Barbaros Hayrettin Paşa’nın Anıt Heykeli Üzerine

Ümit Gezgin

Zaman zaman Beşiktaş’a geçiyorum.. Daha çok resim çizmek üzere.. Sadece Beşiktaş’ta değil, vapurda da, çayımı içerken resim çiziyorum. Resim çizmediğim yer yok zaten.. Evden çıktıktan sonra yürürken veya bir yere bakarken resim çiziyorum kağıtlara.. beyaz ve sarı renkte, kağıt toptancısından uygun fiyata aldığım kalın, iki yüz seksen gram kağıtlara.. daha kolay çizebiliyorum.. Permanent kesik uçlu, kalemlerle çiziyorum.. Çıkmaması için çizgilerin.. Deneye yanıla bu noktaya geldim.. Eskiden her tür kalemle, kurşun kalem dahil resim çizerdim.. Ama şimdi BİC marka, kalın, kesik uç parmanent kalemle çizebiliyorum.. Başka permanentlerle de çizmem mümkün değil.. Bir uyumsuzluk söz konusu oluyor.. Konsantrasyonumu yitirmemem için bunlar gerekli..

Her tür kağıdı, kalemi deneyerek buralara geldim.. Kağıt da çok büyük olmamalı.. Yirmi beşe otuz, hatta daha küçük ebatta… Kurbağalıdere’yi her gün geçiyorum.. Geçerken de fotoğraf çekip, resim çiziyorum. Oradan da Yoğurtçu Parkı’n içindeki belediyenin Khalkedon Kafe’sine oturuyorum.. Çizdiğim resimleri de orada boyuyorum.. Sonra kalkıp yürüyerek Altıyol’a, oradan da kağıt toptancılarının bulunduğu Yeldeğirmen’e doğru yollanıyorum.. Ama ilkönce Altıyol, kilisenin ve boğa heykelinin oraya.. Orada resim çizip, fotoğraf çektikten sonra, dershaneler sokağı yoluyla, dörtyol ağzına veya çeşme durağı, denilen yere çıkıyor, oradan da deniz kenarına alçalan sokaktan ve sol taraftaki tarihi ortaokul binasının çekiciliğine bakarak ilerliyor, sağ taraftaki Kediköy Sahaf’tan da eğer uygun kitap varsa alıyor ve hemen sağdaki sokağa girip Delta Kağıtçılık’tan ikişer tane büyük boy beyaz ve sarı büyük kağıt alıyorum.. Onları katlayıp, çantama veya poşete koyup, aşağıya veya yukarıya doğru yürüyor, uygun bir resimsel açı arıyorum kendime.. Bunun nerede karşıma çıkacağını tam kestiremiyorum tabi.. Hiç uygun olmayan zamanda ve zeminde bile uygun estetik açılar, mekanlar, insanlar, sahil, binalar karşıma çıkabilir.. Kurbağalıdere’de olduğu gibi ve ben kağıdı çıkararak çizmeye başlayabilirim…

Nerden nereye.. Oysa ben Beşiktaş’tayım ve Barbaros’un anıt heykelinin karşısındayım.. Dolaşıyorum heykeli, çocuklar ve gençler meydanın içinde fırdönerken.. Kimi bisiklete biniyor, kimi kaykay veya patenle çevredekilerine gösteri yapıyor…

Bronz dökümden, görkemli Barbaros Hayreddin Paşa’nın ve levendlerinin anıtı.. Bir gemi, Osmanlı kalyonu stilize edilerek, bu idealisthane gövdeler yerleştirilmiş.. Görkemli figürler kalyonun önünde yeralıyor.. Barbaros bütün ihtişamıyla önde, levendleri de her iki yanında yer almış… Heykel topluluğuyla ilk defa karşılaşanlar, 1944 yılından beri orada duran heykele hayranlıkla bakıyorlar.. Ben her oraya vardığımda bu hayretimi ve takdirimi gizlemiyorum.. Sağ ve sol yandaki rölyeflerde de, Barbaros’un I. Süleyman’a takdimi, diğer taraftaki rölyefte de Preveze Deniz Zaferi konu edinmiştir..

Gemi pruvasının önünde yükselen Barbaros ve levendleri, türbeye doğru bakarken, aynı zamanda, Sinan Paşa Cami’sini de ufuklarda görürler.. Bir yanda da Boğaz’ın suları, Karadeniz ve Akdeniz’e açılır.. Yeni zaferler, yeni kıtalar için…

Figürlerin, en önemlisi Barbaros’un figürü ve giysileri özellikle, Minyatür üstadı Nigari‘nin minyatürlerinden esinlenerek yapılmıştır.. Bu anlamda da gerçeğe uygun bir yapıdadır.. Hem Barbaros’un hem de levendlerin giysi ve görünümleri… Barbaros’un arkasındaki levend, o yıllarda yeni yeni kullanılmaya başlanan bir tabanca ve bir sancak tutmaktadır. Soldaki levendin elinde ise bir kılıç vardır. Bunlar ayakları açık savaşa hazır durumda yapılmışlardır..

Kaidenin arkasında Yahya Kemal’in “Süleymaniye’de Bir Bayram Sabahı” şiirinden dizeler yer alır:

“Deniz ufukunda bu top sesleri nereden geliyor?

Barbaros belki donanmayla seferden geliyor

Adalardan mı? Tunus’tan mı? Cezayir’den mi?

Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi

Yeni doğmuş ay’ı baktıkları yerden geliyor.

O mübarek gemiler hangi seferden geliyor?”

Anlamlı ve etkileyici bir şiir yazmış Yahya Kemal.. Nice böyle değerli ve derinlikli şiirler yazan şairlerimiz var.. Şiir yazmak kolay değil.. Benim resimlerim gibi geliyor iyi şiirler de.. Onlar da onlarca, hatta yüzlerce şiir yazıyor, ancak üç beş tanesi veya belli bir yüzdesi ancak başarılı görülüyor.. Benim resimlerim de keza öyle gibi geliyor bana.. Bütün çizip boyadıklarımı başarılı addedemeyeceğim. Ama sanat da zaten bu değil mi.. İster şiir, öykü olsun.. ister resim…Sonuçta sanat her üretilen şeyin adı değil.. öyle olsa bile.. hepsi aynı ayar düzeyine sahip değil…

Görkemli, etkili, özellikle anıt heykeller yapmak çok önemli.. Nesillerin yetişmesi anlamında da önemli.. Zühtü Müridoğlu ve Ali Hadi Bara’nın 1944 yılında yaptıkları bu heykel, aradan seksen yıl geçmiş olmasına rağmen hala etkili bir sanatsal anıt olarak insanları etkiliyor ve yoğun anlamlar ve manalar barındırarak Beşiktaş’ın merkezinde, deniz kenarındaki meydanda var oluşunu sürdürüyor.. Çok başarılı bir heykel topluluğu olması ve Türk heykeltraşlar tarafından da gerçekleştirilmiş olması bakımından çok önemli.. Kadıköy ve diğer ilçelerde böylesi özgün, devasa ve yaratıcı heykeller yok denecek kadar az…

Bir Cevap Yazın