Üsküdar’a Gider İken…

Ümit Gezgin

Üsküdar’a gitmek için erken kalkmam gerekiyordu.. Kalktım ve hızlı adımlarla, soğukla başa da çıkmaya çalışarak Feneryolu’ndaki tren istasyonuna doğru yola koyuldum.. Yollarda köpekli kalabalıklar vardı.. Kızlı erkekli insanlar köpeklerini almış, kaldırımlara çıkmıştı… Sabahın dokuzunda, pazar pazar nasıl bu kalabalık dışarıya kendisini atmıştı.. Kahvaltı zamanı değildi daha.. Cumartesi akşamı geç yatmış bu insanlar sabahın erken saatlerinde kalkıp yollara düşmüşlerdi.. Köpek gezdirenleri anlıyordum da.. diğerlerine ne oluyordu… Belki de artık uyumak lüks geliyor veya zaman kaybı olarak görülüyordu.. Özellikle bazılarına. Biliyoruz ki insanlar yaşlandıkça uyku da git gide ortadan kalkmaya başlıyordu…

Üsküdar’a gider iken pazar sabahının köründe insanları simitçi tezgahlarının başında, ışıklarda, trafikte araçların içinde, motorun, bisikletin sırtında ve köpeklerle birlikte kaldırımlarda görünce şaşırmadım dersem yalan olur… Üsküdar’a.. namı diğer, altın şehre gidiyordum.. Orada üniversite hocalarıyla sabah kahvaltısına katılacaktım. Aklımda video, fotoğraf çekmek, resimler çizmek vardı.. Belki uygun bir kafeye oturursam, yazılar da yazabilirdim.. Keyfime, ilhama ve duruma bağlıydı.. Güzel bir Ocak sabahında, havanın da soğuk olmayacağı ve hatta bol güneşli olacağı işaretlerini veriyordu…

Ocak ayında hava bulutlu ve soğuk olacağına, sıcak sımsıcak olunca.. doğal olarak herkes kendini dışarıya, deniz kenarlarına attı… Üsküdar değişmişti. Geniş kaldırımlar, meydanlar açılmıştı.. Deniz kenarında sürekli bir zabıta arabası bekliyordu ve kaçak kuçak kişilerin tezgah açmasına izin vermiyorlardı.. Sahilde balık tutanlar.. banklarda oturup telefonlarına bakanlar.. karşı yakadaki binalara, tarihi yapılara göz dikenler.. hep gözleri orda burda olanlar… her şeye ilkel bir merakla göz kaldıranlar.. ve sürekli bakmayı yaşama felsefesine çevirenler…

Bir aşağı bir yukarı yürüdüm.. Bol bol fotoğraf çekmenin yanında, bir iki de video çektim.. Mihrimah Sultan Cami‘sine doğru yürüdüm.. Meydanı iyisinden temizlenmişti.. Hemen önünde 3. Ahmet Çeşmesi’nin güzelim görünümü kendini belli ediyordu.. Doğru restorasyona örnek teşkil edecek bir yapıydı.. Önceleri böyle değildi.. Şimdi bakıyorum da hem temizliği, hem yazıları, hem kurnaları yapıldığı zamandaki gibi pırıl pırıl.. İnsanlar önünde fotoğraf çektiriyor ve mutlulukları yüzünden okunuyor..

Pırıl pırıl bir gün de olduğu için sahildeki geniş kaldırımlarda bir o yana bir bu yana gidip geliyorlar.. Ben de Yeni Valide Cami‘ne bakarak ilerliyor ve o ara video da çekiyorum, fotoğraf da.. Kayserili Mehmet Ağa tarafından yapılan ve 1711’de tamamlanan bu cami, estetik görkemliliğiyle insanları etkiliyor.

Sahilde ben de bir iki resim çizerek volta atıyorum.. Eski İstanbul’a bakarken hemen sahilde Şemsi Paşa Cami karşıma çıkıyor.. Tepelerde de Rum Mehmet Paşa Cami bütün görkemiyle Boğaz’a egemen bakıyor.. Bütün sahile yakın dükkanlar, lokantalar, sabah kahvaltısı için gelmiş insanlarla dolup dolup taşmış.. Aileler, sevgililer, nişanlılar, yeni evliler.. hep buradalar.. Boğaz’dan geçen büyük tankerlere bakarak kahvaltılarını yapıyorlar, sohbetlerini ediyorlar…

Bu güneşli havada III. Ahmet Çeşmesi’nin orada biraz durayım ve fotoğraf çekeyim, resim çizeyim, diyorum içimden… Üsküdar tam merkezde yer alıyor.. Karşı yakadaki bütün tarihi binalar, Beşiktaş iskelesine varana kadar, Dolmabahçe Sarayı, Cami, Saat kulesi buradan bakınca, hava da aydınlık ve bulutlar da az.. çok parlak görünüyor.. Martılar bile mutlu mesut uçuyorlar ve Boğaz’dan sanırım bol da balık çıkarıyorlar.. Amatör balıkçıların bile sabah sabah şehrin uzak yerlerinden gelerek burada sahile dikilmeleri ve akşama kadar burada duracak olmaları hayret uyandırıyor bende…

İnsanların elinde telefondan başka bir şey yok.. Gelirken Allah’tan bir sahafa da rastlıyorum ve mutlu oluyorum.. Beş lira yazıyor dıştaki kitaplarda..Ne alırsan beş lira..Hemen iki tane kitap beğenip alıyorum… Okumak vazgeçilmez uğraşlarımdan.. Okudukça aydınlandığımı, hayatı, insanları ve mekanları daha iyi anladığımı düşünüyorum.. O yüzden de okudukça okumak istiyorum…

Gittim geldim.. durdum, baktım.. İnsanlar bir telaş koşturuyorlar deniz motorlarına.. Vapurlar nedense geç geliyor.. Üsküdar Beşiktaş arasında on dakkada bir motor işliyor. Dandik motorlar.. Sevimli gelmiyor bana ve İstanbul’a da doğrusu yakıştıramıyorum.. Belki minyatür vapur tipi deniz ulaşım araçlarının olması lazım…

Üsküdar aynı zamanda tarihi yapılar açısından da çok şanslı bir ilçe.. Tarihten günümüze uzanan süreç içinde, özellikle son yüzyıllarda tarihi yapılarla donatılmış bir bölge…

Bir Cevap Yazın