İki Değerli Sanatçı: Gülseren ve Teoman Südor’la Feneryolu’nda…

Ümit Gezgin

Türk sanatında sanatçı eşlerin sayısı pek fazla değildir. Bedri, Eren Eyüboğlu çifti bu anlamda Türk plastik sanatlarında en meşhur çifttir.. Bedri Rahmi ekolünden gelen eş çiftlerin en ünlülerinden ve başarılılarındandır bence Gülseren, Teoman Südor çifti de…

Feneryolu sabit pazarın ordaki Potlaç Kafe’de Gülseren Südor ve hocam Teoman Südor’la birlikte sanat sohbeti gerçekleştirdik…

Feneryolu Potlaç Kafe’de oturmuş resim çiziyordum Südor çiftiyle karşılaşınca.. Gülseren Hanım takıldı bana, “Ümit Bey, hep buralarda görüyorum sizi.. Hep bir şeyler çiziyorsunuz.. Bu kadar da çizilmez ki.. Hepsi geriye kalacak nasılsa.. Kıymeti bilinecek mi.. belli değil…” dedi…

Gülseren ve Teoman Südor

Teoman Südor hoca da, Feneryolu Sitesi’sinin altındaki en eski ayakkabı tamircisi olan Musa ustanın dükkanına doğru ilerlerken.. ben de Gülseren hanımı masama davet ettim.. Buyrun, dedim, hoca gelene kadar birlikte bekleyelim…

Teoman Südor

Teoman hoca, İstanbul Teknik Üniversite’den hocamdır.. Görsel ve Çevresel Sanat Dalı’nda ben master yaparken derslerimize girerdi. Danışmanım Prof. Şadan Bezeyiş‘ti.. Rahmetli çok planlı, titiz bir insandı Şadan hoca.. Herkesle kolay kolay anlaşamazdı.. Titizliliği, düzenliliği, disiplini meşhurdu.. Teoman hoca, daha cana yakındı, güler yüzlüydü.. Şadan hoca da ciddi olmaya çalışan, ama bunu tam başaramayan biri gibiydi…

Gülseren hanımla hocayı beklerken.. Gülseren hanım, biz bir şeyler yiyeceğiz, sana da alayım mı Ümit, dedi.. Teşekkür ettim. Ancak çay içebileceğimi, söyledim.. Çaylar kahveler, ayran ve yiyecekler gelince Teoman hoca da gelmişti.. Ayakkabıcı Musa ustadan bahsediyordu hoca.. Ayakkabıları çok iyi yaptığını, benim de ayakkabı tamiri konusunda ona güvenebileceğimi, söylüyordu.. Gerçekten de ayakkabı önemliydi ve herkes de doğru düzgün tamir yapamıyordu. Musa usta buranın en eski ustasıymış.. Dükkan da kendisinin… Feneryolu Sitesi’ni Ümit hanımların ailesi yaparken, o da bu küçük dükkanı satın almış ve 1954 yılından beri de Sabit Pazar’ın köşesindeki, sitenin altındaki dükkanında çalışıp duruyormuş.. Onun tanımadığı yok.. Onu da tanımayan yok.. Adeta mahallenin ayakkabı tamircisi o.. Diğer açılan kapanan ayakkabıcılar, lostra salonları hep faso fiso.. Diğer köşede de bir dükkan var, ayakkabı tamir ediyor, boyuyor, malzemelerini satıyor.. Ama Musa usta gibi olabilmesine imkan ihtimal yok…

Adnan Çoker, Devrim Erbil ve Şadan Bezeyiş aynı sergide…

SANAT HER ZAMAN VAR OLACAK

Sanat her zaman var olacak. Akademi yıllarını anlattı Gülseren hanım. Birlikte Portekiz’e bir haftalığına seyahate gideceklerini, söyledi.. Teoman hoca seviniyordu. Bütün Avrupa’yı karış karış dolaştıklarını, ama Portekiz’e gitmediklerini, söylediler. İtalya’yı başta olmak üzere, bütün Avrupa’yı avuçlarının içi gibi biliyorlardı..

Gülseren Südor

İtalya’da eğitim almıştı Südor’lar… Teoman Südor, İTÜ’de hocalığa başlamıştı sonradan. Orada da kendisi gibi İtalya’da doktora yapmış olan Prof. Şadan Bezeyiş vardı ki, benim de yüksek lisans danışmanım olmuştu Şadan hoca..

