DÜŞ VE GERÇEK

Nehir Sağdıç

   Gözlerimi açtığım andan itibaren hissediyorum günde ki farkı.. işte bu benim için büyük bir heyecan,  gitmem gereken yer için arkamdan bana güç veren bir şevk! bekleyiş için hemen yola koyulmam lazım derken hızlıca çıkıyorum evden. Gömleğim yok pantolonumda hiç dikilmeyecek olan sökükler ve her sabah aynı otobüse bindiğimde çaprazımda sökükler-ime kitlenircesine bakacak olan kadın -aynı aslında herşey. Somut olan şeylerin önemi yok . Hisleri bekliyorum!


   Evet, aynı kişiler.Adamım biniyor.. İçinde ki hiç bitmeyecek olan karamsarlık yine taviz vermiyor her sabah olduğu gibi .  O kadar nefret dolu ki dışı da kararmış, kırışıklıkları sanıyorum hayatında nadir güldüğü anlarda çıkarak anı diye yerleşmiş dudak kenarlarına ve alnına ama bu bebek katiline benzeyen donuk,soğuk, hissiz bakışlarından  hiçbir şeyi değiştirmemiş. O, her sabah bu otobüse bindiğinde bende her seferinde aynı cümleleri tekrarlıyorum içimden . Düşünsenize bu kadar somutlaşmış artık monotonluk!

   Ve kadın zavallı memur kadın… Bu kadına en uygun koca olarak kendisinden hemen önce binen bebek katilini  uygun görüyorum. Kompleksleri artık çığlıklar atıyor çünkü her sabah dozu biraz daha yükseltiyor yaptığı makyajın. Muhtemelen kendinden genç yeni atanmış olan memurlar onu bu duruma sürüklüyordur. Daha çok makyaj, daha çok takı , daha çok renkli kıyafetler, karışmış parfüm kokuları ve kıvırcık bir türlü kontrol edemediği o yeni boyadığı siyah teninin üzerine sarı saçları.. Onun için büyük bir problem bu. Her sabah ve bunun yüzüne yansımasıyla üstüne birde benim pantolon söküklerim onun için bir takıntıya dönüşmüş durumda.. Eğer o adamla bu kadın evli olsaymış ve bunlarında bir çocukları olacak olsaydı bunlara en uygun çocuk bir durak sonra binecek olan onlardan farksız suratsız kız olurdu.. Her neyse demek istediğim herşey aynı.

 Ancak içimde tuhaf bir sevinç var her ne olursa olsun aynı kişilere tebessümle bakıyorum, karşılığını  alamasamda. Bu heyecana hemen anlamlar yüklüyorum. Bugün ayın yirmi ikisi ve işte benim sayım! Kafamı sola çevirdiğimde hızlıca geçen arabaların plakalarında ki yirmi iki dikkatimi çekiyor ve diyorum ki -yirmi iki yine peşinde nehir anlaşılan sana haber getirmiş takipte kal! 

Derken zihnim benden bağımsız konuşmaya başlıyor;
Kaç nehir, 
düşüncesizliğe kaç!

Dipsiz koca boşluğa..
Sakın arkana bakma,
sesleri duyma, 
yalanlara dokunma, 
kaç! 

Ve beni bekleyen durağa varmadan iniyorum. Takip ediyorum bilinçsizce. Diyor ki ; Kendinde ki gerçeklere koş!
Koşmaya başlıyorum. 
Ve diyor ki ; Hesaplamadan, hızını kesmeden, rüzgarın dahi tokatlarını hissetmeden, kalbinin atışlarında ki istekle KOŞ!
Hızlanıyorum….. zihnimde ki sesle beraber -dinliyorum. 
Hayat sana yetişemesin sen kendine yetişmeden..

Ne zaman ki rüzgar seni okşar ve doğa seni selamlar işte o zaman yavaşla! Gördün ki insanlar yok, işte o an dur ve beyninde çalan şarkıyı sustur sadece aldığın nefesi dinle çünkü senin hayatta ki ilk solukların olacak. Anlayacaksın ki sen işte tam o anda doğumunu gerçekleştirdin ve artık aldığın her nefes doğumunda ki ilk nefes kadar değerli olacak. Diyeceksin ki gülerek ” Neredeyim ben?” ardından içinden bir ses cevap verecek “Her yerdesin..” ..

Düşte ki gerçeklik mi yaşamama sebep olan yoksa yaşadığım gerçeklikte ki güzellik mi var sandığım. Karar veremiyorum.

Bir Cevap Yazın