YUSUF KATİPOĞLU Resim Sergisi 4 Kasım’da Trabzon Kültür Derneği Beylerbeyi’nde Açılıyor…

Kendi Estetiğini Kurmuş Bir Sanatçı Olarak
YUSUF KATİPOĞLU

Ümit Gezgin
Sanat Eleştirmeni

Sanat kendini var etme sürecinin adıdır. Hangi sanat alanı olursa olsun, sanatçı o sanat alanı içinde kendi estetiğini, kendi gerçekliğini var eder ve geliştirir. Bütün büyük sanatçılara bakılsın, ortak özellikleri kişisel varoluşlarını üslup bütünlüğü içinde oluşturmalarıdır. Üslup bütünlüğü; kendine ait bir tarzın, bir anlayışın, bir ifade biçiminin adıdır. Ve, gerçek sanatçı olmanın da önemli bir göstergesidir.

Yusuf-Ursula Katipoğlu


Sanat tarihi aslında gerçek sanatçıların tarihidir. Bu sanatçılar kişisellik ve derinlik üzerinden sanatlarını var etmişlerdir. Van Gogh’tan Picasso’ya, Monet’ten Degas’a ve diğer bütün ressamlara kadar resim sanatı kendi estetiklerini kurmuş sanatçıların tarihidir.


Akademik disiplinden gelen, önemli ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyesinden mezun olan Yusuf Katipoğlu da, kendi kişisel estetiğini kurmuş Türk ressamları içinde özgün yerini muhafaza etmektedir. Yerelden evrensele uzanan çizgi içinde, yüksek bir estetik realiteyle üretimini sürdürmüş olan Katipoğlu, geleneği dünya ölçeğinde yeniden kurgulamasıyla kalıcılık kazanmıştır.

Sanatçının bir eseri


Anadolu kültürü içinde yaratıcı bir özgünlüğe sahip Karadeniz’in tüm görsel birikimini, yeniden yorumlayarak ve kendi kişisel tarihi içinde harmanlayarak aktaran Yusuf Katipoğlu, Karadenizli, Trabzonlu olmanın onurunu ve birikimi de hem yaşamında, hem de sanatında ziyadesiyle göstermiştir.

Sanatçının bir eseri


Sait Faik‘in insan sıcaklığına benzer bir hümanizma içinde Katipoğlu; hep insanlara, doğaya, denize yakın durarak, kendi kültürünün görsel-düşünsel gerçekliğini, estetiğinin anlatımlarına taşımıştır. Bu anlatım, geleneksel sanatlarımız olan, başta hat sanatından da beslenmiş ve resimlerinde özgün bir potada eritilmiştir.

Sanatçının bir eseri


Çizgisel bir ritm duygusu onun bütün resimsel dünyasının içinde başat bir öge olarak yerini almıştır. Soyutlanmış kompozisyonlar, bir yorum resmini karşımıza çıkarır. Ama o, resmi süreklilik içinde algılamış, salt soyutlama ve yorumlama değil, gündelik ve günlük olanın da eskizlerini, gerçekçilik içinde durmaksızın çizmiştir. Bu yönüyle günlük tutan bir yazar gibidir Yusuf Katipoğlu. Durmaksızın ürettiği eskizler, tasarılar, yorumlar, taslaklar.. Onu hem beslemiş, hem de ressam olarak bu işi ne kadar ciddiye aldığını göstermiştir.


Yusuf Katipoğlu Karadeniz Dalgaları Gibi Dinamik Bir Resim Diline Sahiptir

Eskiz çizimleri başta olmak üzere, bütün resimleri dinamik bir yapı içinde gelişmiştir. Bu onun karakteridir aynı zamanda. İnsanlarla iletişimi, doğaya, çevreye, denize, mekana bakışı, hep insan sıcaklığının, ülkesine ve değerlerine tutku derecesinde bağlılığının izi olarak yansımıştır.

Sanatçının bir çalışması


Dalgalar, yelkenliler, insan figürleri.. Karadeniz’in tüm hırçınlığı, yorumlanmış bir kaligrafik düzenek.. en önemlisi her zaman pentür kalabilen ve resimsel kalibresi yüksek bir estetikle gözler önüne serilir. Katipoğlu ne çizer, ne boyarsa boyasın, tüm bunları hem kişiselleştirip, özgün bir yüksek estetik yapıya kavuşturur, hem de kendi kültürünün derin izlerini nakşetmesini bilir. Bu yönüyle Türk resmi içinde özgün ve kalıcı bir sanatçı olmayı çoktan haketmiştir.


