Başlangıç

Ümit Gezgin

22 Eylül 2022,

Beklentilerle, umutlarla, gelecek kaygılarıyla yaşıyor insanlar.. Sanatçıların da gelecek ve beklentileri var gelecekten.. Ünlü, paralı, villada yaşar pozisyonda olmak isteyenler genç kuşakla birlikte çoğaldı. Sanat yaratmaktan ziyade ünlü ve paralı olmak isteyenlerin, bunu da sanat vasıtasıyla yapmak isteyenlerin sayısı artmaya başladı. Başlangıçlarını ünlü olmaktan yana yapmak isteyenler çoğaldı.. İlla ünlü olmak, illa paralı olmak.. Sanat yapmasalar bile, sanatları üzerinden, kendi yaptıkları, kendi işleri üzerinden para kazanmak ve ünlü olmak istiyorlar.

Sanatlarını kendileri yapmasa da olur.. önemli olan kendi adlarıyla anılan sanat çalışmaları.. Artık sanatı sanatçının yapmaması popüler.. önemli olan o kişinin adıyla anılsın yapılan ve adına ‘sanat eseri’ denilen şey.. bu bir resim, performans, ürün, çalışma, tasarım vb. olabilir.. başkasına da yaptırılabilir ki genelde başkalarına yaptırılıyor.. niye sanatçı eserini üretmek için gayret sarfetsin ve yorulsun ki.. işçiler var işte.. sanat işçileri.. verirsen onlara para, istediğin gibi çalışırlar.. bunlar için aracılar, yani simsarlar bile oluşmuş durumda.. Zengin sanatçıları kafalamış birtakım ne idiğü belirsiz kişiler.. sosyetik sanatçıların ve zenginlerin dünyasında yer almak için, her türlü numarayı yapıyorlar, yaptırıyorlar…

Eser: Ümit Gezgin

SANATÇI KADAR İZLEYİCİ DE ÖNEMLİ

Çağdaş dünyada sanatçı kadar izleyici de önemli.. hatta yer yer izleyici, sanatsever, sanat koleksiyoneri daha bir önemli olmaya, daha bir ön plana çıkmaya başladı.. hatta sanatçıyı yönlendirmeye başladı.. olmadı kendi sanat yapmaya başladı.. Kapitalin ön planda olduğu çağdaş dünyada, sanatçı geri plana itildi.. Sanatsever, sermaye sahibi, kapitalist, zengin insanlar; artık sanatı yönlendirmenin, sanatçıyı himaye etmenin yanında, kendilerini de sanatçı olarak konumlandırmak istiyor ve sanata bulaşarak, zaman içinde kendileri de birer sanatçıya dönüşüyorlar.

Artık sanat yapmak kolay.. ‘Pisuar’ örneği, herkesin sanatçı olabileceğini ve giderek her nesnenin ‘sanat eseri’ne dönüşebileceğini bizlere detaylı olarak göstermiştir. Göstermiştir ve bu da iyi olmuştur.. Çünkü sanatçı egosu böylece kırılarak, sanatın herkese açılmasını doğurmuştur. Sanatçı tekeli kırılmış, sanatçı ortaçağına da böylece son verilmiştir…

Eser: Ümit Gezgin

Şişirme yazarlar gibi, şişirme sanatçılar da bir bir sönmeye başladı.. Bu balonlar patlamaya, gerçekte sanatçı ve yazarların bir yetenek değil, çalışma ve inanma meselesi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yüzden günümüz çağdaş dünyası artık üretim dünyası, hatta oyalanma dünyası, sanatçıya olan inancın yitirilmesi ve herkesin sanatçı olabilme kabiliyetinin ve inancının var olduğuna olan inancın yaygınlaşması dünyasıdır…

SANATIN BAŞLANGICI HAYATA BAĞLI

Hayatın içinde devinip duruyoruz. Ben, sabahları erken kalkıp resim çizmek ve yazı yazmak için dışarı çıktığımda, sokağı süpüren ve zengin semtte olduğunun farkında, insanlar belki para verir, diye özellikle apartmanların önünü temizleyen belediye çöpçüleriyle karşılaşıyorum. Onlar da göstermelik temizlikleri içinde sokakları, semtleri kendi aralarında parsellemişler..

