Sisli Puslu Bir Gündü Pazar Günü…

Ümit Gezgin

Sisli puslu bir gündü.. Martılar gökyüzünün griliğinde ha babam uçuyor, kargalar da onları seyrediyordu.. Bir ara karabatak kuşlarını gördüm elektrik direklerinin üzerinde Kurbağalıdere’nin orada.. Enterasan bir şekilde, gururlu bir şekilde uzaklara, adalara doğru baktıklarını, uzun uzun baktıklarını, sanki oralara doğru kanat çırpmak istediklerini hissettim. Ama yerlerinden kıpırdamıyorlardı.. Derede yeterli balık vardı da, onlarla tıka basa doydukları için mi elektrik direklerinin tepesinde huzurlu dinlencelere çekilmişler ve kıpırdamıyorlardı..

Aklıma öykücü Muzaffer Buyrukçu dahil, yeni aldığım İsmail Bilgin’in romanı, Gelibolu geldi.. İyi, güzel, yalın bir roman diliyle anlatmıştı yazar ve etkiliydi. Okudukça okuyacağı geliyordu insanın. İmge Sahaf’tan almıştım. Benden önce okuyan altını üstünü çizmişti kitabın..Başkasının okuduğu kitabı okumanın da başka bir boyutu vardı.. Başka bakış ve bilincin kitaba, satırlara, yorumlara nasıl yaklaştığını görüyor ve ayrıca bir şey daha öğrenmiş oluyordun…

Her neyse… Haydarpaşa Gara karşı oturmuş insanları görerek ve denizin hafif dalgalı maviliğine de bakarak ilerliyor, bir köşeden resim çizmeyi hayal ediyor.. dahası sonradan resmini çizerim, diyerek bol bol fotoğraf çekiyordum.. ama bunların resme dönüşmeyeceğini de için için hissediyordum.. Galiba, hissettiğin an çizeceksin.. fotoğraf falan yalan.. sonradan resim çıkmıyor işte…

Kalabalık halde insanlar tarihi iskeleye doğru yürüyor. Vapur dumanlar salıyor ve bazıları da gençlerin Eminönü iskelesine doğru gidiyordu ve güneş kalın bulutların arasından kendini göstermek istediği halde hava kapalıydı.. Kuşlar.. daha çok onların seslerini duyuyordum.. Martılar.. en belirgin olan martılardı.. bazı hırçın kargalar kavgaya tutuşuyor martılarla ama bir türlü de baş edemiyorlardı..

İlerledim ilerledim.. Baktım ilerilere doğru ağaçların oralara doğru, çarşı içlerine ve aralarına.. bir yere oturup kitap okuyayım, dedim ama sesler ve uğultular vardı ve rahat rahat kitap okuyamıyordun.. İnsanlar uğultu yaratıyordu konuşarak ve ben de konsantrasyonumu yitiriyor ve uyumla resim çizemiyor ve kitap okuyamıyordum..

Kadıköy’ün merkezinde, sahilde kalabalık insanlar oraya buraya, hedefsiz ve amaçsız hızlıca, gözleri felfecir okuyarak dolaşıyorlardı.. Çimenlerin üzerine yan gelip yatmış kadınlı erkekli kalabalıklar da vardı.. trafik ışıklarında bekleşenler, çiçekçilerin çevresinde dolananlar da…

Bir vapur yanaşıyor dumanlar çıkararak.. tarihi iskeleye yanaşmış, çömelmiş insanlar var.. balık avlayanlara bakanlar, uzaklara bakanlar.. durmadan birbirlerine, havaya, kuşlara, bulutların griliğine bakanlar var.. durmadan bakan insanlar ne çok bizde.. hep birbirimize bakıyoruz.. bakmak, alışkanlık, yaşama biçimimiz adeta.. Bakan bir toplumuz da diyebiliriz bize.. Bakmak, tuhaf bir haz veriyor insanlara…

Uğultulu bir gidiş geliş bu.. gençler arası bir gidiş geliş bakış olayı.. Denizin hafif dalgalarına dalıyor gözlerim de.. Dur, şurdan çizeyim diye düşünürken, bir martı geçiyor üstümden düşüncelerim dalgalanıyor.. İstanbul’un karşı yakalarını net göremiyorum. Resim netlik üzerine de kuruludur biraz da.. Bu sisli kapalı havalar resimleri engelliyor.. Yeni resimler yapmak için dolaşıyorum da dolaşıyorum.. Kalabalıklar kalabalıklar.. her yanda…

Bulutlar gri gri toplanmış.. martılar da maviliği arıyorlar grilik içinde…

Bir Cevap Yazın