Sanatı Çok Boyutlu Tartışmak…

Ümit Gezgin

Ülkemizde ‘Soyut Resim’ dediğimiz resim türünü başlatan kim oldu.. Hangi ressam soyut resmi başlattı? Bunu kime soracağız, nasıl cevap alacağız? Tam belli değil hiç bir şey…

Mengü, Alp ve Tuğrul’la Boğa heykelinin orda…

İTÜ’deki Yüksek Lisans’ta danışmanım olmuş olan Prof. Şadan Bezeyiş, Türkiye’de soyut resmi kendisinin başlattığını ve Adnan Çoker‘in de, bu soyut resim olayını kendisinden aldığını, çaldığını defalarca söylemiştir. Adnan, derdi Şadan Hoca, soyut resimden anlamaz, kendine göre başka şeyler yapmıştır ve ben daha Akademi yıllarında soyut ağırlıklı resim yapardım ve soyut resim kavramını ve uygulamalarını benden almıştır.. Sonra da kendisine mal etmiş, ben İtalya’dan geldikten sonra da, Akademi’ye beni almamak için elinden geleni yapmış ve ben de zorunlu olarak İTÜ Taşkışla’ya, Mimarlık Fakültesi’ne gitmek zorunda kalmışımdır.. demiştir..

Şafak Işılay’la

Oysa, demiştir Şadan hoca, Adnan’ın Fransa’ya gitmesine de ben öncülük etmişimdir… 1951 yılı mezunudur bu kuşak.. Adnan Çoker, Şadan Bezeyiş, Orhan Peker, Turan Erol ve Abdurrahman Öztoprak...

Alp Özeren ve Şafak Işılay’la birlikte

Bunlar bakıldığında 1926, 27 doğumlu olanlar.. 51’yılında da mezun olmuşlar. Çoğu Fransa başta olmak üzere Batı’da sanat eğitimini sürdürmüş.. Elbet soyutu da gördüler ve takip ettiler.. Gerçi onların zamanlarında Batı’da soyut bitmiş, başka sanat akımları alıp başını gitmişti.. Biz elli yıl geriden takip ettiğimiz için, bitmiş bir sanatsal akımı buraya getirmiş ve de ilk önce kim başlattı tartışmasını kavga gürültü sürdürmüşüz ve sürdürmeye de devam etmekteyiz..

Alp ve Tuğrul’la birlikte Kadıköy’de…

Yıllardır Özdemir Altan‘ın sanatsal yardımcılığını yapmış bir sanatçı olarak Şafak Işılay da, soyut konusunda Özdemir Altan’ın önemli ve ayrıcalıklı bir konumda olduğunu, belirtmektedir. Sanatta değişik dönemleri olmuştur Özdemir Altan’ın.. Soyutu da kendi kimliğinin bir parçası olarak savunmuş ve ortaya koymuştur.. Şafak Işılay, Özdemir Altan’ın hiçbir zaman sanatını piyasa kural ve koşullarına endekslemediğini, her zaman için özgür bir ruhla ve iradeyle sanatını sürdürdüğünü, söylemektedir.. Ayrıca sürekli Özdemir Altan kendisini aşmaya ve yenilemeye yönelmiştir ve bunu da yine piyasa koşullarının, satış endişelerinin dışında yapmıştır. Oysa Adnan Çoker’in, Şadan Bezeyiş, Ferruh Başağa gibi ressamlar hep piyasanın endişelerine göre hareket etmişler ve doğal olarak özgür, yaratıcı ruhlarını yitirmişlerdi…

Mengü Gezgin, Alp Özeren, Tuğrul Çutsay’la birlikte

Haşim Nur Gürel de bir yazısında, soyut resmin en baştaki temsilcisinin Ferruh Başağa olduğunu, söylemekte, doğal olarak ilk başlatıcının diğerleri değil, Ferruh Başağa olduğu iddiasını belirtmektedir. Oysa Gülseren Südor ve Teoman Südor ortak olarak Ferruh Başağa’nın ilk resimlerinin soyut değil figüratif olduğunu, sonra yaptığı vitraylardan esinlenerek soyuta yöneldiğini, Şadan Bezeyiş’in ilk soyut resimleri yapmış bir ressam olma ihtimalinin daha kuvvetli olduğunu, belirtmektedir.. Öyle ki Adnan Çoker’den de önce soyut resimler yapmaya başlamış bir sanatçı olabileceğini de Bezeyiş’in belirtmek gerekmektedir, denmektedir…

