Akşam.. Yine akşam.. Kurbağalıdere’de…

Ümit Gezgin

Ahmet Haşim’in çok güzel şiiridir: “Akşam, yine akşam.. yine akşam…” diye…Akşamın müthiş anlamını, derinliğini ve gizemini herhalde bunun kadar anlatan bir betimleme yoktur…

Ümit Gezgin, Kurbağalıdere

Orda, kenarında durarak, ilerlere resimsel olarak da bakıyor ve bazı ressamlarımızı düşünürken, yanımdaki arkadaşımın sorusuyla sarsılıyorum…Yahu, diyor.. bir karıncalı, böcekli resimler yapan bir ressam vardı.. kimdi o?.. diye.. Şaşırıyor.. ve o zaman Ergin İnan’ın karıncalı, böcekli, solucanlı.. ölümcül ve karanlık resimler.. korkuya, endişeye insanları sürekleyen şeyler yaptığını anlıyorum.. Ergin İnan, enterasan bir karakteri olan ressam, diyor arkadaşım.. Evet, diyorum.. enterasandır.. Erol Özden de enterasan bir ressamdır.. Zaten ressamlar enterasan insanlardır.. Özellikle sanatını satmamış, piyasa ilişkilerine girmemiş olanlar.. Ergin İnan piyasacıdır.. ama Erol Özden piyasacı değildir.. Resmi üzerinden parasal spekülasyonlar yapmamıştır asla.. Erol Bulut gibi.. Bunlar has ressamlardı.. Diğerleri piyasa manipülatörleri.. Özgün olacağım, diye kıvırmadıkları artistlik yoktur…

Ergin İnan’ın böcekli resimlerinden biri…

Erol Bulut’un bir resmi

Erol Özden, atölyesinde

Kurbağalıdere’yi sadece ben çizmiyorum.. Hasan Vecih Bereketoğlu da yapmış güzel resimlerini Kurbağalıdere’nin.. Güzel güzel resimleri var onun da.. Ayrıca Şeref Akdik‘in de güzel Kurbağalıdere ve Kadıköy resimleri vardır…

Hasan Vecih Bereketoğlu’nun Kurbağalıdere’si

Şeref Akdik’in Kurbağalıdere’si

Arkadaşımla yürüdüm de yürüdüm.. Karanlıkların içinde kayıklar, yelkenliler, kotralar, tekneler.. salınıyor da salınıyor.. Bakıyorum ilerlere ve bir desen çizeyim, bir resim çizeyim, diyorum.. Çiziyorum.. Sonra bir kafeye oturup da renklendiriyorum çizimi.. Hep böyle.. Bir yerlerde canlı çiziyor ve sonra da, bazen başka bir yerde veya orada resmi tamamlıyorum.

Devrim Erbil

Ahmet Güneştekin

Ayşe Erkmen

Gülsün Karamustafa

Hale Tenger

Hasan Vecih Bereketoğlu gece gündüz Kurbağalıdere, Kalamış çevrelerinde sehpasını koyarak resimler çiziyor.. oranın ruhunu anlamak, görmek ve ifade etmek istiyor ve bundan da hoşnut oluyordu. Zaten o dönem ressamları ve bu dönem ressamlarından Erol Özden ve Erol Bulut da.. resmi kendileri için, sanat için yaparlardı.. Yoksa bazıları gibi.. piyasa bülbülleri olmak için şakımıyorlardı.. Oysa bakıyoruz, şekerlemeli kartpostal İstanbul resimleri yapan, yaptıran Devrim Erbil.. ihalelerle büyük tasarımcılığa soyunmuş Ahmet Güneştekin, kavramsal sanatın hanım ağaları, Ayşe Erkmen, Gülsün Karamustafa, Hale Tenger.. ve onların izinden giden, kişiliği gelişmemiş, sanatsal kul’luğa inanmış genç kuşak…

