Mekan ve Kalabalıklar

Ümit Gezgin

7 Kasım 2022, Pazartesi

Sabahın erken saatlerinde kalkmayı düşünürken, biraz gecikmeli kalktım ve yanımdaki kitaplarla birlikte salona, sonra mutfağa uğradım. Dışarda yağmur bulutları toplanmıştı. Kargalar ve martılar da çatılarda.. Kediler çöp kutularının yanındaydı. Köpekleri gezdiren kadınlı erkekli kalabalık, kaldırımlarda birbirlerini görmeden dolaşıyorlardı. Kaldırımları süpüren çöpçüler vardı. Apartmanlardaki dairelerinde yaşayan insanlar dışarı çıkmaktan korkuyorlardı. Evlerin rahatlığı yoktu dışarda. Yağmur vardı, bozuk kaldırımlar vardı. Köpek dışkıları, martı ve karga sürüleri vardı. Üstelik insanın üstüne üstüne gelen hayta bir kalabalık, görmemiş gençlik vardı..

Hızlıca yukarıya doğru, Feneryolu’na doğru yürüdüm.. Bulutlar daha da fazlalaşmıştı. İnsan kalabalıkları da ışıklara doğru artmıştı. Karşıya geçip, her yerin inşaat halinde olduğu çevreden hızlıca yukarıya çıktım. Sabit Pazar’dan geçtim. Feneryolu’nun tarihi tren istasyonuna bakarak ilerledim ve yeni tren istasyonuma yöneldim. Kalabalık da git gide artıyor ve arttıkça da hızlanıyordu..

Kalabalık kalabalık.. Durmadan artan, arttıkça daha artışa geçen bir kalabalık.. Sabah gidiyor akşam geliyor bu kalabalık.. Bir an önce gitmek ve bir an önce gelmek istiyor.. Ara durakları yok.. Baktığı, eğlendiği bir yer yok. Tek başına kalmak yok.. Kalabalıklardan nefret ederek gidiyor, gitmeye çalışıyor ve yine nefret ettiği kalabalıklar içinde evine bir an önce dönmek istiyor.. Bir kısır döngüdür gidiyor İstanbul’da..

Baktım birkaç gündür resim çizmiyorum. Oturacak zamanım da yok bir yere.. Böyle olmayınca resim de çıkmıyor tabi.. Ama Gelibolu romanı okuyorum ki, tarihi romanlar, özellikle yakın tarih romanları özellikle ilgimi çekmeye başladı.. Aslında dönem romanlarının, mekan insan gerçekliği beni çok ilgilendiriyor.. Çünkü kurgunun yanında yaşanmışlıkları da var bunların…

Ama bakıyorum dönem romanları pek yok bizim edebiyatımızda.. Dünya çapındaki romancımız Orhan Pamuk’un romanları hep kurgu.. Gerçeklikle pek bir alakası yok.. Oysa sosyal sınıfları gerçekçi karakterlerle ve dönem insanlarıyla dile getirecek romanlar bekliyoruz ya, yazan yok.. Belki de yazacak yok.. Oysa, Osmanlı’nın da, Cumhuriyet’in de dönemlerinin romanları olması lazım.. ama yok ortada.. Bir iki başarısız örneğin dışında da benim okuduğum bir roman yok.. Ne Atatürk döneminin, ne İnönü veya Menderes döneminin gerçekçi romanları yazılmadı veya yazılamıyor.. Belki de gerçek anlamda romancı olmadığı için bizde yazılamıyor.. Çünkü bunları yazabilecek romancılar olması lazım en başında…

Türkiye’de ciddi bir romancı sorunu var bence.. Ne sanatçıların hayatlarını roman tarzında anlatan eserler var, ne de dönem romanları var.. Ne doğru düzgün şehir romanı var, ne de köy romanı.. Dandik, kör topal bir anlatım ve gerçeklik tanımlaması ve anlatılması olayı var sadece…

Uzaklara bakmak istiyorum ama, şehirde uzaklar yok.. Kısa, kesik bakışlar söz konusu ancak.. Tek tük, derme çatma, kırık dökük bir iki köşkü geçiyor tren.. Söğütlüçeşme’ye doğru gidiyoruz tıkırtılı raylar üzerinden ve vagonlar maskesiz tıka basa genç insanlarla dolu ve bırakın onları, yaşlılar ve orta yaşlılar bile yüzleri maskesiz, cahil cesaretiyle tutunmuşlar vagonlara… Söğütlüçeşme.. Nerde söğüt nerde çeşme.. Geçmişten bir iz bul ki.. sevinesin… Biz, tarihi yok etmekte mahir insanlar olduk.. Sonra da çıkıp olmayan tarihimizle övünüyoruz.. Övünüyoruz da.. tarihi yapılarımız da.. çeşmelerimiz, köşklerimiz, tarihi yapılarımız bir bir ortadan kalkıp gitmiş.. Ne oldukları da meçhul…

Trenden indim..Metrobüse doğru hızlandım.. Şurdaki büfede oturup bir bardak çay içeyim dedim.. Çay 9 lira.. Şoka girdim.. Kafama da biri dikilmiş çizmekte olduğum resme yan gözle bakıyor, dudak büküyor.. Konsantrasyonum bozuldu, rahatım kaçtı, ama bozuntuya da vermiyorum.. Bir yandan pofur pofur sigara içiyor, gelene geçene, özellikle kızlara yiyecek gibi bakıyor.. göz ucuyla da benim yapmakta olduğum resme yüzünü ekşiterek bakıyor…

Kalktım, metrobüs kalabalığına karıştım.. Tıkış tıkış bindik. Allah’tan oturacak bir koltuk buldum da kitabımı çıkardım ve keyifle Gelibolu romanının satırları arasına daldım…

Bir Cevap Yazın