Hava Kararıyordu

Selma Gülsoy

Gitgide daha fazla hava kararıyordu. Evden çıktığımda kargaların gökyüzünde martılarla dalaştıklarını gördüm. Çığlık çığlığa ses dalgaları gökyüzünü ve her tarafı dolduruyor, köşedeki fırının önünde çay içip ve sohbet eden insanlar aynı zamanda çevrelerini dikizliyor, biriyle de göz göze gelmemeye özel bir özen gösteriyordu. Büyük bir bina daha diğer köşede yükseliyordu. Bağdat Caddesi mütahiti olarak ünlenen bazı girişimciler ve türlü inşaat şirketleri dört bir tarafta olduğu gibi, bizim oturduğumuz mahallede de inşaatlar yapıyorlardı. Yine köşede kedi köpek heykeli vardı. Güzel de.. sokaktaki kediler ve köpekler açlıktan kıvranırken, bu heykele ne gerek var, diye düşündüm içimden. Belediye heykel sanatını para kazanma aracına dönüştürüyordu. Bazılarına da para kazandırıyordu. Çünkü bu heykeller yarışmasız düzenleniyordu. Birilerine sipariş ediliyor. Siparişi alan kişi mezartaşı yapanlara bu heykelleri hemencecik yaptırıyordu.

Kadıköy, Fenerbahçe, Selamiçeşme, Kalamış.. özellikle Kalamış Parkı, Fenerbahçe Parkı türlü heykellerle, hele hele kötü heykellerle doluydu. Kendi kendime soruyordum kim yapıyor bunları, diye.. Doğru düzgün de cevap alamıyordum. Her neyse, yürüyordum, ışıklara doğru yürüyordum. Yerdeki parkelerin bazıları kırık, bazıları çukurluydu. Allah’tan yağmur yağmıyordu da çukurlar dolmuyor ve üstümüz başımız çamura bulaşmıyordu.

Gökyüzü git gide daha fazla grileşiyor, mavilik dozu koyulaşarak artıyordu. Ağaçların çoğu koyu yeşilliklere, sokak ışıklarının vurduğu noktaları sarımtırak ve açık yeşil renklere bürünüyor. Büyük binalar gökyüzüne doğru yükseliyor, karanlık arttıkça, heyula gibi insanların üstüne üstüne geliyor binalar. Karanlıkta sokaklar daha da kısalıyor, daralıyor, binalar daha büyüyor, Gülyabani gibi insanların üzerine gelen devlere dönüşüyorlar.

Bir insan nedir ki bu binaların arasında.. Hızla sokaklarda ve caddelerde gidip gelen araçların akşam alacasında fışkıran far ışıkları gözleri alırken, araçlardan çıkan homurtular insanları, özellikle çocukları daha fazla tedirgin ediyor.

Sokaklarda, caddelerde yürümek zevk vermiyor. Oysa konforlu olabilirdi. Güzel, uyumlu bir şekilde bir yapı halinde ilerleseydi. Bu kadar da düzensiz olmasaydı kaldırımlar, o eski köşkler muhafaza edilseydi. Ne güzel olurdu..

Dışarı çıktığıma pişman oldum adeta. Belirsiz yüzlere bakmak, otururken, yürürken sürekli dedikodu üreten insanlardan bıktım. Karanlığın içinde, kaldırımlarda, şehir ışıkları içinde yürüyorum. Gerisin geri eve dönüyorum…

Bir Cevap Yazın