TİMA MANSOUR’UN RESİMLERİ

ACININ  DERİN KIVILCIMLARINDA DİRENMENİN ESTETİĞİ

Ruşen Eşref Yılmaz

“Ben Tima’yım şu an. ( Issız bir çölde ve kasımpatıların cıvıltısında)

Altıncı Ay’ım.

Bir denizcinin bir kan damlasıyım,

Yeşil bir ağaç ve ince, uzun beyaz bir acıyım.”

Tima, İstanbul’da yaşayan Suriye’li bir sığınmacı. Sanatçı, ülkesinde biliniyor. Paris Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde sanat eğitimi almış, savaşın ortasındayken, bir süre sonra ülkesinden ayrılmış.  Suriye’de  sürdürülen acımasız savaşın getirdiği karanlık günlerin tanıklığıyla gözler üzerine serdiği savaşın kanlı yüzü,  metaforlar ve allegoriler üzerinden,  tuvallerinde zengin renk tonlarıyla acının ve hüznün engin derinliklerine açılıyor…

Tima Mansour

 Bağımsız Sanat Vakfı Galerisi‘ndeki sergisi, o yaşantı içeriklerinden gelen acının  ve hüznün birer belgesi niteliğindedir. Resimlerle karşılaşırken,  yüreğinizi sanki ateşlere değdiriyorsunuz. Gözlerin arkası boşluk, sağır, dilsiz ….Karanlığı getiren suçlular…Göklerden yaratılmamış acı, başakların fırtınası…Üst üste sürülmüş renk katmanlarından oluşan figürsel soyutlamalar sanatçının belleksel etkinliğinden yansıyan kaygılarının derinliğini imliyor.

Yazarken sözcüklerin yetmediğini, hatta yenildiğini duyumsamaktayım.

Savaşın getirdiği ağır ve karanlık günler içinde umudun anlamını vurguluyor Tima. Savaşı sorguluyor, çaresizliğe alışmamış bir direngenlikle. Kompzisyonlarında karanlık çocuklara uğruyor. Kurumların döküldüğü yüzlerin bir tarafı yarı aydınlıkla çiçeklenmiş, yas ve melankoli içinde umudu simgeliyor.

 Savaşa duyduğu öfke ve nefret  barış arayışı  özgürlük üzerinde umutla yeşeriyor. Öyle de olsa  her resminde ateşin hışırtısı duyuluyor.

Tütün Sabahı ve Buhurdan külleri adını taşıyan dipdik tablosu en  güçlü işlerinden sanatçının.. Belleğin karanlık yanına uzun bir yolculuk! Öteki işlerinde olduğu gibi bunda da savaşa yönelik tepkisini evrensel bir düzleme taşıyor.  Acının  başlıbaşına bir anatomisi! Kurşun izleri arasında zamanı unutmuş insanların bırakılmışlık duygusu içinde aç, sefil, yılgın, bezgin, umutsuz, umarsız, durumları açık bir yara gibi kanarken  tuvalde; sanatçının açgözlü  öfkesi diyagonal çizgiler arasında devindiği anlarda Koyu renk tonları arasına yukarıdan aşağı doğru sızan ışıklar umut üzerinde yoğunlaşıyor.

“-Resimlerinde çok renk ve nüansları var. Niçin siyahı, beyazı, griyi kullanmadın acıyı çizerken? “ Sorusuna verdiği yanıt çokanlamlı : “Mavi üzüldü, siyah üzüldü, kırmızı üzüldü, neden siyah beyaz? Çünkü,  sanatla renk birlikte yaşıyor. Her rengin mutluluğu, her rengin hüznü var. Her birinde  başka bir anlam var.”

Sanatçının savaşa duyduğu öfke ve nefret farklı düzlemlerde kendisini gösteriyor. “Yasemin Külleri” yapıtı, avluları yaseminlerle süslü (Bir zamanlar içinde yaşadığı)  Şam kentinin alev alev yanışı, kararan mücevher ışıklar, en mutsuz kent olarak yüreğinde parça parça dağılıp, dönüşüyor. Geçmişi şimdiki zamana bağlayan resimleri arafta umut çiçekleriyle soluk almakta…..”Kanatları Daha Çok Şarkı Söyleyen Kuş”, “Tuzlu Yollar Ve Köşeler”, “Krizantemler” içkin nitelikleriyle boşluklara sürüklenen yapıtları… Tima’nın belleğimize tuttuğu ışık yalnızlığa geçişin izleri içinde buz parçalarının ateşte tutuşması gibi metaforlu bir gece müziğine doğru akıyor. Mezopotamya tarihine uzanan “İştar ve Enlil”, oluşturduğu bir tanrı yorumu yapıtı ve  daha başka yapıtları  mitolojik göndermelerle dolu.

 Bir piyanonun tuşları gibi farklı sesler verse de resimleri, kendi içinde  bütünlüklü… Sanatçı onları, derin algı ve sezgi gücüyle oluşturmuştur. Mitolojik ve paradoksal ifadeleri var,  farklı çağrışımlarıyla  algı kapılarını zorluyor. Acı ve kederin dip psikolojisini yansıtan çocuk yüzleri izleyiciyi  hüznün alacakaranlığına çekerken,  atmosferin içinde dolaşan başakların ışığı az da olsa umudu besleyerek, buz parçalarının güneşle tutuşmasına benzer imgeler yaratıyor. Resimlerine yansıyanlar, salt imgelenen değil, her biri bir gerçeklik içeriğidir ki, sanatçı bunu deneyimlemiştir.

Tima’nın  yapıtları, savaş karşısında  yazgıya boyun eğmeyen, amaca yürüyen bir direnişin öyküsü olmakla birlikte; derin suskular içinde büyüyen bir çığlıktır, yeryüzünün  bütün savaşlarını yeren, lanetliyen…

Bir Cevap Yazın