Kurbağalıdere’nin Üzerinden Geçtim…

Ümit Gezgin

22 Ocak 2023, Pazar

Sabah erken kalkıp markete gittim, iki gazete ve bir ekmek alıp geri geldim eve, martılar için yiyecek çıkarmayı unutmuştum.. ters ters bir martının bana baktığını gördüm karşıki apartmanın çatısından…

Kahvaltıdan sonra yürümeye başladım. Yürürken de dereboyunca ve Kalamış parkının denize açılan koyunda, büyük kaya parçalarının üstünden görünen Moda ve Fenerbahçe sahillerinin görünümlerini çizdim.. Dahası ilerlerdeki Yassıada ve Hayırsızada’nın görünümlerini de bir güzel çizdim.. Prens adalarına doğru bu sisli havada ilerleyen bir vapuru da, önlerindeki yelkenlilerle birlikte ve gökyüzündeki martılarla, sonra aniden kadraja giren kargalarla birlikte de ayrıca çizdim.. Kedileri unutmamak lazım.. Kedileri de çizimlerime dahil ettim.. Sürekli her gün çiziyorum zaten…

Kurbağalıdere’de kurbağa arayan kalmamıştı ama, kurbağa kafe, diye Frog diye kafe açılmış.. Kurbağaları böyle anmak istemişler herhalde.. bir de unutmamak için tarihini Kurbağalıdere’nin… Kurbağalıdere sessiz, durgun ve biraz da küskün.. Kimse onunla konuşmuyor.. Bataklık kuşları çekip gitmiş.. Martılar bile üzerinde uçmuyor artık.. Balıklar da yok.. Ara sıra tek tük balık görüyorum ama.. Onlar da bir görünüyor bir kayboluyorlar.. Onun için küskün dere.. yalnız ve hüzünlü.. Kimseyle derdini paylaşamıyor.. zaten sırdaşı, arkadaşı da kalmadı artık…

Derenin üzerinde bir süre durdum.. Bir iki resim çizdim.. Fotoğraf çekip, video çektim..İlerlere.. sisli yerlere.. Fenerbahçe burnuna, ağaçlara ve fenere baktım.. Aklıma ‘Fenere Giden Yol: Feneryolu’ kitabı geldi.. Bir zamanlar böyle anılıyormuş.. ama o da değişti.. Yol mol kalmadı ortalıkta..

Bugün hava dün gibi yazdan kalma.. Bekliyoruz kar yağsın, yağmur sele dönüşsün.. diye ama.. öyle görünmüyor.. Sere serpe insanlar koşuyor, yürüyorlar.. Özellikle gençler.. Yaşlıları sokaklarda, caddelerde görmek olası değil.. Kıyıda köşede, bankta, parkta..yan yana oturmuş, ellerinde tespih, uzaklara bakarak, kendi aralarında da konuşmayarak zaman dolduruyorlar…

Bulutlu ama bol güneşli ve mavili bir hava var bugün yine ve ben derenin üzerindeyim. Sevmediğim bir köprü burası.. Dere de dere gibi değil.. Ölü bir su birikintisi gibi bir şey.. Akışkanlığı yok.. Denizle buluşmuyor da sanki deniz bu ince uzun, yılankavi çukurun içine dolmuş gibi.. Oysa dere şırıl şırıl akar ve balıklar pul pul parlayarak güneş ışığında yüzer de yüzer.. Gerçi öyle olsa, bu sefer de balık avlamak için insanlar kıytırıktan yapılmış bu köprü üstüne üşüşürlerdi.. Kısa zaman önce scooterler doldurmuştu dere üstü köprüsünü.. bu sefer de balıkçı müsvetteleri doldurur.. yine yürünmez hale getirirlerdi köprü üstünü…

Altıyoldaki kilisenin oraya gelince kalabalığın birden yoğun bir şekilde arttığını, sanki her milletten insanın buraya üşüştüğünü gördüm.. Durmadan sayıları artıyor ve gelenler de ilkönce ortadaki boğa heykelinde fotoğraf çektiriyor ve sonra da Bahariye Caddesi’ne doğru tırmanıyordu.. Caddenin ortasından da nostaljik tramvay geçiyordu.. Bir işe yaramayan ve kırmızı rengi dökülmüş dış boyasıyla ve içindeki sıkış tepiş yaşlı kalabalığıyla üçüncü dünya malı yürür yürümez tuhaf bir raylı araca benziyordu…

