Sanatçı Dostlarla “Sanat” Üzerine Konuştuk…

Ümit Gezgin

Kızıltoprakta’ydım, yukarıya doğru McDonald’s’ın ordan yukarıya çıktım.. Yollar dar olmasına rağmen arabalar iyisinden tıkamış, bir de zırt pırt geçen motorlar tedirginliğimi iyice arttırmıştı.. Tuğrul Çutsay’a telefon ettim.. Akşama dedim, video çekimi var resimle ilgili.. Akşam buluşacağız, galeride de olabilir veya Kovan Fırın’da, olmadı Starbucks’da veya başka yerde.. Yorgunum, bu akşamüstü olmasın da yarın veya öbürsü gün olsun, dedi.. Haklıydı o da.. Yorgun, koşturuyor.. Üvercinka’nın dağıtımıyla uğraşıyor.. Biliyorum bu dergi gazete işlerini klasik olarak yürütmenin zorluklarını.. Elektronik yayıncılık gibi değil, basılı yayıncılık.. Külfeti çoktur.. Kimseye de yaranamazsın..

Alp Özeren, Hakkı Sabahcalı ve Ümit Gezgin

Bugün zaten, bu basılı yayıncılığın duayenlerinden biriyle, şair Mustafa Köz’le de Yoğurçuparkı’ndan Halk Eğitim Merkezi’ne çıkarken karşılaşmış, ayaküstü sohbet etmiştik.. Köz, Çıngıraklı Sokak diye aylık şiir gazetesi çıkarıyor.. Onun dağıtımıyla uğraşıyordu.. Birlikte fotoğraf çekindik.. Daha sonra bir araya gelelim, bir video röportaj yapalım, YouTube için dedim. Çok sevindi.. Zaten ben youtuber’ım dedim, ona da sevindi.. Her iş zordur, dedi.. Evet, dedim.. Dünya senin benim gibi veli kıymetinde insanların omuzlarında yükseliyor, dedim. Haklısın, dedi.. Gerçekten veli gibi insanlarız.. Hakiki veli insanlar biziz.. Baksana ben şiir gazetesi çıkarıyorum, sen elektronik sanat tasarım gazetesi çıkarıyorsun.. Alp müzikle ilgili yayınların başında.. Tuğrul edebiyat gazetesi Üvercinka’yı çıkarıyor.. Büyük adımlar bunlar.. Gayret ve çalışma içindeyiz…

Mustafa Köz’le

Haklıydı.. Sanatçılar haklıydı. Mustafa Köz haklıydı.. Şiir gerçekleri ortaya çıkarmak için vardı ve sanatın birleştirici gücüne de inanmak gerekiyordu… Ayrıldık.. Yukarı çıktım.. Ümit Hanım, Bahariye Sanat Galerisi’nde bekliyordu. Ebru Clegg’le birlikte Ebru gösterisi ve dersi için bekliyorlardı. Ben de benim de resimlerimin olduğu sergiyi bir güzel çektim ve sonra da onları YouTube’a yükledim.. Güzelce seyrediliyordu.. Hiç değilse insanlar bilgi sahibi oluyorlardı. Pratik düşünmesi gerekiyordu insanın. Nasıl olacak, nasıl çözülecek, diye düşünmek gerekiyordu..

Bahariye Caddesi insan doluydu.. Fotoğraf çekip, video çekiyor ve Reks sinemasının da fotoğraflarını çektim.. Kadife Sokak sakinliğini koruyordu öğleden sonranın.. Gençler dolaşıyordu.. Göynük apartmanı boyanmış ve Göynük yazısı sıvalar altında kalıp, artık okunmaz olmuştu…

Cadde boyunca yürüdüm de yürüdüm.. Süreyya İlmen Paşa heykeli önünde fotoğraf çekip, videoya almış, Süreya Operası’nın başarılı, ama heykelin başarısız olduğunu, söylemiştim.. Beceriksiz heykeller doluydu birçok yerde.. Bunun yanında başarılı heykeller de vardı.. Yine Kalamış Parkı’ndaki, Aslı Nemutlu’nun heykeli başarılıydı..Genç heykeltraşlardan Prof. Neslihan Pala yapmıştı heykeli.. Özgün ve başarılıydı.. Doğal olarak da kalıcı olacaktı.. Ama biraz ilerde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın heykeli berbat ötesi, çocukça bir beceriksizlikle yapılmıştı..

