Eksilen Günler…

Ümit Gezgin

2 Kasım 2022, Çarşamba

Adım adım eksiliyor günler.. adım adım geriliyoruz.. eksiliyoruz.. Evet, zaman eksilme üzerine kurulu.. İnsanın hayattaki var oluş durumu eksilmeyle ilgili… Bu yüzden de insan trajik bir varlıktır, diye boşuna söylenmiyor…

Güzel bir gün, sonbahar olmasına rağmen ağaçların bu kadar yeşil, sarı, turuncu renklerde canlı, rüzgarla havalanan ve yaşam enerjisi aşılan güzellikle olması.. insanın içindeki yaşama çoşkusunu arttırıyor.. Bakıyorum, uzaklara bakıyorum.. Gökyüzünün derinliklerine doğru kanat çırpan martılar özgürlüğün yol alıcıları olarak aynı zamanda bana sanata giden ipuçları olarak geliyorlar. Martılar, o beyaz varlıklar, maviliğin içinde ne kadar da güzel süzülüyorlar…

Deniz kenarında yürürken, kayıkları, yelkenlileri, kanoları görüyorum.. kürekler çekiliyor denizin içlerine doğru.. Adalara gitme telaşında olduklarını düşünüyorum bütün yelkenlilerin, kayıkların, deniz araçlarının… Adalar özgürlüğün, sonsuz yeşilliğin, maviliğin ve sanatın ülkeleri olarak duruyorlar denizlerin ortalarında…

Bir şeyler çizmek için deniz kenarındayım. Deniz kenarlarını seviyorum. Dalgaları, dalgalarla yarışan martıları.. Bulutların dalgalarla yarışmasını ve yeryüzü, gökyüzü maviliğinin bütünleşmesini.. Karşı kıyılar sonra.. evler, ağaçlar, bulutlar.. sahilde yürüyen insanlar…

Günlüklerin belki de gerçekliği daha geniş kuşattığını bilmek lazım. Gerçeklik insan belleğinde git gide kayboluyor ve insanlar, gerçeklikle yüzleşmekten kaçınarak, kendilerini sahtenin ve gerçek olmayanın dünyasına atıyorlar.. Daha mı mutlu olduklarını düşünüyorlar böyle.. Belki de gerçek olmayan daha fazla mutlu ediyor insanları…

Deniz kenarındayım ve resim çizmek için bulunuyorum deniz kenarında.. Martılara, dalgalara, birden değişen bulutlara.. karmaşıklaşan gökyüzüne ve birdenbire ağalayacakmışcasına bakan bulutlara dalıp gidiyorum… Yürümek, biryerlere gidip resimler çizmek istiyorum ama.. bu karamsar bulutlar, bu çığlık çığlığa martılar içimdeki isteği bitiriyorlar.. Saklanmak, bir kafede kitap okumak her şeyden önemli hale geliyor birden bana…

Bakıyorum ama denizi görmüyorum sanki.. o zaman nasıl çizeceğim denizi ben.. Deniz deniz olalı bu kadar karmaşık, maviden uzak olmamıştı.. Sanki griler, kurşuniler kapladı hep yüzeyini, bulutlarla birlikte değişti.. adalarla hemhal oldu ve farklılaştı…

Denizin kenarındayım, ileriye Moda burnuna, sonra dönüyorum Fenerbahçe burnuna doğru bakıyor, ilerde açılan ve açıldıkça fululaşan ve kaybolan Prens adalarına bakıyorum. Bir şey görmüyorum bu bakışta.. Bakışın ne kadar yetersiz olduğunu görüyorum böylelikle ve resmin de tamamlanamayacağını düşünüyorum. Resim, gördüklerimizden mi meydana geliyor, düşündüklerimizden mi.. diye düşünüyorum.. Bulutlar her yanı.. adaların oraları bile kaplıyor.. Rüzgar uğulduyor, açıklarda yelkenlilerin beyaz benekler gibi denize yayıldıklarını görüyorum…

Bir Cevap Yazın