Günün Yüzünde Sanat

Ümit Gezgin

19 Eylül 2022, Pazartesi

Pazartesi günlerini çoğu insan sevmez.. oysa benim için mutluluk zamanlarıdır pazartesileri de diğer günler gibi.. Önemli olan kendinizi nasıl hissettiğiniz ve neler planlayıp düşündüğünüz…

Sabahın erken saatlerinde kalkarak kahvaltıyı hazırlayıp oturduğumuzda, yanımdaki kitaplar ve hayallerimdeki resim düşlerine gittim geldim bir an..

Contemporary Çağdaş Sanat Fuarı’na gitmiş olmanın ruh huzuru içindeydim. Yaptığım resimlerle kıyaslayarak gurur duydum kendimle.. Ne güzel resimler ve içten duygularla yapıyordum.. Oysa fuardaki resimler, çalışmalar ve projelerde bir abartma vardı ve oraya gelenler de bir anlamda sosyetik gövde gösterisi içindeydiler.. Oysa önemli olan sanatçının kendini özgürce ifade etmesi değil miydi.. Hatta sanatçılar bu gibi organizasyonlara katılmamalıydılar.. Sergilerine katılmamaları gerektiği gibi..

Zaten duygu ve düşüncelerini eserleri vasıtasıyla ortaya koymuş olan bir sanatçı, ayrıca açılışlara katılarak ne yapacaktı?… Ama bakıyoruz, bunu Contemporary’de de gördük. Yerli yabancı, sanatçısı benim, diye eserin önüne fırlayan, atıp tutmaya başlayan bir sürü tip..

Yahu eser bitmiş, sanat eseri olarak kabul etsek bile, sanatçı geçinen tipler artık bir izleyici. O eser hakkında ne söyleyebilir? Artık sadece eserin satıcısı, pazarlamacısı olabilir.. Ahkam kesiyorlar da kesiyorlar.. Şöyle yaptım, böyle yaptım, burda şu anlatılıyor, bu anlatılıyor, diye.. palavra üstüne palavra sıkıyorlar…

Kimse de karşılarına çıkıp; ne anlatıyorsun, önemli olan eserin ne anlattığı ve benim ne hissettiğim, demiyor.. Cehalet bu kadar ayyuka çıkmış, bu kadar pirim yapmış vaziyette…

SANATÇI OLMUŞ PAZARLAMACI

Contemporary Çağdaş Sanat Fuarı’nda benim gördüğüm, sanat gitmiş, sanatçı kılıklı pazarlamacılar doluşmuş her bir yana.. Elinizi atsanız pazarlamacı çıkıyor karşınıza ve hemen kendi yaptıkları şeyleri önemli bir sanat eserine dönüştürerek, satmak için anlatıyorlar da anlatıyorlar..

Eserin söz hakkı elinden alınmış vaziyette. Bu anlamda sanat eseri ölüyor, başlıyor o eseri yapan kişinin pazarlamacılığı.. Eserde olmayan şeyler, düşünmediği olgular da adamına göre pazarlamanın bir taktiği olarak devreye giriyor.. Alıcı nitelikte birini gözüne kestirdi mi sanatçı.. başlıyor Çarşıkapı ağzıyla ballandıra ballandıra anlatmaya..

Eserin ne kadar önemli, ne kadar büyük ve kalıcı olduğunu, anlatıyor da anlatıyor.. Dünyanın en önemli eserinin bu olduğunu, fuardaki bütün eserlere bin basacağını, böyle önemli, böyle büyük ve biricik bir eser görmediğini.. kimse de kardeşim bunu sen yapmadım mı.. bu absürd kıyaslamaları nasıl yapabiliyorsun.. ne eleştirmen, ne sanat tarihçisi, ne de sanat yazarı veya uzman bir koleksiyoner, sanatsever şu bu değilsin.. demiyor.. Herkeste bir cehalet.. herkeste bir körleşme.. sadece hava atma katsayısı.. sadece kendini gösterme tavrı ve iştahı var.. İnsanlar bunlardan zevk alıyorlar.. Son zevk ve mutlulukları da sadece bu…

MİDE FESADI VE TOPLUMLAR

Sanattan uzak yaşayan milyonların kalabalığı şehirler ve caddeler akıyordu, hareket halindeydi.. Günlük maişetlerin ve midelerinin derdindeydi milyonlarca insan ve hayatları da sadece midelerini doldurmak ve en fazla mide fesadından kurtulmak telaşıyla geçiyordu.

Oysa bir toplum sadece mide düzeyinde yaşayan insanlardan kurulu değildir. Bu anlamda sanat fuarları, giderek tasarım fuarları önemlidir. Çünkü oralara elit insanlar gelir. Tasarım fuarlarında tasarımcının yaptığı işi anlatması ne kadar doğalsa.. sanat fuarında da sanatçının eserini anlatması o kadar absürdtür.. Çünkü tasarım açıklamaya ihtiyaç hissettirirken, sanat bunu yapmaz, yapamaz ve yapmaması da gerekir…

Sanat kendini açıklar.. Nesiller boyu da her anlamda bu açıklamayı yapar..

Bir Cevap Yazın