Mengü, Alp, Tuğrul’la, Altıyol’da…

Haşim Nur Gürel ısrarla Ferruh Başağa’nın soyut resmin başlatıcısı olduğunu, belirtiyor. Ama bunu destekleyecek doneler fazla yok.. Soyutun başlatıcısı da, sürdürücüsü de Özdemir Altan’ın olduğunu söyleyen de Şafak Işılay… Diğer yandan, Adnan Çoker’in, soyutun başlatıcısı ve sürdürücüsü, olduğunu söyleyenlerin sayının az da olmadığı düşünülürse.. Şadan Bezeyiş’in de soyutu ben başlattım, Adnan kendine mal etti, demesi de başka bir sorun…

Ümit, Mengü, Alp, Tuğrul

Demek ki bu tartışma sürgit devam edecek..Sonra şu başlattı bu başlattı.. Ne önemi var.. ama bizde bunlar maalesef önemli oluyor.. buralardan da başka anlamlar ve rantlar çıkarılacak, demek bu aynı zamanda…

ALP ÖZEREN, ALEYNA TİLKİ İYİ BİR ÖRNEK DEĞİL

Soyut resim ve ressam konusunda, sen başlattın, ben başlattım, tartışması devam ederken, Kovan Fırın’da bir çay içimi Şafak hanımla otururken, Alp de geldi.. Daha sonra da Tuğrul Çutsay gelecekti ve hep birlikte yine sanat edebiyat ve sanatın geleceğiyle, sanat ortamı ve sanat eğitiminin nereye gittiği konularında.. ama hep sanatı konuşmaya devam edecektik..

Gerçekten sanat nereye doğru gidiyordu? Alp, Aleyna Tilki‘nin sanatsal kariyerinin haklı olarak şaibeli olduğunu ve asıl etkinin genç kuşağın dejenerasyonunda görüldüğünü, belirtiyordu. Tarzıyla, havasıyla, giyim kuşamıyla daha ön plandaydı Aleyna Tilki.. Yoksa görüntüden başka bir şey yoktu.. Ses sıfırdı.. Buna rağmen belediyeler sahip çıkıyor, adeta Aleyna, genç kuşağın idolü haline getirilmeye çalışılıyordu..

Edebiyatta da böyle yanlışlıklar vardı. Orhan Pamuk dünya starı olmuştu da, gerçekten hava civa anlatıyordu bütün romanlarında. Buna da Tuğrul Çutsay parmak basmak zorunda kalıyor.. Alp Özeren’e de hak veriyordu.. Aleyna Tilki’nin gençliğe kötü örnek olduğu noktasında..

Bir de Orhan Pamuk romanlarını okuyup da bitiren bir kişi yoktu.. Başlayanlar mutlaka yarım bırakıyordu okumayı.. Sıkıcıydı dili.. Pek Türkçe’yi kullanma becerisi yoktu. Tuğrul haklı olarak da resimsel boyutuna da değiniyordu Orhan Pamuk’un.. İlkokul çocukları gibi bir resim dili vardı.. Resim yapmayı bilmeden resim çiziyor ve bunu da orda burda kullanıyordu.. Yazarlık konusunda da Veba Geceleri bir fiyasko roman olarak karşımıza çıkıyordu..

Yıllarını edebiyata vermiş insanların kabul görmediklerini, onun yanında popüler kimliklerin, sadece edebiyatta değil, işte müzikte, Aleyna Tilki örneğinde olduğu gibi.. üfürükten bir genç müzikçi tepelere çıkarılıyor, iyi örnek olarak sunuluyor.. müziğiyle değil de bedeni, tavırlarıyla ön planda oluyor, ön planda tutulmaya çalışılıyordu…

Kısaca bu sanatın hemen hemen bütün türlerinde böyleydi.. Gerçek sanatçılar ortada yoktu, ikinci sınıf tipler meydanı boş bulmuş dolaşıyorlardı…

Bir Cevap Yazın