Resimlerindeki coşku onun karakter izidir. Bütün renkleri kullanmak isteyen, bütün dinamik çizgileri, kendi kültürü içinde yeniden var eden sanatçı, insan sıcaklığı içinde, insana, onun varoluşuna dokunan içten kompozisyonlar kurgular. Onun resimleri, yaşam biçiminin mütevaziliğiyle kuşanmıştır. İnsanlara tepeden bakmaz, sarar insanı; görsel, düşünsel anlamını her sanatla iletişim kurmak isteyene açar. Bu yönüyle bize has değerlerin dünya ölçüsünde sanatçısı olarak karşımıza çıkar Katipoğlu. Resmin bir hümanizma olduğu gösterir. Bu kişiliğinin izinde bir sanatı aracısız ve abartısız kurmuş ve geliştirmiş olmasından gelir. Temelini Karadeniz’in hırçın dalgalarına borçlu olsa bile, o hırçınlığın aslında insan sevgisinin, doğallığın bir yansıması olduğunu gösterir.

Otoportre


Sonuç olarak Yusuf Katipoğlu soylu sanatçılar gurubunda yer alır. Kendi estetiğini oluşturmanın insanla birlikte mümkün olduğunu bilirdi. Onun için resim yaşam biçiminin tümü anlamına geliyordu. Yaşadığı gibi resim yaptı. Her zaman için kendi karakterinin, değerlerinin, insanlığının izini sürdü…

YUSUF KATİPOĞLU
Yusuf Katipoğlu, 1941 yılında Ferit ve Nedime Katipoğlu’ nun ilk çocuğu olarak Trabzon’da dünyaya geldi. Limanın üzerindeki mahallede üç kız kardeşin tek abisi olarak güzel bir çocukluk geçirdi. İlkokul ve ortaokul dönemlerinde resme olan yeteneği ortaya çıktı. Trabzon lisesini bitirdikten sonra İstanbul’daki Güzel Sanatlar Akademisi giriş sınavlarına girdi ve resim bölümünü kazandı. Bir sene boyunca alınan genel dersleri tamamladıktan sonra 1962’de atölye seçimiyle Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi oldu. Dönemi için çok kapsamlı, zengin ve kültürel bir ortam içerisinde yer almak onun sınırlarını geliştirerek ufkunu açmasını sağladı. Kendine özgü tarzı o zamandan kendini belli ediyordu. 1969’da mezun oldu ve sonrasında iki sene boyunca Keşan’da askerlik görevini yerine getirdi. Askerliği sırasında da sanatsal faaliyetlerini sürdürmeye gayret etti. 1971’de Avrupa burs sınavı için hazırlanan sergiye katıldı.

Ursula-Yusuf Katipoğlu karma sergilerinde


1972’de memleketine dönerek Maçka Lisesi’nde resim öğretmeni olarak görev yapmaya başladı. Öğretmen olarak öğrencileriyle kurduğu sıcak ve candan ilişkileri hayatı boyunca sürdürdü. Öğretmen olarak çalışırken bir yandan Trabzon’da kendi atölyesini kurdu. Maçka’dan sonra Trabzon merkezde ortaokul ve lise öğretmenliğine devam etti. 1975-78 yılları arasında Trabzon’da Güzel Sanatlar Galerisi’nde kendi kişisel sergisini açtı. Bu dönemlerde Trabzon Maraş Caddesi’nde hala sergilenmekte olan bakır duvar rölyefini yaptı. İstanbul’daki ilk kişisel sergisini ise 1977’de Taksim Belediyesi Sanat Galerisi’nde açtı. Bu yıllarda ilk Avrupa seyahatine çıktı ve Amsterdam’daki Van Gogh müzesi başta olmak üzere birçok sanat müzesini ziyaret ederek bir hayalini gerçekleştirmiş oldu. 1978’de İsviçreli ressam Ursula Soltermann ile tanıştı ve İsviçre’deki Galeri Jodok’tan aldığı davet üzerine orada bir sergi açtı.

Sanatçının bir çalışması


1980’de öğretmenliği bıraktı, Ursula Soltermann ile hayatını birleştirerek İstanbul Kuzguncuk’a yerleşti. Böylece yepyeni bir dönem başladı ve kendini tamamen profesyonel resme verebildi. Zor ekonomik şartlarda iki ressam yine de verimli çalıştılar. 1984’te oğlu Burak ve 1988’de Ferit dünyaya geldi.

