Ayşe Kulin’in Yazarlığı Üzerine

 Pelin Gürbüz

Bazı yazarlar çok boyutlu bir kimlik gösterirler. Ayşe Kulin de bu çok boyutlu yazarlar arasındadır. Biyografiden, romana, hikayeden, denemeye, anıya, senaryoya, metin yazarlığına kadar; adeta yazı alanının bütün dallarında faaliyet göstermiş ve başarılı da olmuştur.

Özgün bir anlatı ve dilin de aynı zamanda temsilcisidir Ayşe Kulin. Onu bir Kerima Nadir romancısı olarak göremeyiz, bazılarının ısrarlı olarak oraya ötelemeye çalışmalarına rağmen. O bal gibi sanatsal yazarlıkla, gazetecilik arasında; anlaşılır olan bir dil kurgulayarak; topluma ulaşmayı başarmış bir yazardır. Anı kitapları bile yüzbinlerce sattığına bakılırsa, Türk edebiyatı üzerinde kitleselleşmiş, gerçek anlamda popülerleşmiş bir yazardır.

Orhan Pamuk da popüler olmasına popülerdir ama, onun kitaplarını başından sonuna kadar bitiren insana rastlamadık. Bu yönüyle Orhan Pamuk yazarlığı sanatsal sofistike üzerine kurulu bir yazarlıktır. Sanatsallığı bir kenara, o hiç değilse Türk toplumu içinde Ayşe Kulin’le kıyaslandığında okunur ve sevilir bir popüler kabule ulaşamamıştır.

Belki Ayşe Kulin de, Orhan Pamuk gibi kişisel tarihinden, aile ve akraba çevresinden besleniyor, anılarını ve konularını oralardan çıkarıyor. Bu elbet her yazarın başvurduğu bir yöntemdir. Doğaldır da.. Yazar en iyi tanıdığı ve tanığı olduğu olay, olgu ve kişileri anlatacaktır ki, bu edebiyat için de olmazsa olmazdır.

Ama anlatım rahatlığı, anlaşılır olma ve kitleye ulaşma noktasında Ayşe Kulin her zaman için önde olmuştur ve önde olmayı da, doğal olarak sürdürecektir. Zaten bunu da hak etmektedir…

AYŞE KULİN

Ünlü gazeteci ve yazar Ayşe Kulin, 26 Ağustos 1941’de dünyaya geldi. İlkokulu Ankara’da, liseyi ise İstanbul’da Amerikan Kız Koleji Edebiyat Bölümü’nde okudu. 1961’de mezun olup yazar olmaya karar verdi. Aynı yıl evlendi, kısa süre içinde çocuk sahibi olunca üniversite eğitimi göremedi.  Sinema, televizyon ve reklam filmlerinde senarist, sahne yapımcısı ve sanat yönetmeni olarak çalıştı. Ayrıca gazete ve dergilerde editörlük ve muhabirlik yaptı. 1984’te öykülerinden oluşan ilk kitabı “Güneşe Dön Yüzünü”  yayınlandı. Kitaptaki “Gülizar” isimli öyküyü “Kırık Bebek” adıyla senaryolaştırdı ve bu film ile 1986’da Kültür Bakanlığı Ödülü’ne layık görüldü. 1986’da “Ayyaş ve Kiracıları” isimli dizinin sanat yönetmenliğini ve sahne yapımcılığını üstlendi ve bu çalışmayla Tiyatro Yazarları Derneği En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’ne layık görüldü.  1996’da Münir Nureddin Selçuk‘un hayatını kaleme aldığı “Bir Tatlı Huzur” kitabını yazdı. Yazdığı “Foto Sabah Resimleri” öyküsü ile aynı yıl Haldun Taner Öykü Ödülü’ne layık görüldü. Sonraki yıl aynı öyküsü ile Sait Faik Hikâye Armağanı ödülünü de aldı.

1997’de Aylin Devrimel’ in hayatını kaleme aldığı “Aylin” isimli biyografik romanı yazdı. Bu kitapla çok geniş kitlelere ulaşan Kulin, İstanbul İletişim Fakültesi Yılın Yazarı Ödülü’nün sahibi oldu.  1999’da yazdığı “Sevdalinka” romanı İstanbul İletişim Fakültesi tarafından Yılın Romanı seçildi. 2001’de doğudaki yaşanan dramın kökenini ve cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini konu alan romanı “Köprü” yü yazdı. Bu romanı 2006 yılında bir tv dizisine uyarlandı. 2002’de İkinci Dünya Savaşı’nda Yahudileri soykırımdan kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarını bir aşk öyküsüyle anlatan “Nefes Nefese” adlı romanını yazdı. Kitap 34 ülkede yayınlandı. Aynı yıl “Babama” isimli otobiyografi kitabını yazdı.

2004’te “Gece Sesleri” romanını yazdı ve roman 2008’de televizyon dizisine uyarlandı. 2009’da Türkan Saylan‘ın hayatını konu alan romanı “Türkan” ı yazdı ve bu biyografik romanı da 2010’da televizyon dizisine uyarlandı. 2008’de “Sit Nene’nin Masalları” adlı çocuk kitabını yazdı. 2011’de eşcinsellik temalı romanı “Gizli Anların Yolcusu”, 2016’da “Kanadı Kırık Kuşlar” adlı romanları yayımlandı. Yazarın son kitabı “Her Yerde Kan Var” 2020’de yayımlandı.

Tür: Deneme, roman, öykü, biyografi, araştırma

Öne çıkan eserleri: Güneşe Dön Yüzünü, Aylin, Sevdalinka, Füreya, Nefes Nefese, Türkan

Bir alıntı: “Ölüm haberi vermek, ölüm haberi almaktan çok daha zormuş meğer. İnsanın yüreğine bir suçluluk hissi gelip oturuyor, sanki o kişinin ölümüne kendi sebep olmuş, sanki dudaklarından dökülmese, bir cümle haline gelmese, ölmüş olan yaşamına devam edecekmiş gibi geliyor.”

Bir Cevap Yazın