Sabahın Erken Saatlerinde

Ümit Gezgin

23 Eylül 2022, Cuma

Sabahın erken saatlerinde martıların bulutlu gökyüzünde bağrışarak uçtuğu, kargaların sokak kenarlarındaki ağaçların dallarında muhabbet ettiği zamanda uyanıyor ve kahvaltıyı yaptıktan sonra dışarıya çıkıyorum. Nereye gideceğimi bilmeden bazen yürüyor yürüyor.. ama genelde Kalamış Parkı deniz kenarından, Kurbağalıdere’ye, oradan da Yoğurtçu Parkı içindeki belediyenin kafesine oturduktan sonra da, ya yukarıya ara sokaklardan tırmanarak Bahariye Caddesi’ne ya da Altıyola çıkıyorum.

Bütün bu gidiş gelişlerde sürekli fotoğraf çekiyorum ve resim çizip, yazı yazıyorum not defterime.. Resimleri de gözlemleyerek çiziyorum. Yorum katarak elbet, değiştirerek, giderek soyutlayarak.. An be an değiştirerek. Çünkü ben de an be an değişiyor ve bu değişimi resimlerime yansıtmak istiyorum. Hep gördüğümüz şeylerin aynı şekilde olmadığını göstermek biraz da dileğim.. Aynı yerden geçsek bile.. ne o yerlerin, ne gördüklerimizin aynı olmadığını bilerek resimlerimi oluşturuyor ve ona göre de boyuyorum…

Resimler: Ümit Gezgin

Resim hayata bakma biçimini doğruyor. Edebiyat da öyle değil mi… Nurullah Ataç; “Kişileri, roman okumayı sevenlerle roman okumayı sevmeyenler diye ikiye ayırabiliriz.” diyor.. Roman okumanın bir ayrıcalık olduğunu, ben de düşünüyorum… Gerçekten de çevreme baktığımda pek kitap okuyana, giderek de edebi değeri olan roman okumayı sevene pek rastlamıyorum. Okuyan tek tük insan gördüğümde de sıradan şeyler okuduklarına tanık oluyorum. Okumak, özellikle kitap okumak ve giderek de roman okumak çok önemli…

DIŞARIDA RÜZGAR İYİSİNDEN ARTIYOR

Sınclaır Lewis; “Zenith’in kuleleri sabah sisini aşarak göğe uzanıyordu; çelik, beton ve kireçtaşından yapılmış, sarp kayalıklar kadar sağlam, gümüş çubuklar kadar narin bu ağırbaşlı kuleler. Bunlar ne burç ne de çan kulesiydi, alenen ve bütün güzellikleriyle ofis binalarıydı.”

Dışarı, sonunda dışarıya çıktım. Aslında uyanır uyanmaz dışarıya çıkmak istiyor.. dışarısının hayatın kendisi olduğunu, düşünüyordum. Hareket vardı, ses vardı, adımlar, ağaçlar, kuşlar, kaldırımlar…

Feneryolu’na yine çıktım. Her zaman oraya doğru çıkıyorum. Işıklara doğru. Karşıda bir türlü bitmeyen bir inşaat. Han mı yapılacak, alışveriş merkezi mi tam da belli değil. İnsanlar gidip gelenler, çocuğunu gezdiren genç kadınlar. Dünya Göz Hastanesi’nin orda, karşıya, orada da yine yıkılan ve yapılmaya çalışılan apartmanlar var. Bulutlar toplandıkça toplanıyor…

Araçların geldiği istikamette gökdelenler gözüküyor, bulutların arasından da mavilik.. Trafik ışıklarının ışıklarını bekleyerek bakıyorum çevreme ve fotoğraflık yer, açı, güzellik arıyorum…

Büyük büyük kamyonlar, tırlar daracık Bağdat Caddesi yolunda. Gidiyorlar geliyorlar. Kaldırımların bozuk, kırık taşları içinde anneler babalar doğru düzgün yürüyemiyor.. yaşlılar takılıyor, düşmemek için ha gayret sıçrıyorlar taşların üzerinde tavşan gibi..

Feneryolu’ndaki binalara, önlerindeki ağaçları görerek bakıyorum. Koca kamyonlar görüş ufkumu kesiyor. Araçlar trafiği tıkıyor, gitmiyor araçlar… Trafik gittikçe artıyor. Sahile o yüzden kaçıyorum. İnsanlar genelde kalabalık yerlere giderken, ben sahillere, dere kenarlarına, bol bulutlu, ağaçlı yerlere doğru gidiyorum. Oralardan resimler çizmeye çalışıyorum, oraların renklerini arıyorum…

Bir Cevap Yazın