Sumru Ekşioğlu’yla…

Akşamın yedisinde Alp’le buluşacak ve şu video olayını konuşacaktık.. Daha zaman vardı Kızıltoprak’tan tekrar gerisingeriye, Yoğurtçuparkı’nın içindeki Khalkedon Kafe’ye gitmiş ve yoğun olmayan kalabalık içinde bir çay alıp hemen resim çizip boyamaya başlamıştım ki, başımda bir karaltı belirdi.. Ne güzel resim yaptığımı, kendisinin de ressam olduğunu söyledi bayan karaltı.. Ben, dedi Sumru Ekşioğlu.. Tabi.. dedim.. Daha önce tanışmıştık.. Ben de Ümit Gezgin.. Gürbüz Doğan Ekşioğlu’yla birlikte sizinle röportaj yapmıştık, dedim.. Hatırladı Sumru hanım.. Ve, sanıyorum yıllar yıllar geçti üzerinden.. Tabi.. dedim.. Yıllar çabucak geçti.. Bir resmimi hediye ettim Sumru hocama.. Ve dedim, sonra Alp hocayla birlikte gelip çekim yapmak istiyoruz.. Sanatınızı anlatmak istiyoruz, karşılıklı konuşmak istiyoruz, dedim.. Çok sevindi.. Gürbüz hocama da selamlar gönderdim.. Hava güzeldi.. Martılar sevinçle derenin üstünde uçuyor, kargalar çimenler arasında sakladıkları yiyecekleri arıyorlar ve köpekler koştur koştur çimenlerde stres atıyorlardı… Koşanlar, yürüyenler, efkar dağıtanlar, banklarda oturan ihtiyarlar ve dere boyu koşan.. spor yapanlar vardı…

Kızıltoprak’a doğru tekrar yürüdüm ve Fatma Şadiye Toptani Öğretmenevi’nin bahçesine ulaştım.. Orada fotoğraflar çektim ve videoya aldım.. Konuştum konuştum.. Buranın bir an önce restore edilmesi gerektiğini, söyledim.. Güzel bir köşktü.. Ama dökülüyordu.. Her tarafı dökülüyordu.. Ne merdiven kalmıştı.. Ne çatı, ne pencere.. Bahçesi tarumar olmuş.. her taraf dağılıp gitmişti…

Meydan Fırın’a da oturdum bir süre.. Çayın yanında küçük tuzlu kurabiyelerden yedim.. Kitap okudum.. Yan masada oturan kadınların Rusça konuşmalarına kulak kabarttım.. Ne de çok Rusça konuşan kadın vardı çevremizde… Sonra kalktım.. Yürüdüm de yürüdüm.. Zühtü Paşa Cami’nin karşısından aşağıya doğru hastanenin önünden geçerek, ilerledim ve Fenerbahçe stadyumunun oralardan park girişine ve köprüye, oradan da yukarıya Altıyol Boğa’ya ve aşağıya doğru tramvayları izleye izleye.. Kovan Fırın’a ulaştım.. Kitaplarımı okurken Alp geldi.. Çekimler üzerine konuşuyorduk.. Sonrasında Hakkı Sabancalı’yı da fırının kapısında gördük ve içeriye çağırdık. Gel dedik. Oturduk bir çay içimi altmışlı yıllar pop müziği üzerine konuştuk.. Müziği seviyordu Hakkı.. Hem seviyor hem de geniş bir ilgi besliyor ve bilgilenmek için de elinden geleni yapıyordu…

Hakkı Sabancalı haklı olarak 1965 yılında Hürriyet gazetesince düzenlenen altın mikrofon şarkı yarışması pop müziği geliştirmek için düzenlenmiştir, dedi. Sonra dedi ki Hakkı.. Siyasi hareketler müziği de etkiler ve sloganlar müziğin içine yerleşir. Müzik sanıldığı kadar masum değildir ve kültürel bir emperyalizm oluşturur.. insanlara farkında olmadan onun etkisinde kalır, yönlendirilmiş olurlar… O yıllar aynı zamanda kaset devriminin de başladığı yıllardır.. Sonra arabesk müziğin de yayıldığı yıllar olarak karşımıza çıkar o yıllar, dedi.. Çok haklıydı.. Toplumsal değişim müziğin değişimiyle paraleldi.. Hangisi hangisini etkiliyor ve belirliyor, o tartışılırdı ama.. müzik doğal olarak toplumun yansımasıydı.. birçok nedenden dolayı toplum değişiyor ve müzik de ona ayna tutuyor veya aynası oluyordu…

Bir Cevap Yazın