Köşedeki simitçiyle sohbetlerine bir gün tanıklık etmiştim. Para veriyorlar mı, diyordu simitçi.. O da eh, bazen, diyordu. Tam memnun değildi durumdan. Zenginlerin cimri olduğunu, düşünüyordu. Her sabah sokağa çıktığımda karşılaşıyordum onunla. Göz göze geliyorduk. Günaydın beyim, diyordu. Ben de günaydın, diyordum…

Sanatın başlangıcının hayatın içinde olduğunu, sanat denilince bu yaşlanmaya yüz tutmuş cildiyle çöpçünün ne düşündüğünü, düşünüyordum. Onun için sanatın bir anlamı var mıydı?.. Sanat elbet sosyal tabakalaşmanın en üstünde yer alan bir uğraş alanıydı. Onun için Contemporary İstanbul’a giriş ücreti; 650 liraydı… Bu da normaldi.. İhtiyaçlar hiyerarşisinin en altındaydı sanat.. Vatandaşın sanatla bir alakası olamaz. Bunu zaten resim çizerken ordaki burdaki kafelerde gözlemliyorum. Ya abuk subuk soru soruyorlar, ya da yadırgayıcı kem gözle ablak ablak bakıyorlar…

Hayatın içinde var olan, yani kamusal alandaki heykellerin de durumu bir garip. Kimse bir şey anlamıyor ve kimse heykelin orda olduğunun farkında olmadan bir telaş, koşturup yaşıyor.. Yaşamak buysa.. yani koşturmaysa eğer. Sorsan, niçin yaşıyorsun? diye.. Para kazanmak, zengin olmak, hava almak ve hava atmak için, diyecek.. Çünkü yaşamaktan muradı bu.. Çıkını ancak bunları alıyor. Aklı küçücük bir alana sıkışmış vaziyette…

BUGÜN YİNE SANATI DÜŞÜNEREK KALKTIM

Hep monoton kaldırımlar, aynı bildik bıkmış suratlar kaldırımlarda.. Yürüyorlar büyük alışkanlıklara doğru. Yaptıkları işlerden memnun değiller. Dolap beygiri gibi üç kuruşa çalışmak zorunda kalanların durumları daha trajik..

Eser: Ümit Gezgin

Kalktım, erkenden kalktım.. Hep erkenden kalkıyorum son zamanlarda ve kahvaltı yapmak için ya bir pastaneye veya yine pastane, lokanta türünden bir yere gidiyorum bir iki bir şey yiyorum. Sonra düşüncelere dalıyorum. Kitap okuyor, yazıyor veya resim çiziyorum. Çizdiklerimi boyadığım da oluyor.. Sonra Kalamış sahilden, ordaki parkın önünden, bol da martılar var orada, kediler, kargalar sessiz, sakin dolaşıyorlar.. Kurbağalıdere’ye doğru yürüyorum. Bazen yürürken resim çiziyorum. Onun havası daha başka oluyor..

Contemporary’nin etkisi hala üzerimde.. ne sanat, ne sanat sever varmış meğer…

Oray Eğin ne diyor Contemporary ve sanat hakkında: “…Türkiye’de sanatın ekonomisini duvar rengi, evin metrekaresi, tavan yüksekliği ve gelen misafirleri etkileyebilme potansiyeli belirliyor. (…) Galericiler de çoktandır dekoratör olarak çalışıyor. Contemporary İstanbul’u da yer yer Mudo Concept gibi mobilye-tasarım mağazalarından ayırmak mümkün olmayabiliyor.”

Oray Eğin de, sanattan anlamadığı için bunları söylemiş gibi geliyor bana.. Daha çok magazinsel bir yazı yazmış ki, zaten kendisi de aslında bir tür magazin yazarı.. Politik yazıları bile magazin kokan bir yazarın, sanat hakkında yazdığı yazı, (bir de bu çağdaş sanatsa..) magazinsel niye olmasın…

Öyle.. yukarı doğru yürümeye başlayınca sanatın suyunun çıktığını değil, Oray Eğin gibi.. (sonra sanattan ne anlar ki Eğin..) bilakis zenginler arasında, dekoratif amaçla bile olsa.. (ki sonra sanatın dekoratif yönü de vardır.. başat öge dekoratif olmasa bile.. dekoratiftir de aynı zamanda.. kendine özgü bir dekoratif yönü vardır.. duvara asıldığına ve bir yere konulduğuna göre…)

Yürüdüm.. Çıktım Feneryolu’na doğru.. Orda sağda, şimdilerde dönüşüme uğramış apartmanda bir zamanlar Haldun Taner oturmuş.. karşısındaki tarihi ev de şimdilerde Haldun Taner Kültür Evi oldu.. Bu güzel.. Yazarın eşyaları da orada sergileniyor.. bir tür mini müze…

Potlaç Kafe’ye oturarak, önceden çizdiğim resimlerden bazılarını boyamaya başladım.. Anlık izlenim, anlık heyecanla boyamaya çalışıyorum. Özgünlük önemli, diyorum içimden.. Kendi kendime söyleniyorum…

Bir Cevap Yazın