Günün Ruhu Üzerine

Ümit Gezgin

20 Eylül 2022, Salı

Günlerin bir ruhu olduğunu düşünüyor bazı yazarlar. Hatta ressamların bazılarının da yine her gün başka bir güne uyandıklarını, her günün başka bir ruhu olduğunu düşündüklerini biliyorum.

Bir tür totem bu.. Her günün kutsallığı.. Oysa günlerin kutsallığı yok, gerçekliği var. Devam eden, devinip duran bir hareket. Binaların hareketsiz olduğunu söyleyebilir miyiz?.. Belki onlar da hareketli.. Toz, toprak, rüzgarın aşındırması, demirlerin paslanması ve binaların camlarının kirlenmesi…

Demek ki hareketsiz bir dünya, yaşam, insan, çevre, doğa, kent yok.. Her şey bir hareket halinde.. Filozofun dediği gibi; her şey akar…

KADIKÖY ÇARŞI’DA

Orada bakıyorum, karşıda kilise var. Yemek Sepeti’nin motoru yanında telefona bakan çocuk geçmişten hepten kopmuş, aslında gelecekten de. An’ın bile farkında değil. Arkasında durup, çevreye bakan bilinçsiz insanların durumları da ondan farklı değil.

Günün farkında değiller.. gecelerin, zamanın, an’ın ve geleceğin farkında değiller.. Kadıköy’de yaşamış olan Ahmet Haşim de zamanın ve yaşamın geçiciliğinin farkındaydı.. Doğa içinde devinip duran insan kalabalıklarının zavallılığının farkındaydı.. Hiçbir şeyin farkında olmadan yaşayan insanlardan nefret ederdi Haşim..

Çarşı içindeyim. İlerdeki insanlara, onların hareketlerine bakıyorum. Onlar da bakıyorlar. Bana, çevreye, harekete, kilise çanına ve arkasındaki devasa köknar ağacına.. Elektrik direklerine, flamalara, reklam afişlerine ve motorlarıyla zırt pırt ordan burdan çıkan insanların hayret edilecek çevikliklerine.. hep bakıyorlar.. Biraz ürkerek bakıyorlar aslında.. Ben de ürküyorum.. Ha çarptı har çarpacaklar diye ürküyorum…

KÖPEKLERLE UYUYAN GENÇ

Gariban, bir köşede, dünyaya karşı vurdumduymaz.. Acı ve uykusuzluk çekiyor durmadan ve insanlarla değil, daha çok köpeklerle gerçek dostluğu, arkadaşlığı arıyor genç..

Güpegündüz.. gündüzün ortasında köpeklerle birlikte meydanın kuytularında, bir bankanın ara kısığında, bir dansöz afişinin önünde uyuyakaldı köpeklerle birlikte…

Yeri yurdu yok gencin.. Anadolu’dan gelmiş iş bulmaya.. parası bitmiş.. iş de bulamamış.. kalacak yeri yok.. üç gündür uykusuz…

Gezerken, eğlenirken, kol kola gülerek yürürken kaldırımlarda, meydanlarda insanlar.. üç gündür uykusuz, aç çocuk, güpegündüz köpeklerle birlikte uykuların derinliklerine dalarak, günlerin ruhuna kendini teslim ediyor adeta…

Osman Ağa Cami, Tarihi binalar, giriş katları dükkanlarla dolmuş.. Otobüs durağı durmadan insan kusan otobüsleri ağırlıyor.. kalabalık, ses, hareket.. sürekli ve korkunç bir devinimle tepinip duruyor.. uğultular gökyüzüne yükseliyor.. her yerden sesler yükseliyor ve kulaklara birer absürd uğultu olarak çarpıyor…

ÇARŞI İÇİ

Kadıköy çarşı içi kalabalık, hareket burada biraz yavaşlıyor.. çalışanlar işlerine gidiyor, çıraklar koşturuyor, tezgahtarlar bıkkın bir hareketlilik içinde.. belediyenin kazıp yeni kaldırım taşı döşediği alanlar yaya trafiğini engelliyor.. turistler var aval aval çevreye, insanlara, kuşlara ve havanın sıcaklığına güneşe ve evlerin tarihiliyle, kilise çanlarına ve de kavak ağaçlarının yapraklarına bakıyorlar…

Çarşı içi kalabalık.. ama bu karabalık kuru kalabalık tabirinden.. Tek bir kitapçı, sahaf dükkanı var ortalıkta.. İmge Sahaf.. Ciddi, kaliteli kitapları, ikinci ellerini orada bulabiliyorum. Günlerin, günlüklerin, edebiyatçıların güncelerinin ruhunu da kitapçıların raflarında bulmak mümkün.. Bir yazarın güncesi, öyküsü, şiiri, romanı ve anlatıları.. hep sahaflarda, kitap sayfalarında gezinerek ulaşılan edebi realiteler…

Çarşı içindeyim. Orada gidip her zaman oturduğum pastaneye oturuyorum. Bir çay içimi gazete veya kitap okuyorum. Olmadı çizdiğim resimleri boyuyorum. İnsanlardan biraz mesafeli durarak yapmaya çalışıyorum tüm bunları.. Yeniliği, farklı olanı ve değişkeni pek sevmiyor bizim toplumuzun insanları…

Yukarı Altıyol’a doğru çıkarken, tramvay yolu üzerinde bir kuryenin motoru kayıyor ve yuvarlanıyor. Kurye çocuğun dizleri kanıyor.. insanlar hemen yardım amacıyla toplanıyorlar.. telaşla iyi olup olmadığını soruyorlar. iyiyim iyiyim.. diyor ama şoka girdiği belli çocuğun…

Altıyol’dan Kuşdili’ne doğru yollanmaya başladığımda kalabalığın otobüs durağında penguenler gibi dip dibe durduğunu, sonsuz bir bekleme içinde olduğunu gözlemliyorum. Otobüs filen de yok ortalıkta. Ağaçların gölgeleri güneşin yakıcı sıcaklığını biraz engelliyor. Bir sessizlik ve dinginlik var ortalıkta.. Ben yürüyorum…

KURBAĞALIDERE ARTIK DİNGİN

Kurbağalıdere Köprüsü üstünde durup, resim defterimi çıkarıyor ve resim çizmeye başlıyorum. Dingin ve kayıklarla kaplanmış ve bulutlar da üstünde toplanmış hemen. Sol tarafta köşkler görünüyor.. değişik köşkler var.. Öyle sakin durup duruyorlar köşkler.. Geçmişten günümüze uzanıyorlar. Beyazı var, kahverengisi, laciverdi var…

Ordan, Kızıltoprak arka sokaklardan Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsüne doğru yollandığımda Gazi Sansoy‘un resim atölyesinin önünde kırmızı renkli Fiat Bis marka minik otomobil görüyorum..

Tarihi bir köşk. Eski, köhnemiş ve geçmişte kalmış.. Yenilenmemiş ve restore edilmemiş.. Yer yer kaplamalar, tahtalar çürümüş, yerinden sökülmüş, çatılar kalkmış, kiremitler kırılmış…

Okulun önünde toplanmış kalabalığı görünce.. mini mini bebelerin okuldan çıkışlarının beklendiğini düşündüm.. Onlar hayatlarının başlangıcında, yaşlılar ve orta yaşlılar hayat akışının dışında…

Bir Cevap Yazın