sanat Eserleri için…

MANKENLER DE ORDAYDI

Televizyonlarda gördüğümüz bir sürü mankenin, fotomodelin, televizyon, sinema ve dizi filim oyuncusunu Çağdaş Sanat Fuarında görmek hepimizi hem hayrete düşürdü, hem de çok mutlu olmamızı temin etti..

Sanattan anlıyordu demek ki bu insanlar.. Ciddi kitap okuru, televizyon ve sinema izleyicisi ve tiyatro takipçisiydiler demek ki.. Yoksa bu kadar bilinçli nasıl olacaklardı.. Türkiye’nin her biri aydınlık yüzünü oluşturuyordu. Evlerindeki kütüphaneler, boş zamanlarında okuyan, araştıran, olmadı cep telefonlarına indirdikleri güncel kitaplardan okuma arzularını tatmin eden bu insanlar.. bilgi dolu bakışları ve güler yüzleriyle fuara başka bir anlam veriyor ve genç kuşak insanlarına da örnek oluyorlardı…

DOSTLARIN ESERLERİNİN YANINDA

Başta Bedri Baykam olmak üzere, genç, orta kuşak ve yaşlı kuşak sanatçılarının eserlerinin önünde bol bol fotoğraf çektirdik. Bir eleştirmen olarak ve 1983 yılından beri yazı yazdığım düşünülürse naçizane bu işleri bilen biri olarak, bu fuarın ve bu fuara katılan, adeta bütün fuarların demirbaşı Bedri Baykam’ı da ayrıca tebrik ediyorum.

Piramit Sanat‘ı da kırk yıldır omuzlarında taşıyan ve nice genç sanatçıya el vermiş olan bu usta sanat insanını doğrusu alkışlamak gerekmektedir. Nice badireleri atlatan ve atlatmaya devam eden Bedri’yle yıllar önce Van Gogh Projesi kapsamında üç hafta Fransa’da bulunmuş.. onun ne kadar kültürlü ve aynı zamanda mütevazi bir entellektüel sanatçı olduğuna da tanıklık etmiştik..

Sanat dünyasının ve kamuoyunun şımarık çocuğu değildi o.. Gerçek bir sanat adamıydı.. ve bütün insanlara da bir şekilde ulaşmayı başarıyor ve onları sanatla tanıştırıyordu.

Bu fuarda da gerek Şevval Başalan’ın eserlerine stantta yer vermesi, gerekse de yine başarılı bir çağdaş sanatçı olan Mustafa Karyağdı, Deniz Gökduman, Genco Gülan gibi sanatçıları kol kanat germesiyle Bedri; ufuk açıcı bir sanat adamı olduğunu herkese kanıtlamaktadır.

Takdir ediyor ve tebrik ediyorum Bedri Baykam’ı buradan…

Kemerli kapı güzel bir Haliç manzarasına doğru açılıyordu ve biz de artık hem dışarı çıkalım biraz dinlenelim, diyorduk ama.. bangır bangır genç müzik sesleri.. gençleri belki memnun ediyordu ama, bizim gibi orta yaş gençlerini de doğrusu biraz rahatsız ediyordu..

Biz de yine yol göründü bizlere.. şarkısı dillerimizde yollara düşmeye karar verdik, vermesine de eve nasıl dönecektik.. bu trafik keşmekeşinde… bir de geçen sefer arabayla gelmiş, arapsaçı trafikten dolayı zor bela fuarın yolunu bulmuş olduğumuz için, bu sefer arabasız geldiğimiz Çağdaş Sanat fuar alanından nasıl eve gidecektik…

Bundan Nebahat Karyağdı ve değerli sanatsever insan Leyla Alaton bir nebze beni çıkardı.. Gülücükler dağıttım sağa sola.. Eve dönmeyi önemsemiyordum.. Ümit Hanıma da dedim.. o kadar önemli değil Ümit Hanım, geç de gidebiliriz.. Çok değerli şeyler var buralarda.. Sanat eserlerinden daha değerli insanlar var.. Sait Faik‘in dediği gibi… bir insan her şeye bedeldi.. Özellikle güler yüzlü, sanat sever.. sanattan anlayan.. özellikle de Çağdaş Sanattan anlayan insanlar.. insanlar..

Burada da.. bir değil.. yüzlerce, binlerce insan vardı çağdaş sanattan anlayan ve hepsinin gözlerinde parıltı.. dudaklarında gülücükler eksik olmuyordu.. Bir de ellerinde cep telefonları…

Bir Cevap Yazın