Mekan ve Estetik

Ümit Gezgin

Mekan estetikle bağlantılı, estetik mekanla.. Her estetiğin bir mekan anlayışı olduğu gibi.. Benim resimlerimin de bir estetik gerçekliği var. Durup bakıp, bir anda resmetmek istediğim gibi mekanı, mekanın estetik gerçekliğe dönüştüğünü görüyorum. Havanın, suyun ve bütün görüntülerin bir anda resme dönüşmesi, bir anda resim olması zaman zaman heyecan da uyandırıyor.

Ağaçlara bakıyorum. İnsanlara bakıyorum. Bir ruh var insanlararasında dolaşan ve korkuyla bakıyorlar birbirlerine. Niye korkuyla baktıklarını da bilmiyorlar. Bilmeden, içgüdüsel olarak yaşıyorlar. Yaşamak onlar için içgüdüsel bir gerçeklik ve anılarına sonra sığınıyorlar. Geçmiş dedikodularında yaşıyor. Her oturup kalkmalarında anlatıyorlar da anlatıyorlar geçmişlerini. Kimsenin kara, karanlık geçmişleri yok. Güzel günler hayal ederek geçmişe bakıyorlar.

Ordan dereye doğru iniyorum. Derede bir sürü kayıklar var. Yelkenli yelkensiz kayıklar var. Ucuz tekneler, gariban deniz araçları derenin kıyısında bağlı. Marinada zengin deniz araçları var. Köşkler var bir köşede, ağaçların altında köşkler var.. Geçmişten kalan köşklerin insanlara, çevreye bön bön baktıklarını görüyorum her önünden geçişte.. Yeni köşkler var. Yeniden yapılan köşkler var. Eski köşklerden kalan yok. Yeni yapılan eskiye taklit eden bu köşklerin hiç güzel bir tarafı yok. Apartmanlardan iyi tabi.. Köhnemiş binalardan, dönüşüme uğratılarak adeta modifiye edilmiş binalar, köşkler var kıyıda köşede ve onların da güncel mekanları kapladıklarını ama, estetikle bir alakaları olmadığını, görüyorum. Onların da zaman zaman soyutlanmış, renklendirilmiş ve absürt bir varlığa dönüştürülmüş resimlerini çiziyorum.

Kadıköy çarşı içi

Ruh katılmayan resimlerin sanatsal olabileceğini düşünemem. Bu anlamda gerçek boyutlarda ressam pek yetişmiyor artık. Ruhlarını yitirdi ressamlar, doğal olarak da sanatsal vasıflarını kaybettiler.. Gri, kirli beyaz bulutların altında yürüyorum derenin ucuna doğru. İnsan suratlarının ekşidiğini görüyorum. Martılar çığlık çığlığa ve durmadan uçuyorlar. Balık arıyorlar ama balık yok derede. Dibi gözükmüyor. Ağaçların kırık dökük ruhlar gibi hafif rüzgarda salınıp duruyor yaprakları, ince dalları… Bulutlar inmiş derenin üzerine ve durgun su, kımıltısız uzanıyor parka doğru ve parkı yenileştirdiler çirkinleştirdiler ve işlevsizleştirdiler ve bir de üstüne üstlük milyonlarca dolar harcadılar..

Cevat Dereli

Para harcanmak için bizde.. Bir şey yapmak için.. Fakat işlevsel, kalıcı, faydalı olması için değil.. Değişim ve kullanmak temel amaç..

Derenin oraya doğru yürüyorum ve dere akıcı olmayan bir su toplamı olarak gökyüzünün altında uzanıp gidiyor. Döküntü tekneler var. Kediler var balıkları nihayetsiz bekleyen.. Onlara yemek veren bir iki yaşlı kadını görüyorum. Bisiklet, motor kullanan gençler…

Yürürken bir resim yapıyorum. Derenin resmi ve çevresindeki evlerin resmi ve ağaçlar, yelkenliler, direk gibi soluk ve donuk evler.. Bulutların arasında gidip gelen martılar.. Martılar durmadan kanat çırpıyor.. Durmadan kanat çırpan başka kuşlar da var derenin üzerinde…

Oturuyorum parkın içindeki çay bahçesine ve çay söyleyip resim yapıyorum. Çayla iyi gidiyor resim.. Renkler kendini gösteriyor, dağılıyor, güzelleşiyor.. Bulutlar dalga dalga yayılıyor…

Cevat Dereli’nin küçük köy evlerini, tepelerini görüyorum. Kendine göre bir yorum kimliği var resimlerinin ve o resimler sevimli içtenlikleriyle insanları kavrıyor ve başka dünyalara doğru yol alıyor… Yol alış sadece resimlerde yok, aynı zamanda Bahariye Caddesi’nde de var. Orada da yukarıya doğru motorlar, yürüyen gençler serseri adımlarla ve kabadayı tavırlarıyla caddede yürüyorlar. Kızlar havalı.. erkekler boş teneke.. Birbirlerine bakarak yürüyorlar. Birbirlerinden çekinerek, birbirlerini kıskanarak ve hep birbirlerini düşünerek gençler yürüyor.. İleriye doğru bir yere oturup konuşmak için yürüyorlar. Ne çok kafe var ve konuşan habire insanlar.. Genç insanlar.. Zaten sokaklarda, caddelerde.. her yerde gençler var.. Yaşlılar evlerinden çıkmıyorlar. Çıkıp ne yapacaklar zaten…

Resimlerimi düşünüyorum. Hasan Vecih Bereketoğlu’nun Kurbağalıdere resimlerine bakıyorum ve ben de durmadan derenin resimlerini yapmak istiyorum. Derenin tuhaf bir büyüsü var. Geçmişin güzelliklerini yaşatmasa da üzerinde yine de benim için resimsel yönleri de var. Keza Kalamış’ın da resimsel yönleri var. Moda burnu ve iskelesinin de… Zaten bana göre her yerin, her görüntünün bir resimsel yönü vardır. Tarihi yönü, açılımı olan yerlerin resimsel yönlerini keşfediyorum ve anlıyorum, seviyorum ve onları resme dönüştürmek istiyorum…

Bir Cevap Yazın