Hiç Tanımadığım Bir Yazarın Kitabını Okurken

Seçil Pınar

Hiç tanımadığım bir yazarın kitabını okuyordum. Bir sahafta veya ‘Sahaf Günleri’nde Kadıköy veya Beşiktaş’ta, olmadı Bostancı köşede, orda el arabasının içinde ve duvar üstünde ikinci el kitaplar satan adamdan da almış olabilirdim. Sade bir kitaptı.. Ayşe Kurnaz Güven yazıyordu yazarın adı olarak, 1933 doğumluydu, bayağı yaşlıydı. Okumaya başlayınca şaşırmış, taze, samimi bir anlatımı olduğunu, düşünmüştüm.

Niye bu yazarların kitaplarını tanınmış yayınevlerinin baskılarında ve her kitapçıda görmüyoruz, diye düşündüm içimden.. Bunda bir sakatlık vardı. Kitap yayınlamak zor olsa gerek. Veya popüler olduktan, ya da ödül aldıktan sonra kitaplar ünlü yayınevleri, kitapçılar tarafından basılıyor ve ön raflarda, vitrinlerde yerini alıyor ve tanınmış edebiyat eleştirmenleri ve hatta belki Doğan Hızlan köşesinde övgüler yağdırıyordu..

Anlamıyordum.. Bu ilişkileri, bu durumu, anlamıyordum. Niye herkes kitaplarını rahatlıkla bastıramıyor, niye her basılan kitap medyada gerekli, eşit tanıtımı bulamıyordu. Hiç görmemiştim bu kitabı raflarda.. geçtim rafları, vitrinleri, sayıları zaten çok az olan kitapçılarda, sahaflarda bile yoktu. Tesadüfen bir yerde bulmuştum. Tam hatırlayamasam bile bulduğum yeri. Bir yerde, tesadüfen bulmuştum..

“Okşasam Saçlarını” ismi vardı kitabın ve “Ayşe Öğretmenden Öyküler ve Üç Şiir” diye de alt açılımı. Ne kadar duru, içten bir takdim. Profesyonel hokkabazlıklar yoktu yani kitapta. Reklam, atmasyon devreye girmemişti.

Çok meraklıydım kitaplara. Üniversite yıllarında da meraklıydım. Uzun yıllar bankada çalıştım. Bir an önce işim bitse de eve gidip kitap okusam veya bir çay bahçesine, kafeye oturup kitap okusam, diye iple çekerdim zamanın geçmesini.. O kadar çok seviyordum kitap okumayı. Yazmaya yeteneğim olmadığını biliyordum. Belki bir not defterim vardı, zaman zaman aklımdakileri veya beğendiğim kitaplardaki bazı satıları yazmaya.. Ama öyle hikaye, roman veya şiir yazacak kadar yeteneğim yoktu. Bunun donanım, çok kitap okumakla da bir yönü olduğunu sanmıyordum. İşte ben çok kitap okurdum, hala okurum.. Bazen dönüp dönüp aynı kitabı belli aralıklarla yine okurum.. Ama yazamıyorum. Doğrusu bundan da yüksünmüyorum. Bence kitap okumak yazmaktan daha zevkli, daha çok mutluluk veriyor bana..

Özellikle tanınmamış, pek bilinmeyen, kıyıda köşede kalmış Türk yazarların kitaplarını okumak, başka bir keyif veriyor. Bizim tarihimiz, mekanlarımız ve insanlarımızdan bahsediyorlar çünkü..

Hiç ayrım yapmadan, mutlaka hikaye, roman.. Elbet bunları daha çok okurum.. Diğer kitapları değil.. Bunlar daha sahici, daha gerçekçi geliyor bana.. Belki içinde insan olduğu için, samimiyet, iç konuşma ve gözlem olduğu için olabilir. Hayat, canlılık buluyorum o kitaplarda. Bir de anı kitapları.. Onlarda da o samimiyet ve içtenlik var. Sonra hepsi gerçek hayattan alınma, tarihle ilgili, mekanla ilgili, en çok İstanbul’un, semtlerinin geçmişiyle ilgili seyler..

“Adalı Olmak” öyküsü ayrıca etkiledi beni. Girişinde şunları yazıyor yazar; “Ada’ya yeni taşınmıştı. Yakınlarından; “Bu yaşta, tek başına Ada’da yaşamak doğru mu?” diye eleştirenler olduğu gibi, aynı yaşlardaki arkadaşlarından; “Bu yaşta, bu cesareti gösterdiğin için seni kutluyorum” diyen de vardı.”

Bana göre harika bir yazı. Samimiyet.. Durulur.. İçtenlik.. Ben de adaları seviyorum. Ama hiç düşünmedim yaşlılığımda adalardan birine gidip oturmayı. Belki ben yazar kadar cesur değilim. Daha korkağım. Birçok ihtimali düşünüyorum. Hastalık gibi.. Ama cesur olmak lazım. Zamanı durduramayacağımıza ve eninde sonunda öleceğimize göre.. İç sesimize kulak vermek lazım..

Takdir ettim yazarı. Kitabını keyifle okumaya devam ediyorum…

Bir Cevap Yazın