Mecidiyeköy’den Beşiktaş’a, oradan da Kadıköy’e geldim…

Kadir Uzman

Baktım kalabalık her yer. Otobüsler, yollar, kaldırımlar, gökyüzü.. her taraf tıklım tıklım. Korkarak bindiğim metrobüs de tıklım tıklımdı. Yan yana gidiyorduk. Korkuyordum ama yapacak bir şey yoktu. Herkes de bu kadar kalabalıkta yolculuk yaptığım halde, şakır şukur, çata pat konuşuyordu.

Telefona mı bakayım, çıkarıp kitap mı okuyayım, dışarıyı seyrediyor gibi yaparak oyalanayım mı, diye kara kara düşünürken, insanların bu pandemi zamanlarındaki sorumsuzlukları ve sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranan insanlara hiç kafam ermiyordu.

Gökdelen gökdelen.. Pis kokuyordu metrobüs.. Doğru düzgün temizlenmiyor, demek ki bu araçlar, diye düşünmeye başladım. Mecidiyeköy’e yaklaştıkça gökdelenlerin, gri gökyüzünün, ufuksuzluğun görünümleri iyice artmıştı. Ben mi görüyordum bunları.. Kimsenin kafasını çevirip de dışarılara baktığı yoktu. Bakanlar da boş gözlerle bakıyor, herhangi bir merak duygusu taşımıyordu.

Şehirde yaşamak zaten karmaşık duygular gerektiriyor.. bıkkınlıkları aşmak gerekiyordu. Sürekli bıkkınlık, sürekli umutsuzluk.. Sürekli kararsızlık. Şehir, bu şehir bu duyguları yoğun olarak hissettiriyordu. Ben de bu duygular içindeydim. Kararsızlıklarım günden güne artıyordu. Mecidiyeköy durağında inenler binenler oldu. Kalabalık burada daha fazla çoğaldı adeta.. İnenlerden çok binenler oldu.. Sıkış sıkış Zincirlikuyu’ya kadar böyle gittik. Artık dayanamadım Zincirlikuyu’nda indim. Orda da inenler binenler arttı eksildi.. Metrobüs Söğüklüçeşme’ye gidecekti doğrudan. Ben artık dayanamadım indim metrobüsten..

Kalabalık içinden sıyrılmak da, yürümek de kolay değil. Merdivenleri çıkarken bile insanlardan uzak durmaya çalışıyordum. Zincirlikuyu’dan üste, yola çıktığımda, Boğaz’a dönen trafiğin adım atacak yer bırakmadığını görerek, iyice şaşırdım. Yahu, şehrin her metresi yaşanmaz hale gelmişti adeta. Adım atmak mümkün değildi. Binalar gözümüzü kesiyor, insanların kalabalığı önümüzü görmemizi engelliyor, trafik ve gürültüler kulaklarımızı tırmalıyor..

Bekledim bekledim.. O kalabalık trafikte otobüs, Beşiktaş’a giden otobüs bekledim. Benimle birlikte çoğu genç insan bekliyordu. Trafik git gide daha da yoğunlaşıyordu. Gri bulutlar toplandıkça toplanıyordu üstümüze.. Uzak ufuklar silikleşiyor, binalar zaten uzakları görmemizi engelliyordu. Bir bıkkınlık, bir usanmışlık hissi içinde, Beşiktaş’a giden tıklım tıkış otobüse zor attım kendimi. Tutundum, telefona baktım, kimseyle göz göze gelmemeye çalıştım. Dışarda akan görüntülere, hareketli insanlara, duraklara, dönüşüme uğramış binalara baktım. Suya, Boğaza yaklaştıkça biraz rahatladım. Beşiktaş meydanı yeni düzenlemeyle ortaya çıkmış, meydanı işgal eden büfeler, kafeler kaldırılmıştı. Rahatlamıştı adeta meydan. Ferahlamış, Boğazla daha fazla buluşmuş, meydandaki tek tarihi iskele bütün görkemiyle ortaya çıkmıştı. Telaşla koşuşturan, vapurlara motorlara yetişmeye çalışan insanlar vardı. Taksiler, arabalar, bir iki otobüs meydanda bekliyordu. Bir vapur süzülerek ikinci Kadıköy iskelesine yanaşıyordu. Bir çay içeyim, diye düşünürken, Boğaz kenarında oturan çoğu genç insanlara da bakıyordum.

Akşam inmeye başlarken vapura attım kendimi. İçerisinin havası boğucu geldiği için vapurun güvertesine çıktım alelacele.. Orası da ağzına kadar insan doluydu. Bir de çocuklar vardı bağrış çağrış içinde. Tam kafa şişirici bir durum. Akşam iyisinden inmiş, şehir görkemli ışıklarını yakarak, çirkinliğini iyisinden örtmüştü.

Kadıköy’e kalabalıkla birlikte indim. İskele kenarında biraz yürüdüm. Bir iki fotoğraf çektim. Kitapçılara mı uğrayayım, yoksa kırtasiyeye gidip, kalemlere mi bakayım, diye içimden geçirirken, genç insan kalabalığının bütün bankları, parkları, meydanları, kafeleri, lokantaları, barları.. kısaca her yeri doldurduğunu gördüm. Gökyüzü iyisinden karanlıklara gömülürken, martılar da sessizce kanat çırpıyorlardı..

Bir Cevap Yazın