İlerliyoruz ilerliyoruz. karanlığın içinde güzel görünüyor Kurbağalıdere.. Nerede bu kurbağalar… Sesleri işitilirdi bundan on yıl önce.. Şimdi kurbağa seslerine bile hasret kaldık…

Durduk fotoğraf çekiyoruz.. Güzel fotoğraf çekmek güzel.. İnsanlar bakıyor, geçenler dikkat ediyor.. Sonra bir yere oturuyoruz, konuşuyor konuşuyoruz.. Çevredeki insanlar da birbirlerine bakıyorlar korku dolu meraklı gözlerle.. İnsanların sürekli birbirlerini kontrol eder anlamında bakmaları, bir anlamda gözetim altında tutmaları, özgür olmayı ve özgür düşünüp, yaratıcı olmayı da engelliyor.. Türk toplumu yaratıcı bir toplum bir türlü olamıyor.. Çünkü kitap okuma oranı binde bir düzeylerinde.. Yemek için yaşayan bir toplum. Açlık güdüsü her şeye egemen olmuş…

Git git bitmiyor bu Kurbağalıdere.. Ahmet Haşim’in akşamlarından birini yaşıyor. Karşıdan scootura binmiş genç kızlar gecenin karanlığında derenin sanki üzerine doğru gidiyorlar. Ay var mı yok mu.. bulutlarla mı kaplı gökyüzü.. hafiften bir soğuk boğazımızı üşütüyor.. Arkadaşıma, diyorum.. Hava soğuk, diyorum.. Hayat sanatın da ötesinde, diyorum.. O da diyor ki.. Türk gençliğinin ahlakını bozuyorlar bu Aleyna Tilki’yle.. Tilki gibi bir kız, diyor.. Dikkat etmek lazım.. Ama, diyorum nasıl oluyor bu.. Soyadı.. enterasan.. Tilki…

Aleyna Tilki

Gençlik dejenere edilmek isteniyor diyor.. Aklıma.. ‘Barlar son kalemiz.. barları eleştirmeyelim hocam..’ sözcükleri geliyor.. İçimden gülüyorum.. Arkadaşım, niye gülüyorsun.. diyor.. Yok, diyorum.. bir şey yok.. Aleyna Tilki hakkında değil, diyorum.. Aleyna Tilki’nin fotoğrafına bakıyorum sonra.. Tilki gibi de görünmüyor kız.. Liseli mi üniversiteli mi.. daha çok orta yaşta bir kadın havasında.. dudaklar botokslu.. belli.. gözler parıltısını yitirmiş.. liseli havalarında ama.. bakış, davranışlar.. liseliden ziyade haminnine gibi geliyor bana.. içimden kahkaha atmak geçiyor…

Boşver, diyorum.. Kurbağalıdere’ye bak diyorum. Sonra büyük yazar diyorum Refik Halit Karay.. Herkes okuyamaz ve okusa da anlayamaz.. Halk için yazmış olan Ahmet Mithat Efendi ve Hüseyin Rahmi de anlaşılamaz.. Yazmayı bir ara bırakmış olan Sait Faik de anlaşılamaz.. Yahu gazetecilik dilinde yazmış olan Aziz Nesin bile anlaşılamadı.. Çünkü on onbeş kelimeyle hayatını sürdüren bir toplum.. yazarları nasıl okuyup anlayacak..

Refik Halit Karay

Ahmet Mithat Efendi

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Sait Faik

Aziz Nesin

Öyle kenarından kenarından ilerliyoruz.. sanki derenin en karanlık yerine doğru.. soğuk da artıyor.. ışıklar da yıldız ışıklarına benziyor ilerlere bakınca.. Adaların ışıkları da denize vurmuş gibi.. Gökyüzüne bakıyorum Venüs gezegenin ışığını, sonra yanında Merkür’ü görüyorum.. veya, karıştırıyor muyum acaba bu ışıkları…

Kurbağalıdere resimlerle ne de güzel anlatılmış.. “Akşam.. yine akşam.. yine akşam…”

Bir Cevap Yazın