Sanatçının bir çalışması

1986’da Özel Karadeniz Hastanesi için İbn-i Sina temalı fayans üzerine büyük boyutlu bir duvar resmi yaptı. Böylece resim dışındaki çalışmalarda da yer alıp kendi özgünlüğünü yansıtabilmiş oldu. Ancak Karadeniz’in hareketliliği ve insanının sıcaklığı onun sanatından hiçbir zaman kaybolmadı. 1980’den itibaren ölümüne kadar yurt içi ve yurtdışında sayısız sergi açtı. Bu sergiler içerisinde İsviçre’de gerçekleştirilenlerin ayrı bir önemi oldu. Gezdiği birçok müze onun heyecanını ve ilhamını artırarak kendi özgün yaratımına daha çok sahip çıkmasını ve daha büyük bir güvenle ortaya koymasını sağladı. 1996’de Kuzguncuk’ta birkaç atölye değiştirdikten sonra Beyoğlu Asmalı Mescit’te bir atölye tuttu ve oradaki sanat çevresine büyük bir heyecan ve tutku ile daldı. Avni Arbaş, Ömer Uluç, Orhan Taylan, Gürdal Duyar ve Muzaffer Akyol gibi birçok sanatçı ile buluştu. Yalnızca usta sanatçılardan değil, Asmalı Mescit’te yer alan sokak ressamlarının, müzisyenlerin ve tiyatrocuların renkli hayatlarından da ilham aldı ve beslendi. Bu verimli ortam onun birçok büyük boyutlu resmini tamamlamasını sağladı. Sanatının bu evresinde; ilk resimlerindeki Karadeniz etkisi İstanbul’a dair öğelerle harmanlanarak kendini gösterdi. Her gün Asya ve Avrupa arasında gelip giderken elinden sayısız Kızkulesi deseni çıktı.

Sanatçı ve eseri


Beyoğlu’nun zamanla değişen ruhuyla birlikte, 2004’te tekrar Kuzguncuk Tahtalı Bostan Sokak’taki güzel atölyesine yerleşti. Çalışmalarına orada devam etti ve bu onun için daha sakin ve üretken bir zaman dilimi oldu. Yenigün Sokak’taki son atölyesinde iki sene çalışabildi. 2018’de yaşamı sona erdi. Resimleri ise, dünyanın ve Türkiye’nin birçok yerinde yeni yerlerini buldular.

Kişisel Sergilerden Seçmeler:
1975-79 Trabzon Devlet Güzel Sanatlar Galerisinde kisisel ve karma sergiler
1977 Belediye Taksim
1979 Galerie Jodok, Isviçre
1981 Belediye Taksim Sanat Galerisi
1982 Turkuvaz Sanat Galerisi, Ankara
1982 Hobi Sanat Galerisi, Istanbul
1983 Turkuvaz Sanat Galerisi, Ankara
1984 Galerie Von Der Klostermauer, St. Gallen Isviçre
1986 Hobi Sanat Galerisi
1987 Galerie Tenne, Isviçre
1988 Hobi Sanat Galerisi
1989 Galerie Baumberger Isviçre
1989 Galerie Jodok Isviçre
1989 Grifon sanat Galerisi Ankara
1990 Hobi Sanat Galerisi
1992 Kaleiçi Sanat Galerisi Antalya
1992 Hobi Sanat Galerisi
1993 Arda Sanat Galerisi, Ankara
1993 Makedonya Kolonisi Davetli Sanatçisi sergisi, Makedonya
1994 Ares Sanat Galerisi, Istanbul
1994 Galerie Jodok Isviçre
1996 Kiziltoprak Sanat Galerisi
1996 Harmoni Sanat Galerisi
1996 Dadyadost Sanat Galerisi (Knidos Festivali davetlisi)
1996 Isviçre Konsoloslugu Binasi, Istanbul
1999 Galatea S.G. Beyoglu, Istanbul
1999 Datça Belediyesi S.G.
2000 Galerie Project a.Iyc.c Freiburg, Almanya
2002 Harmony Sanat Galerisi, İstanbul
2003 Oda Sanat Galerisi, İstanbul
2004 Harmony Sanat Galerisi, İstanbul
2005 Myra Sanat Galerisi, İstanbul
2006 16. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, İstanbul
2007 Harmony Sanat Galerisi, İstanbul
2008 Teksin Sanat Galerisi, İstanbul
2010 Galatea Sanat Galerisi, İstanbul
2013 Harmony Sanat Galerisi, İstanbul
2014 Galatea Sanat Galerisi, İstanbul
2015 Galeri Diani, İstanbul
2016 Harmony Sanat Galerisi, İstanbul (Ursula Katipoğlu ile)
2017 Caddebostan Kültür Merkezi, İstanbul
2018 Galeri Diani, İstanbul

TRABZON KÜLTÜR DERNEĞİ
Adres:
Abdullah Ağa Mahallesi Fıstıklı Mescit Sokak No:5 Beylerbeyi – İSTANBUL
0216 422 45 55
info@trabzonkultur.org.tr

Bir Cevap Yazın