Şadan Bezeyiş, atölyesinde..

Kendisini ve başarılarını anlatmayı çok severdi Şadan Bezeyiş hoca.. Sürekli kendi resimlerinin büyüklüğünü ve önemini dile getirirdi. Hatta, Türkiye’de soyut resim sanatını kendisinin başlattığını, Adnan Çoker’den önce soyuta geçişi ilk kendisinin gerçekleştirdiğini, ve yine Adnan Çoker’in Fransa’ya gitmesine de kendisi yol açtığını, belirttirdi. Yeteneğini ve büyüklüğünü Adnan Çoker ve benzer kişilerin kıskandığını, İtalya’dan döndükten sonra Akademi’de kendisine görev vermediklerini, ancak İTÜ’de kendisine hocalık için yer bulabildiğini, söylüyordu sık sık Şadan Bezeyiş…

Sanatçılar bencil olur elbet, ama Şadan hocanın bencilliğin ötesinde bir kimlik geliştirdiğini de söyleyenler vardı. Bu sanatsal yaratıcılığın temeli midir belirsiz.. Her sanatçının belki zaafları vardı. Adnan Çoker’in de birçok kişinin ekmeği ve emeğiyle oynadığını, söyleyenler vardı. Aşırı bencil bir karakter olduğunu, söylüyorlardı. Ama çok iyi de hoca olduğunu, dile getirenler bulunuyordu…

Güzel bir gündü. Potlaç’daki yemekler ve çaylar da güzeldi. Kadın eli değiyordu ve kadınlara yardım da yapılıyordu buradan elde edilen kazançlar noktasında.. Bir yanda güzellikler.. hava kapalı olsa bile uçan martıların sessiz kanat çırpışları.. diğer yandan inşaat makinelerin kulakları tırmalayan uğultuları… Güzellikle çirkinlik bir arada..

Sonra dedim Gülseren hanıma.. Her yerde resim yapılamayacağını anladım. Toplum da belki haklı.. Kimseyi görmüyor resim yapan olarak etrafta… Ben yapmaya kalkınca da hayretle karşılıyorlar ve bunu kabul edemiyorlar. Hatta garsona, kafe sahibine şikayet ederek, burada resim yapan birini görmek istemediklerini, söylüyorlar. Birçok kafeden de bu şekilde rahatsız edilerek, yol gösterildim.. Bir daha da gitmiyorum zaten o kafelere…

Buralar zengin, eğitimli bir semt. Ama bu semtte bile, sanat yoktu.. sanatçıya yaşam hakkı tanınmıyor, zorlaştırılıyordu en hafifinden. Her halde daha geri kalmış semtlerde bir ressamın, yazarın, müzisyenin var olması daha da zordur.. Millet karın doyurma derdinde, sen sanatla mı uğraşıyorsun.. Ne işe yarıyor bu sanat.. Karın doyuruyor mu.. En önemli soru o.. “Karın doyuruyor mu.. Ne işe yarıyor..” Haklı toplum.. Aklı fikri karın doyurma derdinde olan ve hiçbir zaman için karın doyurmanın ötesine geçmemiş bir yaşantı süren toplum.. Elbet sanata ve sanatçıya da düşmanca bir tutum takınacaktı.. Öyle kafeye otur, resim defterini çıkar, suluboyanı çıkar.. başla boyamaya, çizmeye.. olacak iş değil.. Resim yapacaksan, git kimsenin görmediği bir köşede çiz çizeceğini, hem senin atölyen yok mu.. atölyede çizilir resim.. Kimsenin olmadığı yerde gidilip çizilir resim..

Boşverin, dedim Gülseren hanıma, Portekiz seyahatinize odaklanın. Orada şimdi havalar güzeldir. Resim de çizersiniz.. Zaten ben sürekli yanımda resim defterimi taşıyorum. Uygun zamanlarda da çıkarıp çiziyorum, dedi.. Teoman hocadan ses çıkmıyor, o da çevreye bakıyor, ağaçların kışa girerken tomurcuklanmasını hayra yormuyordu.. Habire insan kalabalığı, habire bakışlar ve tedirgin adımlar vardı çevrede…

Feneryolu Sitesi yetmiş yıldır orda duruyordu ve Musa usta da ayakkabıcılık yapıyordu şunca yıldır.. En eski insanlardan biriymiş.. Buralarda da herkesi tanırmış.. Herkes de, özellikle eskiler de onu tanırlarmış…

Bir Cevap Yazın