Geçtim Altıyol’dan da.. aşağıya deniz kenarına, Haldun Taner Tiyatro binasına doğru ilerlerken, ilk ışıklardan yukarıya, ara sokaklara, daha çok erkek berber dükkanlarının bulunduğu sokaklara daldım.. Aynı zamanda barlar, esnaf lokantaları, gençler için kafeler, sahaflar, kahveciler, kırtasiyeler.. Dükkanlar dükkanlar.. ara sokaklardaki insanların tuhaf duruşlarını anlamak mümkün değil.. ve bazıları duvar diplerinden bakıyorlar insan yüzlerine…

Kadıköy çarşıya indim, ordan da aşağıya, eski Fazıl Hüsnü Dağlarca Sokağı’nın ordan daha aşağıya, sahil meydana, parkın oraya indim ve kaldırıma doğru hareketlenen martıyı gördüm.. Zavallı hayvan açlıktan nefesi kokuyordu ki insanların elindeki yiyeceklere artık saldırıyordu çaresizce… Kaldırımlarda insanlar geziniyor. Birbirine sokuldukça sokuluyordu.. Ağaçlar dallarını betonların soğuk yüzlerine uzatıyor, ayakkabılar çarık çürük kaldırım taşlarına bastıkça esniyor, eğilmiş tabelalar, işaret vermekten ziyade anlam karmaşasına sebep oluyordu.. Düzenden ziyade düzensizlik egemendi her şeye…

Vapura binerek geçtim Beşiktaş’a ki.. orası her zaman gittiğim bir yerdi resim çizmek ve kitap okumak için.. Hemen her gün kitap okuyordum, yazıyor ve çiziyordum.. Antreman önemliydi ve bu konular ihmale gelmezdi.. Doğayı, çevreyi, insanı anlamak için.. durmadan yazmak çizmek gerekiyordu.. O anlamda bir yazar ve çizer olarak durmadan bu işleri yapmak gerekiyordu. Ahmet Rasim de, durmadan yazmaktan bahsetmez mi.. Keza, resim için de böyledir bu.. Çizmeyen ressam olur mu…

Alışkanlıkla yürüyor bu insanlar kaldırımlarda, meydanlarda şaşkın ördek gibi bakıyorlar birbirlerine ve çevreye.. Hatta utanıyorlar veya sıkılıyorlar birbirlerine bakmaktan.. Ağaçlara, kaldırımlara, binalara, direklere, yol tabelalarına daha çok bakıyorlar.. Veya, en iyisi telefonlarına.. Telefonlar çıktı.. insanlar rahatladılar.. Rahatlıkla oyalanabiliyorlar ve böylece çevreden gelebilecek psikolojik baskılardan da kurtuluyorlar.. oh be, dünya varmış diyorlar içlerinden.. Telefonlar çünkü bu özgürlüğü yarattı..

Denizin kenarındaki insanlara, daha çok gençlere bakıyorum… İnsanlar dışarda niye bulunuyorlar.. Ne yapmak istiyor insanlar sokaklarda, caddelerde, vapurlarda, trenlerde.. Birbirlerine kendilerini göstererek varmak istedikleri hedef ne…

Yürüyorum, ardıma bakmadan yürüyorum ve denize, sonra Boğaz sularına ulaşıyorum. Karşıda Üsküdar görünüyor. Bir vapur geliyor köhne.. Kadıköy’e yüzbin kez ulaştıracak insanları.. Genelde genç insanlar taşıyor vapurlar ve bir poz, bir takıntı, bir hava ve boşluk içinde herkes.. Hiçbirinin elinde kitap yok. Kitap kültürü oluşmadan yok olmuş zaten…

Tankerlere, vapurlara, teknelere, yelkenlilere bakıyorum.. Sonra uzaklardaki adalara… Sisler ardında kalmış adalara bakıyorum. İstanbul silüeti büyülüyor beni ve şairleri daha iyi anlıyorum.. Onlar da şehri anlamak için şiir yazıyorlar zaten… Ressamların da anlamak için değil mi yaptıkları resimler…

Bir Cevap Yazın